Sermayenin televizyonunu savunmak mı, basın emekçilerinin haklarını savunmak mı?
Bir televizyon kanalına kayyum atanması, basın özgürlüğüne müdahale ve hukukun siyasi amaçlarla kullanılması ihtimali elbette karşı çıkılması gereken sorunlardır. Ancak Halk TV’ye dayanışma çağrısı yapılırken asıl soruyu sormadan geçebilir miyiz: İşçiler, emekçiler, emekliler ve yoksullar kimin çıkarlarını savunmaya çağrılıyor?
Bir medya patronunun mülkiyet hakkını mı, şirketin ticari çıkarlarını mı, yoksa gazetecilerin özgürlüğünü ve çalışanların haklarını mı?
Bunlar aynı şey değildir.
EKRANDA HALKÇILIK, İŞYERİNDE SERMAYE DÜZENİ!
Bir televizyonun adında “halk” yazması, onu halkın televizyonu yapmaz. Ekranlarda emekten, adaletten, demokrasiden söz etmek de tek başına emekten yana olmanın ölçütü değildir. Asıl ölçüt, Halk TV’nin sermaye ile emek arasındaki ilişkide nerede durulduğudur.
Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu, kendi işletmesinde çalışan emekçilerin hangi haklarını güvence altına almıştır? Çalışanların sendikal örgütlenmesine, iş güvencesine, insanca yaşamaya yetecek ücret talebine yaklaşımı nedir? Ekran önünde görünen gazetecilerle kamera arkasında çalışan teknik emekçiler, editörler ve diğer çalışanlar arasındaki ücret farkları ve çalışma koşulları nasıl şekillenmektedir?
Mayıs 2026’da Halk TV çalışanlarının ücretleri ve çalışma koşulları kamuoyunda tartışıldı; DİSK Basın-İş de bu konuda eleştiriler dile getirdi. O hâlde soralım: Emekten yana olduğunu söyleyen bir medya kuruluşunda çalışanların hakları ne durumdadır? İşten çıkarmalar hangi gerekçelerle yapıldı, yapılmaktadır? Çalışanlar örgütlü biçimde söz ve karar sahibi miydiler?
Bu soruların yanıtları belgelerle ortaya konulmalıdır. Çünkü emekçilerin haklarını savunmak, patronların açıklamalarını tekrarlamak değildir.
Halkçılık, patronun ekran karşısındaki söylemiyle değil, işyerindeki sınıfsal ilişkilerle ölçülür.
PATRONUN ÇIKARI, EMEKÇİNİN ÇIKARI DEĞİLDİR!
Cafer Mahiroğlu hakkında geçmişte ve yakın dönemde çeşitli adli süreçler kamuoyuna yansıdı. İhaleye fesat karıştırma iddiasıyla 2025’te hakkında yakalama kararı çıkarıldığı, CHP kurultayına ilişkin bir soruşturmada şüpheli sıfatıyla yer aldığı haberleştirildi. Ekim 2026’da da rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama iddialarıyla yeni bir soruşturma gündeme geldi.
Bunlar kesinleşmiş mahkûmiyet kararları değildir. Herkesin savunma hakkı vardır; suçlamalar bağımsız ve tarafsız yargı tarafından değerlendirilmelidir. Ancak bir medya patronunun ticari ilişkilerinin, işveren olarak uygulamalarının ve hakkındaki iddiaların sorgulanması da kamuoyunun hakkıdır.
Bir patronun muhalif bir televizyonun sahibi olması, onu sermaye ilişkilerinin dışına çıkarmaz. Muhalifler üzerinden ticaret geliştirir. Bir şirket sahibinin siyasi iktidarla yaşadığı ekonomik sorunlar kendiliğinden işçi sınıfının temsilcisi veya şirketinin sorunları işçi sınıfınının sorunu hâline getirmez. Halk TV’de söz ve karar sahibi olan şirket patronu Cafer Mahiroğlu dur.
Sermaye ile iktidar arasındaki çatışma, kendiliğinden emek ile sermaye arasındaki çelişkinin ortadan kalktığı emekçilerin taraf olması anlamına gelmez.
KAYYUMA KARŞI ÇIKMAK, PATRONUN ARKASINDA SAF TUTMAK DEĞİLDİR!
Bir şirkete kayyum atanmasının hukuki dayanağı, delilleri ve yargısal denetimi sorgulanmalıdır. Hukuksuzluk varsa buna karşı çıkılmalı; basın özgürlüğü, gazetecilerin bağımsızlığı ve halkın haber alma hakkına yönelik saldırılar kuşkusuz savunulmalıdır.
Fakat, kayyum uygulamasına karşı çıkmak, şirket sahibinin bütün uygulamalarını onaylamak değildir. Hukukun herkese eşit uygulanmasını istemek, sermaye sahibine ayrıcalık tanınmasını istemek hiç değildir.
İşçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin görevi, bir medya patronunun önüne siper olmak değil; kendi sınıfsal çıkarlarını, haklarını ve özgürlüklerini savunmaktır. Emekçiler, patronlarla iktidar arasındaki mücadelede taraflardan birinin yedeği hâline getirilmemelidir.
Halk TV’nin önüne dayanışma çağrısı yapılacaksa, bu çağrının konusu açık olmalıdır: Gazetecilerin çalışma özgürlüğü, çalışanların iş güvencesi, sendikal haklar ve halkın haber alma hakkıdır.
Bunları savunmak sınıf tutumudur. Sermaye sahibinin ticari çıkarlarını savunmak başkadır.
EMEĞİN SESİ OLMAK, EMEĞİN HAKKINI TANIMAKLA BAŞLAR!
Halk TV gerçekten halkın sesi olduğunu iddia ediyorsa, bu iddiasını yalnızca yayınlarındaki söylemler değil, kendi işyerinde de tüm çalışanların nezdinde kanıtlamalıdır. Çalışanların örgütlenme hakkına saygı göstermeli, adil ücret ve güvenceli çalışma koşullarını sağlamalı, işyerinde demokratik hakları tanımalıdır.
İşçiler ve emekçiler, kendi haklarını savunmak için bir patronun iznine ihtiyaç duymaz. Onların dayanışması patronların şahsına değil, ortak haklarına ve örgütlü mücadelelerine dayanır.
Cafer Mahiroğlu hakkında hukuksuz işlem yapılıyorsa buna karşı çıkılmalıdır. Suçlama varsa deliller ortaya konulmalı, savunma hakkı korunmalı ve adil yargılama yapılmalıdır. Fakat bunların hiçbiri emekçilerin bir patronun ticari çıkarlarını savunma yükümlülüğü olduğu anlamına gelmez.
İşçilerin görevi patronları aklamak değil, sömürüye karşı mücadele etmektir.
Emekçilerin görevi sermayenin çıkarlarını büyütmek değil, emeğin haklarını ve örgütlü gücünü büyütmektir.
Halkın görevi bir patronun televizyonuna koşulsuz sahip çıkmak değil; özgür basını, bağımsız gazeteciliği, sınıfsal örgütlülüklerini ve kendi haber alma hakkını savunmaktır.
İçi sınıfının dayanışması, bir patronun çıkarlarıyla değil, emeğin kurtuluşuyla anlam kazanır.
Hadi hayırlısı…
https://ha-ber.com/haber/2026/10/17/138327/halk-tv-nin-neyine-sahip-cikmaya-cagiriyorsunuz














