15-25 Eylül 2026
Üç saatlik yolculuk sonrası Zambiya, Living stone havaalanından, Cape Town’a geldik.
Pasaport kuyruğundayız, çok kalabalık.
Cape Town şehrine öğlen olmadan indik.

Havaalanı kapısında rehberimiz bekliyordu.
Toparlandık, otobüse kadar yürüdük.
Büyük bir otobüs kolayca yerleştik.
Tanışma faslından sonra günün programını açıkladı.
Otele uğramadan geziye başladık. Hava günlük güneşlik, öyleyse hemen Table Mountain (masa dağı) na çıkıyoruz.
Otobüs, siyahların evleri, olarak anılan teneke barakalardan oluşan gecekondu mahallesinin yanından geçiyor.
Burada oturanların şehir dışından, kasaba lardan, köylerden geldiğini anlatıyor rehberimiz. Bu evlerde elektrik, su gibi hizmetler yok. Sokak lambalarından çekilen elektrik, sokaklarda tek tük olan çeşmelerden su ihtiyacı, ortak tuvaletlerin kullanılması şeklinde bir yaşam sürüyor.

Mandela sonrası siyahlar için ucuz konutlar yapılarak bir kısmı daha modern evlere yerleştirilmiş.
Bir saatlik otobüs yolculuğu sonrası dağın eteğinde geldik.
1087 metre yüksekliğindeki dağa teleferikle çıkılıyor. Teleferiğe binmek için üç kat merdiven çıkmalısın yada asansör bekleyip daha kolay çıkabilirsin.
Asansör 65 kişi alıyor. Biri çıkarken diğeri iniyor. İnip çıkması üç dakika sürüyor. İsviçre teknolojisi ile yapılmış, çok güvenli olduğu söyleniyor.
Çok kalabalık var, yine de akış hızlı. Kalabalığı görünce vazgeçesin gelse de insan seni akıp gidiyor.

Masanın üstüne çıkınca, kafeterya, alışveriş için değişik dükkanlar, ihtiyacı karşılayan wc var.
Çevresinde yürüyüş yolları, üzerinde seyir teraslarında fotoğraf çeken kalabalık grupların yer kapma mücadeleleri seyre değer.
Şehri tepeden seyretmek mümkün. Bir tarafında Atlas Okyanusu, diğer yanında Hint Okyanusu, dağın diğer yüzünde şehir merkezi fotoğraf çekmek için yeterli güzelliği veriyorlar.

Dağdan indikten sonra otobüs ile panoramik şehir turu yaptık.
Bo-Kaap bölgesi diye bilinen yerde otobüsten indik.
Renkli evlerin olduğu sokakları yürüdük.
Şehre yukarıdan bakan bu evlerde çoğunlukla Malezya’dan gelen Müslümanlar oturuyor.
Her evin duvarı farklı bir renk.
Anlatılan farklı hikayeler var. Mahalle ilk kurulunca, doktor olan birisi evini değişik renklere boyamış, doktor arayanlar kolayca bulsun diye.
Bir diğeri fakir Mahalle olduğu için en ucuz boyalar, artan boyalar ile evleri boyamışlar. Bu haliyle bir tarz oluşmuş.
Dikkat çeken bir detayda duvarlardaki Filistin’i destekleyen duvar yazıları.
Mandela ülkesinde başarıya ulaşıp yeni bir cumhuriyet kurduğu zaman, “Filistin özgür olmadan, dünya özgür olamaz” diye söylediğini anlattılar.
Mandela hapishaneden çıkıp seçimleri kazanınca belediye binasının balkonundan yüzbin kişiye konuşma yaptığı yere heykelini yapmışlar. Otobüs ile önünden geçtik.
Akşam oldu, otele dönme zamanı. Geceleme Cape Town’da.
Öğle yemeği molası, yemek sonrası yürüme mesafesinde Penguenleri göreceğiz.
22 Eylül Salı, gezimizin sekizinci günündeyiz.
Cape Town’da dört gün aynı otelde kalıyoruz.
Bu şehirdeki ikinci günümüzde, sabah kahvaltısını otelde yaptıktan sonra çıktık.
Otobüsümüz otelin önünde bizi bekliyor.
Bu gün otuz kişiyiz, bir kişi bağımsız gezmek üzere ayrıldı.
Dünkü rehberimiz Necati yok, babası Nizam bey gelmiş. Nizam bey otobüsün kapısında karadenizli sevimliliği ile bizi karşıladı.
Ailenin serüveni Baba Nizam ile başlıyor. Nizam, Rize’nin Çayeli ilçesinde tekel bayisidir. Aynı zamanda iyi bir dalgıçtır.
Çayeli’nde bakır madeni çıkmaktadır. Güney Afrikalı mühendisler Çayeline maden için gelirler ve Nizam ile tanışırlar.
Güney Afrika’da nehirlerin getirip denize döktüğü elmas madeni parçaları denize dalarak çıkarılmaktadır. İyi bir dalgıç olan Nizam, şirkete işe alınarak Güney Afrika’ya getirilir. Nizam, on beş yıl bu şirkette, dalgıçlık yaparak elmas madeni çıkarır. Sonrasında kendi işini kurar, buraya yerleşir. Sonrasında oğlu Necati de gelir, evlenir, üç çocuğu burada büyür.
Bu aile Cape Town’da bizim rehberimiz oldular. Türkçe rehberlik hizmeti, üstüne Karadeniz şivesi ve fıkraları, sanki ülkemizdeyiz. Siyahi şöförümüz Joy, her gün biraz daha Türkçe öğreniyor. Otobüse binen otuz kişiye ayrı ayrı her seferinde “Merhaba, bu gün nasılsınız” diyor.
Adeta bir papağan gibi değişik tonlarda Merhaba diye tekrarlıyor.
Cape Town beyazların sayfiye yeri gibi. İşleri Johannesburg’da, lüks evleri burada. Pazartesi gidip, Cuma geliyorlar. Hafta sonu için binlerce köşk, villa kullanılıyor.
Gelir adaletsizliğinin gözleri kör edercesine ortada olduğu bir şehir. Beyazlar yüzde onluk nüfusları ile varlıkların yüzde doksanına sahipler.
Siyahiler Apartheid rejiminde gecekondulara hapsedilmişler.
Mahallelerinden çıkmaları için izin kağıtları, pasaportları olması lazım.
Pasaportsuz dışarıda yakalanırsa hemen hapse giriyor.
Mandela sonrası kanunlar değişiyor. Kanun önünde siyah beyaz eşitleniyor olsa da pratikte zenginlik beyazlarda. Devlet siyahilere destek sağlasa da ekonomik uçurum devam ediyor.
En dikkat çekici durum güvenlik. Geceleri sokağa çıkmak mümkün değil. Beyazlar evlerinde, turistler otellerde hapis.














