Dostoyevski’nin çarpıcı BUDALA ROMANI GÜNÜMÜZDE YAZILSAYDI!
Dostoyevski’nin çarpıcı romanlarından Budala, klasikler arasında yer almayı en çok hak eden yapıtların başında gelir. Yüz elli yılı geride bırakan bu tür klasikler, edebi bir incelemenin ötesinde; sosyologlar ve araştırmacılar için toplumsal yapıyı anlamada bulunmaz fırsatlar sunar. Yüz elli yıl önceki toplumsal ilişkilerin birer tezahürü olan bu edebi metinler, kültürleri karşılaştırma ve tarih içinde değişen toplum sosyolojisini anlama adına önemli ipuçları verir.
Budala ile Anna Karenina birbirine çok yakın tarihlerde, aynı toplumsal sosyoloji ve aynı coğrafi zemin üzerinde yazılmıştır. Buharlı lokomotiflerin ve buharlı gemilerin çağı olan o dönemin Rusya’sında oluşan sosyete yaşamının iç yapısı ve ruhu, bu iki büyük romanda en derin ifadelerle işlenmiştir.
Nedense bu sosyete yaşamı, edebiyat dünyasının—özellikle de Rus, Fransız ve dünya edebiyatının—öteden beri temel ilgi alanı olagelmiştir.
Anna Karenina romanına çok kısaca değinecek olursam; romanın başkişisi Karenina, sevmekten çok sevilme arzusu peşinde sürüklenen, aradığı mutluluğu bir türlü bulamayan, yüksek bir egoya sahip ama aynı zamanda son derece zarif bir kadındır.
Budala’nın ana karakteri Prens Mişkin ise saf ve temiz duygularla yüklü, Dostoyevski’nin deyimiyle “ideal bir insan” tipidir. Nasıl olduysa kendisini birdenbire Rus sosyetesinin ortasında bulur. Bu ortamda maruz kaldığı iki yüzlü, yapmacık, çıkara dayalı ve suni ilişkilere karşı saf duruşundan ödün vermemesi, bu riyakâr çarkın bir parçasına dönüşmemesi sonucunda adı “Budala”ya çıkmıştır.
Yazımın başında değindiğim gibi, mesele sosyolojik bir değişim açısından ele alınacaksa, onu günümüzün sosyolojik ve coğrafi zeminiyle karşılaştırmak en doğru bilgilere ulaşmamızı sağlar. Zira edebi yönden ele alınırsa nasıl bir sonuç çıkacağından çok emin olamayız; o dönemin coğrafi ve tarihsel sınırları içinde yaşamadığımız için eksiksiz bir edebi analiz yapmak kolay değildir.
Peki, önemli bir yazar bugün bizim yaşadığımız coğrafyada Prens Mişkin benzeri bir karakteri konu alan bir roman yazsaydı ne olurdu?
O romanın adı muhtemelen Budala değil, Aptal olurdu.
Bu durum yalnızca sosyetik çevreler için değil; toplumumuzun hangi katmanında olursa olsun geçerliliğini korur ve yazılacak romanın tek karşılığı ne yazık ki Aptal ismi olurdu













