“Çok üzgünüm” Dedi, ayrıldı!..
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişinin ardından ; İzmir Büyükşehir Belediyesi Gıda Tüketimi ve Gastronomi Konsey üyesi Kemal Ozcakar , üyeliğini sonlandırdığını açıkladı.
Özçakar, kararını konseyin WhatsApp grubuna gönderdiği mesajla duyurdu. Tugay’ın siyasi tercihinden duyduğu hayal kırıklığını dile getiren Özçakar, bundan sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hiçbir faaliyetinin içinde yer almayacağını belirtti.
Özçakar’ın gruba gönderdiği mesaj şöyle:
“Çok üzgünüm ve hayal kırıklığı yaşıyorum.
Bırakın gastronomik endişeleri bir tarafa, çocuklarımızın bu ülkede geleceğinin tehdit altında olduğu bu zamanlarda, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AKP tercihinin siyasi hayata ve demokrasi özlemlerime yönelik bir ihanet olduğunu düşünüyorum.
Bu nedenle gruptan ayrılıyor ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hiçbir faaliyeti içinde olamayacağımı belirtiyorum.”
Özçakar’ın açıklamasıyla birlikte Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişine yönelik tepkilere, belediyenin danışma ve katılım mekanizmalarından birinden gelen istifa da eklenmiş oldu.
Kemal’in tavrı bence de hoş olmuş..

…
Satma demiyorum, yine sat!
Lakin insan merak ediyor; kaça sattın?!…
…
Cemil Tugay Akp ye geçiyormuş.
Olabilir, geçebilir!
Benim merak edip öğrenmek istediğim şey, neden utana, sıkıla geçtiği.
Çıkarsın meydana “Akp de olmak benim hayalimdi, dünya görüşüm birebir aynı” Dersin, biz de bunu anlar düştüğümüz tezgaha yanarız!.
Utanarak, gizlenerek, daha önce kimselere hiç bir açıklama yapmadan, sessizce “AKP ye geçtim, oldu da bitti maşallah” Dersen, bunun adı “oldu da bitti maşallah” olmaz!.
Kişiye sorarlar; dün bir bugün iki! Hangi zaman diliminde ne ara, utanılacak işlere karıştın?!.
…
İlyas Has 42 yıl önce bu gece, yani 6 Ekim’i 7 Ekim’e bağlayan gece Buca Cezaevinde idam edildi.
İnfaz kararı, Cumhurbaşkanı onayından sonraki gece resmi gazetede yayınlanır, diğer gece infaz gerçekleşirdi.
Gazeteler Cumhurbaşkanı onayını yazdığında gece infaz olacağı anlaşıldığından, o gün cezaevine gazete verilmezdi.
Ancak diğer infazlardan edindiğimiz deneyimle bizler gece infaz olacağını anlardık.
Yeni ve Eski Bölüm 1. koğuşların arasında kalan havalandırmada yapılırdı infazlar.
Bu koğuşlarda kalan kadın arkadaşlar, sehpalara çakılan çivilerin sesini duyduğu an slogan atmaya başlarlardı ve o sloganlar tüm cezaevine anında yayılırdı.
”İdamlar bizi yıldıramaz”……….
Oysa daha iki yıl bile olmamıştı; 1982 yılında İlyas İle birkaç kez aynı ringle gitmiştik mahkemeye. Henüz ceza almadığı için Şirinyer 12. koğuşta kalıyordu.
Bizim yoldaşımız Mustafa Ertan ile o koğuşta samimi olmuşlar, Mustafa ona benden söz ettiği için, mahkeme günleri ring içinde kırk yıllık arkadaş gibi sohbet ediyorduk.
İlyas’a idam edilebileceğimizi ve buna hazır olmamız gerektiğini söylemiştim. Bu sözlerime şöyle karşı çıkmıştı ”Yok be Suat, bunlar herkese idam istiyorlar baksana!”
Askeri diktatörlük kim engel olacak gibi bir şeyler söylemeye çalışmıştım, amacım en kötüsüne hazır olunması gerektiğini ifade etmekti.
Yine benzer şeyler söyleyince bu konuyu uzatmamıştım.
Bu konu, yani hazır olmak, insanın kendi kafasında olabilecek bir şeydi.
Umutlu olması için nedenler de yok değildi.
Şili benzeri kıyımlar bekliyor, yarın bir gün kurşuna dizileceğimize inanıyorken, mahkeme gününü bildirir iddianameler geldiğini şaşırarak gördük.
Salihli den eski yoldaşlarımız Şirinyer den ilk tahliye olanlardı. Kim bilir belki bir gün bizlerde tahliye olabilirdik!
Ayrıca Kenan Evren henüz ”Biz sağa da sola da karşıyız” yalanlarını sürdürüyordu.
