Yazının yazıldığı sırada çerçeve yasasının tam metnini görmüş değiliz. Ancak sızan bilgiler ışığında kısmen bilgi sahibi olmanın ötesinde, derinlikli bir analiz için henüz çok erken. Öcalan’ın “Bin kilometrelik yol ilk adımla başlar” belirlemesinin ardından tünelin ucunda bir ışığın görüldüğünü anlayabiliyoruz. Çerçeve yasası göstermeliğin ötesinde, küçük de olsa bir demokrasi sinyali veriyorsa bu, Türkiye’nin değişim ve dönüşümünün ilk adımı olabilir. Zira DEM Parti Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın yaptığı açıklamada yasa için “muhteşem” ifadesini kullanması da çözüm umudumuzu güçlendiriyor. Bakırhan kuşkusuz bu sır dolu görüşmelerde en çok bilgiye sahip olabilecek ender insanlardan biridir; dolayısıyla açıklamaları en çok dikkate alacağımız taraftır.
Çerçeve yasanın sınırları konusunda tam bilgi sahibi olmasak da statüko kırılmasında önemli bir aşama olacağı yönünde güçlü sinyaller veriliyor. Cumhuriyetin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü “iğneyle kuyu kazmaya” benzer. İki asırlık sorunun çözümünün bugünden yarına kolay olamayacağı açıktır.
Üzerinde önemle durulması gereken bir başka olumlu gelişme de İYİ Parti hariç grubu bulunan siyasi partilerin açık desteğidir. Bu durum, Türkiye’deki siyasi hareketlerin olgunlaşma düzeyini göstermektedir. Birtakım ırkçı ve marjinal partilerin kışkırtıcı beyanlarının toplumda karşılık bulmaması da bu olgunlaşma siyasetinin bir göstergesi olarak okunabilir.
Bir kısım çevrelerde, iktidarın giderek otoriterleştiği bir dönemde demokrasinin mümkün olamayacağı yönünde haklı eleştiriler olsa da Türkiye’nin küresel jeopolitiği gereği ve Kürt sorununun ağırlığını daha fazla taşıyamaması gibi hem iç hem dış nedenlerle bu bagajdan kurtulmak istediği açıktır.
Evet, iktidarın giderek otoriterleşmesi Türkiye’nin geleceği açısından büyük bir sıkıntı kaynağı olmakla birlikte, maalesef bu otoriterleşmenin altında muhalefet ve iktidar çatışması yatmaktadır. Süreç; Türkiye’nin demokratik bir ülke olması, hukuk devletinin sağlanması ve insan haklarının egemen olması kavgasından ziyade, RTE’nin iktidardan inmemesi ve CHP’nin her şeye rağmen iktidar olma kavgasına dönüşmüş durumdadır. Bu kavga ve kaostan bir demokrasi çıkacağını sanmıyorum. Bu durum, bir tür iktidar rekabetinin ötesine taşınamayan kısır bir döngüdür.
Kürt muhalefeti bu kısır döngünün bir parçasına dönüşmeden kendi yolunu çizmelidir. Demokrasi, özgürlük ve adaletin herkese eşit dağılımında öncü bir rol almalıdır. Kendi özgün çözüm formülünü kendisi geliştirmelidir. “Dünyanın şu ülkesinde şöyle çözülmüştür, bu ülkesinde veya bölgesinde böyle tıkanmıştır” kompleksine asla kapılmadan; bu bölge sosyolojisini dikkate alarak, bu coğrafyaya ve bu sorunun büyüklüğüne uygun orijinal yeni bir yol ve çözüm üretmelidir. Zira gelişmeler de bunu göstermektedir.
5/08/2026 İmran Adsay













