İL BAŞKANI ARIYORUZ!
18 Ekim’de, önümüzdeki pazar günü İzmir İl Başkanlığı seçimi var. İzmir’de tüm kayıtlı üyelerin katılımı ile seçim yapılacak. Seçim dediğimiz zaman farklı algı oluşmasın, şu ana kadar tek aday var, o da mevcut İl Başkanı. Seçim denince yarış olmalı, olmazsa, adı atama olur.
Aslında hayret ediyorum, mevcut başkanın neden aday olduğunu bilmiyorum? Çünkü insan kendisini ölçüp, tartabilir, başarı skalasını gözlemleyip tamam diyebilir, bu ayıp değildir, yargılanmaz. Zaten baştan beri yapılan bir yanlışı düzeltir. Cemil Bey’in oluru ile Mehter marşı ile gelmişti, Cemil Bey ile birlikte İzmir Marşı ile uğurlamak gerekirken!
*Okullar açıldı, çocuklar yollarda, okul önlerinde aç- bilaç perişan. Okulda silah bile patlıyor, İl Başkanı pufff, ses yok!
* Büyükşehir Belediye Başkanı karşı mahalleye taşınıyor, sokakta halk, il Başkanı arıyor. Halkı teskin edecek, “gereken yapılacak, merak etmeyin biz ağırlıktan kurtulduk, kazanacağız” diyemiyor, demiyor.
* AKP il Başkanı tarafından açıkça ezildiğini fark edemiyor.
* Bu hafta Sanayi Odası Meslek Komiteleri seçimi vardı. Ama bizim il başkanı yoktu ortada. Keşke kiloton ağırlığında bu seçimlerde 10 gram ağırlığı olsaydı, iki oy etkileyebilseydi.
* Partilileri tanıyıp neyi nasıl yaparsak bir sonraki seçimleri nasıl açık ara kazanırız stratejisi yapabilseydi. Yönetim kurulunun yanına sahada etkili olacak politika kurulunu sözde bırakmasaydı. Bugünden sahada olabilseydi takım.
* Geçmiş iki küsur yıla bakarak nesnel değerlendirme yapma yetisi olabilseydi keşke.
Tüm bunlar için geçmiş olsun. Gördüğüm, anladığım kadarı ile; Yine tek aday ile seçime gidiliyor. Hayırlısı olsun falan demiyorum.
İzmir İl Başkanında olması gerekli özelliklerin asgarisini paylaşmak istiyorum;
* Zorunlu olmasa da Diğer İl Başkanına karşı mahcup durumda olmamak için üniversite, mümkünse de yüksek lisansı olmalı.
* İngilizce dışında mutlak ikinci bir yabancı dil bilmeli.
* Dünya coğrafyasını tanımalı, ülkeler ve halkları, ekonomisi hakkında bilgisi, görgüsü olmalı.
* İzmir ve Türkiye’nin demografik yapısını, seçmen davranışlarını mutlaka bilmeli.
* Sosyolojik açıdan İzmir ve Türkiye analizini yapmış, akademik çalışma haline getirmiş olmalı.
* 30 yıldır, yılda en az 30 kitap okumuş olmalı. Teksas- Tommiks hariç.
* Birkaç müzik enstrümanını çalabilmeli.
* Ulusal basında, olmuyorsa da yerel basında sürekli yazılar yazıp paylaşmalı. Mümkünse toplum için birkaç kitap yazmış olmalı.
* Emeğin kenti İzmir de işi, işçiyi tanımalı, sömürüye dur demeyi bilmeli.
* Bir bahçeyi işlemeyi bilmeli, fidan dikmeli, üretime katkısı olmalı. Köyü, köylüyü tanımalı, dertlerini bilmeli.
* Edeceği iki cümleyi eline tutuşturulan kağıttan okumamalı.
* Kimseye bağlı olmamak için en az yaşamını idame ettirecek geliri olmalı.
Yahu ne yaptın, demeyin bana!
Bu yazdıklarımın çoğu 1950 lerin Türkiye’sinde Köy Enstitülerinde okuyan 13-15 yaşlarındaki Köy Çocuklarının yaptığı, uyguladığı şeylerdi. Şimdi tüm bunların abartılı gelmesi İzmir’e, Cumhuriyet’e , her şeyden önce Atatürk ‘e karşı bizi mahcup etmez mi?
…
DEĞİŞİM- DÖNÜŞÜM
Değişim, dönüşüm dendiğinde amaç başkaydı. Çağa uygun değişim, demokratik dönüşüm mesajı verilmişti.
Bazıları durumu farklı algıladı, işi “değiş tonton’a “ getirdi. Omurgasız duruşa döndü. Pratikte ise en kolayı seçti, karşı tarafa geçti. Onur, haysiyet, ar onlara zor geldi.
Karşı mahalleye de gitseler, Kore’yi de gezseler; İzmir cumhuriyet ile kalacak. İzmirliler biliyor.
” Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir”
“Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur.” (Mustafa Kemal Atatürk)














