sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

PAŞATARLASI ve HIDIRELLEZ

Ali Dizdar Ekleyen Ali Dizdar
Mayıs 16, 2024
in YAZARLAR
0
PAŞATARLASI ve HIDIRELLEZ
0
Paylaş
1
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Paşatarlası; Bodrum’un en popüler mahallesi olan Kumbahçe’nin, doğuya doğru devamı olarak ilave edilen turizmin gelmesi ile Bodrum’un birçok yeri gibi sonradan oluşan yaşam mahalidir.

Tepedeki bizim Manastır dediğimiz şimdilerde üzerinde bir otel olan küçük şapelden sahildeki eskiden Kilise olan binaya kadar inen bir patika vardı. Sonraları belediye patikayı bir yol haline getirdi. İşte bu yol o zamanlar şehrin doğu sınırı sayılırdı. Ve bu sınırdan başlayan yerleşim eskiden Rum Mahallesi imiş ve mübadelede buraya Giritli göçmenler yerleştirilmiş. Mahalle’nin ismi Kumbahçe Mahallesi olmasının yanı sıra yerlilerce Giritli Mahallesi olarak adlandırılırdı ki bizler de böyle söylemekte hiç sakınca görmezdik.

Bodrum Menteşe Beyliği ile birlikte 1391 yılında Yıldırım Beyazıt döneminde Osmanlı topraklarına katılmış. Ancak 1402 de Timur bu bölgeyi tekrar Menteşe hanedanına geri verdiyse de 1425 yılında II. Murad kesin olarak Muğla’yı Osmanlı topraklarına katmış.

Rivayet olunur ki; Bodrum’u Osmanlı topraklarına katan Paşa’sına mükafat olarak bizim Paşatarlası dediğimiz arazi hediye edilmiş. Paşa’ya hediye edilen topraklar epeyce genişmiş. Paşa tarlasının yanında Kumbahçe Mahallesi’nin bir kısmını da kapsamaktaymış. Daha sonra Paşa’nın varislerinden biri, Paşaoğlu namıyla anılan kişi o zamanlar Bodrum’a yerleşmeye gelen Rum’lara küçük küçük parselleri ev yapsınlar diye, elindeki değnek marifetiyle “Bu yana 30 değnek bu yana da 20 değnek” diye ölçerek satarmış. Önceleri ismi Rum Mahallesi mübadeleden sonra da ismi Kumbahçe olan bu Mahallenin Paşatarlası’na doğru olan sırttaki sonradan Girit’ten gelenlerin yerleştirildiği bu evler öyle oluşmuş küçük küçük evler ve daracık sokaklar.

Nedense Paşaoğlu, tepedeki Manastırdan sahildeki Kiliseye inen patika yolun şimdilerde Zeki Müren Caddesi olarak adlandırılan caddenin batıya bakan yani kaleye bakan yamaçlarını satmış, manzarası güzel diye mi bilinmez, doğu tarafına dokunmamış. Biz de oraya Paşatarlası diyoruz.

Paşatarlası boş bir arazi olduğu günlerde, içinde bizim biri minik tek kale maç yaptığımız sonradan üzerine tersane kurulan bir nevi çim saha, diğeri büyük taşlı tarla şeklindeki futbol sahalarımız vardı. Futbol sahamızın dışındaki arazi çeti dediğimiz bodur çorak arazi bitkisiyle kaplıydı. Genellikle de develer yayılırdı. Sahipliymiş, bilmiyorduk ancak çok eğimli, çorak, verimsiz ve taşlı bir arazi olduğundan sahipleri bile unutmuşlardı ta ki turizm parlayana kadar.

Denize yakın bir kuyu, kuyunun yakınında da üzerine üç dört çocuğun çıkabileceği gelişkin bir dut ağacı vardı. Çok lezzetli beyaz dut verirdi. Kuyu neredeyse deniz seviyesinde ve denize 20 metre mesafede olmasına rağmen her nasılsa suyu tatlıydı. Dutlar olduğu zaman günün önemli bir bölümü dut ağacının tepesinde geçerdi. Futbol oynar, maç sonunda topu denize şutlar ardından denize girer, hem de dut yerdik. Futbol sahamız taşlı tarla pozisyonundaydı, maça başlamadan önce tüm futbolcular sahayı boydan boya tarar iri taşları ayıkladıktan sonra oyuna başlardık. Düşmek en korkulan durum olurdu, yaralanmadan kalkmak mucizeydi. Çarşının orta yerindeki futbol sahamız da aynı durumdaydı, zaten biz Bodrumlular çim sahayı, futbol alanını sanayideki yerine taşındıktan çok sonra oluşturabildik. Tahminen 2000’li yıllarda.