1982 Anayasa referandumu henüz yapılmamış, Evren faşisti ”Bu ülkenin gerçek düşmanları komünistlerdir” dememişti…
Bu sözleri söyledikten sonra, devrimci katilleri ülkücü Erbil Kuru ve Yıldırım Şekercioğlu nun idam cezaları bozulmuş, Erbil Kuru’nun Avni Ece’yi öldürmekten aldığı ceza 16 yıla düşmüştü.
Yıldırım Şekercioğlu ise eczacı Neşe Gülersoy’u öldürmekten aldığı idam cezası, yargıtay dan beraat talebi ile geri dönmüştü. Aynı gece televizyon haberlerinde İlyas Has’ın ise idamının onandığı söyleniyordu…
Faşistlerin koğuşundan gelen sevinç naraları hala kulağımdadır…
6 Ekim ikindi sonrası, cezaevinin çevresi cemselerle sarıldı.
Hava kararmaya başlar başlamaz da farları yaktılar. Oysa infaza daha saatler vardı.
İlyas sehpaya kendi çıktı ve ”Arkadaşlarım sizlere bunun hesabını soracak” diye haykırdı.
Gardiyanlar siyasi mahkumdan çekinirdi. Askerler ne diyeceğini bilmez halde şaşkındı. Tam o anda infazın başında bulunan rütbeli bağırdı ”çekin şu sehpayı ne duruyorsunuz?”…..
İdam edilmekte olan birinin son sözleri bu rütbelinin korkusunu tetikledi.
Hırsını İlyas’ın cesedinden çıkardı. Saçlarından tuttuğu İlyas’ın cansız bedenini, elleriyle dış kapının önüne kadar sürükledi…
İlyas Has’ın cesedinin nereye gömüldüğü ailesine bile söylenmedi.
Arkadaşları onun mezarını tam 28 yıl sonra, Bornova da bir mezarlıkta buldular..
…
PARKA…
Parka seksen öncesi devrimci olmanın simgesi idi.
Cem Karaca’nın parka isimli ezgisinde “Parkasıyla vurulmuş” dediği öğrencinin, devrimci olduğunu herkes bu nedenle anlardı.
Peki ama Parka neden devrimcilerin simgesiydi?
Sanırım bu sorunun cevabı, çocukluğum boyunca gözlediğim bir olayda gizliydi!.
Askerliğini bitiren, yoksul veya ailesinin alım gücü zayıf olan gençler; teskere aldıklarında, yanlarında gizliden, askerde giydikleri parkalarını da getirirlerdi.
Kullanılmaktan rengi solmaya başlamış parkalar, birkaç kışı atlatacak, bir nevi yoksul halkın simgesiydi.
Palto, kaban vb gibi kışın giyilebilecek üstlük almak, sıradan halk için kolay şey değildi.
70’li yıllar da soğuk havalar da katledilen devrimcilerin, görebildiğiniz resimlerine bakın!.
Üstlerinde çoğunlukla sadece ceket görürsünüz.
Ekonomik gücü olan solcu ailelerin oğulları parkayı yoksul halkın (simgesi) olduğu için giyerdi. O parkanın canlı pırıl pırıl görünümü (simgenin) anlamını değiştirmezdi!.
Birkaç yıl önce bir arkadaşın sayfasında, her ikisi de ağzında gümüş kaşıkla doğmuş, hangi dünya görüşünü savundukları şüpheli bir Ermeni bir Kürt, devrimcileri akıllarınca giyimleri konusunda aşağıladılar.
Araya girmedim!
Sadece üzülmüştüm.
Neden Ermeni’nin değil de sosyalist Ermeni’nin, neden Kürt değil de sosyalist Kürd’ün benim için önem taşıdığını bir daha yakından izlemiştim!
“Yazın uzun kollu gömlek giyiyorlardı, ha ha ha” Diyen kişiye ” O uzun kollu gömlek, Hrant öldürüldüğün de ayakkabısının altındaki delikti” Demedim!.
“Ha ha ha kollarını da sıvıyorlardı” Diyene “Öldürülen gençlerin bir tanesi bile yarını düşünemiyordur” Demedim.
Bu kişiler! İnsanlarının geleceği için dik duranlara aşina değiller.
Onların da kendileri gibi mevsimlik giyine bileceklerini zannediyorlar!.
Başkaları da var böyle!
Ahmet Telli onlar için keskin!..
Marxist-Komünist ama devrimci değiller!
Şaka gibiler…
Dünyaya kendi sosyo- ekonomik koşullarına göre bakıyorlar.
Bu nedenle, farklı koşulları yaşasalar da, bu topraklarda, iyi ki omuzları her zaman devrimcilere dayanmış Sinan Cemgil gibi, yüzlerce, binlerce devrimci yaşadı…
Kimi parkasıyla kimi ceketiyle…
Kimi uzun kollu gömleğiyle!.














