Tanklar sokaklarda yürüdüğünde, asker ülkenin yönetimine el koyduğunda, yani 12 Eylül faşist darbesinin yaşandığı gün, SSK Karşıyaka Dispanseri’nde memur; Ege Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksekokulu’nda üçüncü sınıf öğrencisiydim.
13 Nisan 1981’de çalıştığım kurumda gözaltına alındım.
İzmir Emniyet Müdürlüğü’nün Basmane ki binasında tam 65 gün boyunca gözlerim bağlı olarak işkence gördüm.
10 Haziran günü, “Ölüyor” denilerek polisler tarafından devlet hastanesine götürüldüm. 16 Haziran’da ise Narlıdere’deki askeri tutukevine sevk edildik. Askerler tedavimizi yaptı. Morluklarımız geçtikten, yaralarımız bir parça iyileştikten sonra İzmir Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki 2 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’ne çıkarıldık ve tutuklandık.
Buca Cezaevi’nde üç buçuk ay kaldım. İlk duruşmanın ardından serbest bırakıldım. Dört yıl süren yargılamanın sonunda beraat ettim.

Biz, 12 Eylül’ün acılarıyla sınanmış bir nesiliz.
Adımızı “78 Kuşağı” koydular.
Bugün o askeri darbeyi yapanlar; “cuntacı”, “gençlerin katili”, “demokrasi düşmanı” ve “Amerikan uşağı” olarak anılıyor.
O gün alkışlananlar, bugün nefretle hatırlanıyor.
12 Eylül 1980’de demokrasi askıya alındı. Meclis kapatıldı; siyasi partiler, sendikalar ve basın susturuldu.

Faşist cuntanın insanlık dışı bilançosu şöyleydi:
* 650 bin kişi gözaltına alındı.
* 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
* 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
* 7 bin kişi hakkında idam cezası istendi.
* 517 kişiye idam cezası verildi.

* 50 kişi idam edildi.
* 71 bin kişi düşünceleri nedeniyle yargılandı.
* 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi” olmakla suçlandı.
* 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
* 30 bin kişi “sakıncalı” denilerek işinden çıkarıldı.
* 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
* 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına gitmek zorunda kaldı.
* 300 kişi kuşkulu biçimde yaşamını yitirdi.
* En az 171 kişinin işkence sonucu öldüğü belgelendi.
* Cezaevlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi.
* 937 film yasaklandı.
* 23 bin 677 dernek kapatıldı.
* Gazeteciler hakkında dört bin yılı aşkın hapis cezası istendi.
* Gazetelere ağır sansür uygulandı, bazıları süresiz kapatıldı.
* Üniversiteler YÖK eliyle denetim altına alındı.
* Grevler yasaklandı, sendikal haklar budandı.
* İşkence, sistematik bir devlet uygulamasına dönüştürüldü.
* Başta Mamak ve Diyarbakır olmak üzere cezaevleri, insanlık tarihinin en karanlık işkence merkezlerine dönüştürüldü.
12 Eylül yalnızca insanları tutuklamadı; Türkiye’nin geleceğini de tutsak aldı.
Emek örgütlerini dağıttı. Toplumu siyasetten uzaklaştırdı. Korkuyu kurumsallaştırdı.
Darbecilerin hazırlattığı silahların gölgesinde, şeffaf zarflarla sandığa atılan oylarla kabul edilen 1982 Anayasası, yapılan bütün değişikliklere rağmen ülkemizin hukuk ve siyaset düzeni üzerinde hala ağır bir gölge olarak duruyor.
Aradan 46 yıl geçti.
Acılar dinmedi, yaralar kapanmadı.
Çünkü darbeler yalnızca tanklarla yaşamaz. Geride bıraktıkları hukuk, korku, baskı ve itaat düzeniyle varlıklarını sürdürür.
12 Eylül’ü unutmadık.
İşkencecileri, darağaçlarını ve karartılan hayatları unutmayacağız.
Darbeler yalnızca insanları öldürmedi; Türkiye’nin demokratik geleceğini de kararttı.
12 Eylül’le hesaplaşmayan bir toplum, özgür ve demokratik geleceğini kuramaz.
Peki, hesaplaşıldı mı?
Hesap görüldü mü?
Hala 12 Eylül Anayasası’nın gölgesinde yaşayan bir toplum, bu soruya gerçekten “Evet” diyebilir mi?