Paşatarlası oyun alanlarımızın birinci sırasındaydı. Bilhassa teneke kayık yüzdürmek için de popüler alanımızdı. Paşatarlası Koyu’nun başlangıcındaki şimdilerde kısmen dolgu yapılarak üzerinde günlük gezi teknelerinin konuşlandığı Halikarnas İskelesi yapılan burnun kıyısı sığ kayalık idi ve sığlık üzerinde oluşmuş minik göletleri vardı. Biz çocuklar bu göletleri teneke kayıklarımıza liman olarak seçmiştik ve adını küçük liman anlamına gelen “Limanaçi” koymuştuk. Koyu’un hemen sonunda da şimdilerde üzerine gemi iskelesi inşa edilen burundaki kayalıkların arasında büyük liman anlamına gelen “Gavo”, teneke kayıklarımızın büyük limanı vardı.

Tenekeden yaptığımız kayıklarımızı, baştan itibaren boyunun üçte biri mesafesine kenarından bağladığımız ip ile çekerdik, kıyıda yürüyerek çekilen kayık kıyıdan 1-2 metre uzakta kıyıya paralel bir seyirle bizi takip ederdi. Kumbahçe sahilinde neredeyse her on metrede bir iskele var olduğundan teneke kayıklarımızı yüzdürürken koşarak sürat yapamadığımızdan Paşatarlası’ndaki biteviye tenha sahilde daha rahat kayık yüzdürebiliyorduk. Limanaçi’ye kayıklarımızı demirledikten sonra Paşartarlası’nda oyuna dalabiliyorduk.


Bizim çocukluk zamanımızda 1 Mayıs Bahar Bayramıydı. Henüz işçi bayramı ilan edilmemişti ancak o gün eylem yapma hakkımızı kullanıp kaçak olarak denize girmek ister ve girerdik. Paşatarlası, bu ve bunun gibi mayıs ayının sıcak günlerinde elebaşların fişeklemesiyle kaçak denize girdiğimiz, gözlerden uzak mekânımızdı. Gerçi her defasında birimiz itiraf eder bütün aileler haberdar olur izinsiz ve zamansız denize girmekten azarımızı yerdik. Hazirandan önce denize girmemize izin verilmezdi. Bu konuda anne babalarımızın “karpuz kabuğu denize düşmeden olmaz” söylemlerinin yanı sıra bir de sloganları vardı “haziran bir denize gir”.


Paşatarlamızın neredeyse zirvesi olarak kabul ettiğimiz yolun sonundaki Manastırın bahçesinde birkaç servi ağacı ve yaşlı bir çam ağacı vardı. Manastırdan öteye geçmezdik. Daha ötesi dediğim yer ineklerin yayılmak üzere avcıların da avlanmak üzere gittikleri ormanlık alandı.

Manastır zamanının ibadet yeri ve mezar alanıymış. Bizim ise 6 Mayıs’ta yani Hıdırellez’de tüm mahallelinin bayram havasında toplanıp eğlendiği, sosyalleştiği, toplum olmanın dinamiğini oluşturduğu, dostluğu pekiştirdiği piknik alanımızdı. Hıdırellez; baharın gelişi, doğanın uyanışı ve kıştan kurtulmanın şerefine yapılan bir eğlenceydi.

Hıdırellez benim için çok kıymetliydi, çünkü babamın bana boyum büyüklüğünde uçurtma yapmasının günüydü. Babamla beraber kargılardan ve renk renk grapon kağıtlarından sarı-kırmızı uçurtma yapardık. O gün herkes Paşatarlası’nda tuttuğu takımın renkleriyle bezediği uçurtmaları yarıştırırdı. Kiminki daha yükseğe çıkacak yarışması. Uçurtma ipine, ortası delik kağıtlar takılarak rüzgâr marifetiyle gökyüzüne mektup gönderilirdi. Uçurtmanın kuyruğuna jilet bağlayıp rakip uçurtmaların iplerini kesme girişiminde bulunanlar olurdu ancak bu durum hiç gerçekleşmezdi.

