Daron Acemoğlu’nun Ulusların Düşüşü ve Dar Koridor adlı iki kitabı çok değerli iki araştırma eseri.
Ulusların Düşüşü’nü yaklaşık altı yıl önce, Dar Koridor’u ise çok yakın bir zamanda okudum. Son derece yararlandığım iki kitap oldu.
Her iki kitap da insanoğlunun ilk çağlarından başlayıp günümüze kadar uzanan serüvenini konu ediniyor. Çok eski tarihlerden başlamakla birlikte, özellikle toplumların tarihsel kırılma noktalarından yola çıkarak sosyal ve ekonomik konuları derinlikli bir şekilde irdeliyor.

Yazarlar, filozof Thomas Hobbes’un Leviathan kavramını esas alıyor. “Canavar Devlet” anlamına gelen ama Hobbes’a göre devletin simgesi olan bu kavram üzerinden devlet yapılarını tanımlıyorlar.
Ona göre devlet yapıları üç ana kategoriye ayrılıyor:
1. Despotik Leviathan: Güçlü devlet, zayıf toplum. Diktatörlükler.
2. Prangalı Leviathan: Güçlü devlet, güçlü toplum. Denge ve denetimin olduğu toplumlar.
3. Mevcut Olmayan (Namevcut) Leviathan: Zayıf devlet, zayıf toplum. Kendilerini yönetemeyen toplumlar.
İşte bu üç ana başlık üzerinden dünyanın sosyal ve ekonomik gelişiminin ana parametrelerini veriyor.
Bu iki kitabı özellikle değerli kılan yön, yazım ve araştırmalarının çok eski tarihsel dönemlerden ele alınmış olması ve belirli bir coğrafyayla sınırlı kalmayıp dünyanın birçok bölgesinden geniş kapsamlı, derinlikli konuları ele almasıdır. Hem tarihsel nedenleri hem de günümüzü çok iyi analiz ediyor.
Bana göre tek eksik kalan yön, 1312 yıllarındaki Mali Krallığı ve Mansa Musa döneminin ele alınmamış olmasıdır. Çünkü bu iki kitabın konseptine bir hayli uygun olan bu krallık deneyimine yer verilmemiş. Mansa Musa Krallığı ile ilgili Türkçe herhangi bir kaynak göremedim. Ben, Prof. Özgür Demirtaş’ın bir videosundan ve daha sonra internet üzerinden bazı bilgilere ulaştım.

Mansa Musa hikayesini kısaca özetleyeyim. Musa’nın krallığı günümüzdeki Moritanya, Senegal, Gambiya, Gine, Burkina Faso, Mali, Nijer, Nijerya ve Çad topraklarını kapsıyordu. Bu ülkelerin tümü bugün “Mevcut Olmayan Devletler” kategorisindedir. Günümüzün en zayıf ve açlıkla pençeleşen devletleridir.
Ama 1312 yıllarına gittiğinizde dünyanın en zengin, refah düzeyi en gelişmiş krallığı olduğunu görürsünüz. Mansa Musa’nın üretim kültürünü esas almasının yanında adalet, özgürlük ve eşitlik gibi değerleri önemsemesi bir bolluk dönemi yaratmıştır.
Kısaca özetleyecek olursam, hazinelerinde bugünkü parayla 400 milyar dolar değerinde nakit paraya ve altına sahip bir krallıktı. İlginç olan, yukarıda adı geçen ülkelerin bugünkü yoksulluğu ile geçmişteki zenginliği arasındaki tezattır.
Bu deneyim bugün bile bize şunu gösteriyor: Her şeyin bol olduğu Afrika’nın yoksulluğu ve hiçbir şeyi olmayan kuzey devletlerinin zenginliği…
Çıkarmamız gereken sonuç şudur: Mesele ne yer üstü ne de yer altı kaynaklarının zenginliğinde değildir. Mesele akıl ve bilginin yanında adalet, özgürlük ve demokrasidir.
Ülkelerin zenginliğinin ve yoksulluğunun ana nedenleri, doğru bir adalet, doğru bir demokrasi ve özgürlüklerle çok yakın bağlantılı olmasıdır.
Günümüzde hem iktidarın hem de muhalefetin genel görüşü, halkların taleplerinin siyasal taleplerden çok ekonomik taleplerle ilişkili olduğu yönündedir. Bu kısmen doğru olmakla birlikte her iki tarafın da kolayına geliyor. Yani ekonomik geri kalmışlığın nedenlerini örtbas etmek her iki tarafın da işine geliyor.
Oysa ekonomik geri kalmışlığı adalet, özgürlük ve demokrasiyle ilişkilendirmeyen her siyasi yapı yalan söylüyor.
Daron Acemoğlu’nun kitapları hakkındaki genel görüşüm, hiçbir önyargıya kapılmadan okunması ve objektif olarak değerlendirilmesidir.
Gelecek ütopyaları üzerinden bir dünya tahayyülü kurmak yerine, dünyanın yaşamış olduğu tüm siyasal deneyimlerden dersler çıkararak yeniden bir dünya tahayyülünün önünü açmak olmalıdır.
Daha radikal muhalefetler de devletleri yıkmaktan çok, devletleri dönüştürmeyi esas almalıdır. Prangalı Leviathan dediğimiz denge ve denetim toplumlarını hedeflemeyi esas almalıdır diye düşünüyorum.