Manzarasıyla muhteşem Manastırın bahçesinde, büyük çam ağacının dallarına salıncaklar kurulur, ağaç etrafına kilimler serilerek yayılınır, boyalı yumurtalardan yaprak dolmalarına kadar çeşit çeşit yemeklerle, gazocaklarında demlenen çaylar eşliğinde piknik yapılırdı. Bir yerde bir kocaman ateş yakılır herkes üzerinden atlardı. Küçük büyük ayrımı olmadan top oynayanlar, ip atlayanlar, salıncakta sallananlar, uçurtma uçuranlarla şenlik yeri gibi olurdu. O gün dükkanlar kapatılır tatil yapılırdı.

Çocukların babaları ile top oynayıp, uçurtma uçurduğu ve anneleriyle ip atladığı, birlikte salıncakta sallandıkları başka bir buluşması olmadığından o günlerin gelmesini özlemle beklerdik. O günleri yaşamış olanlar bu piknik alanının üzerine, üstelik aynı isimle yapılan oteli hiç sindiremediler.

Paşatarlası ve etrafı yapılaştıktan sonra bizler bir daha bu şenliği yaşayamadık. Orayı her anımsadığımda bu çok değerli etkinliği ve sosyalleşmenin zeminini kaybedişimiz gelir aklıma ve içim acır. Özlediğimiz, Manastır binası değildir; orada kurguladığımız ve hasretle beklediğimiz etkinliktir.

Manastır biz çocukların devamlı gittiği oyun alanıydı. Genellikle harpçilik oynarken son nokta olur, şapelin içine girince zaten harp filmlerinin etkisiyle dünya değiştirmiş bir pozisyonda olduğumuzdan teatral bir tavır çökerdi üstümüze ve sahneye çıkmış tiyatro sanatçıları rolüne girer o anda aklımıza gelen bir senaryoyu uygulamaya sokarak oynardık. Sen şu ol, bende şu olayım, sen şöyle yap, ben de şöyle yapayım diye roller dağıtılır; hünerler sonuna kadar sergilenir ve bu oyun bıkana kadar sürdürülürdü. Oyundan vazgeçemediğimiz yağmurlu günlerde de burası sığınağımız olurdu.


Paşatarlası, bizim Mahallenin oyun alanıydı ancak zamanla diğer mahalle, genellikle Omurça Mahallesi çocuklarıyla kaynaştıkça hepimizin oyun alanı olmuştu. Paşatarlasın’nda önceleri deri tabaklanan bir tabakhane* vardı. Ben faal olduğu günlere yetişemesem de binası duruyordu, sonraları iki tekne imalat tersanesi faaliyette bulundu. Ardından ne Kilise, ne Manastır, ne Paşatarlası ne sahil, ne dağ, ne taş, hiçbir şey kalmadı. Beton yığınına dönüştü. Çocukların cin fikirler üreterek sosyalleşip oynadıkları mecra ile koca bir mahallenin yılda bir de olsa bir araya geldikleri ve eğlendikleri şenlik alanları da yok edilmiş oldu.

Geçtiğimiz gün 5 Mayıs’ta Hıdırellez kutlaması adıyla bir eğlence düzenlendi. Kıyıda Belediye Kafenin daracık alanında şarkılar türküler eşliğinde Çökertme oynayıp eğlendik. Deliye her gün bayram misali. Ne çocuk gördük ne de uçurtma, kele alaka bir eğlence, sevmedik. Yine de başlamak da bir girişim gereğince özenilirse ilerde belki olur.

Saygılarımla… Ali DİZDAR

*Deri Tabaklama … Deri işleme yöntemidir. Derinin fiziksel ve kimyasal işlemlere tabi tutularak endüstriyel ürün haline getirilmesine tabaklama denir. Hayvanlardan elde edilen deri, yapısının bozulmaması ve kullanımında ciddi problemlere yol açmaması için kalıcı dayanıklılık ve kullanılabilirlik sağlamada temel aşama tabaklamadır. Bu işlemin yapıldığı iş yerlerine ‘Tabakhane’ denir.

Post Views: 402
Önceki yazı

GÜLE GÜLE KOMŞUM, DOSTUM, FERUDUN BEY

Sonraki Gönderi

Kamikazeler CHP semalarında

Ali Dizdar

Ali Dizdar

Sonraki Gönderi
Kamikazeler CHP semalarında

Kamikazeler CHP semalarında

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.