Feridun Uyluer’i otuz beş yıl önce tanıdım. Yeni Ufuk yapı kooperatifinin üyesiydi. Hepimiz ilk defa ev sahibi olmanın heyecanını yaşıyorduk. İlk tanıdığımda çok zor kişiliği var olarak tanıdım. Çok heyecanlı, atak, birazda kavgacı görünüyordu. Disiplinli ve kurallı birisiydi. Tanımayanlar askeriye elamanı olduğunu düşünebilirdi. Onun disiplini iş hayatından geliyordu. Oyak Renault’un ilk elamanlarından sayılır. Reno ambarı emekli olana kadar ona emanetti. Dürüstlüğünden kimse şüphe edemezdi. Birilerine göre “Bekçi Murtaza’ydı”. Fabrikanın malı onun namusuydu, çalınmasına göz yummazdı.
Cezaevinden yeni çıkmıştım. Muradiye’deki evimizden inşaat halindeki evimize taşındık. Yeni bir çevre kırk yeni aile. Tarikatların zirvede olduğu bir dönem. Böyle bir ortamda geçmişi saklı bir kişiyim. Eşimin çalışıyor olması da çok takdir edilen bir durum değil. Binaya taşınan beş aile kışı karşılayacağız. Bu halimle bile bir kamyon kömürü sitenin önüne dökerek yaşamı başlatmaya katkı sağlıyorum. Cezaevi arkadaşım Erdinç’in bana sağladığı güven ve kredi sayesinde.
“Güvercin ürkekliği yaşayan” benimle her şeyi sorgulayan, merak eden, hesap soran Ferudun beyin karşılaşması ve yaşam hikayesi başlıyor. Hepsini buraya sığdırmak mümkün değil. Çok anılarımız, yaşanmışlıklar var. Aslında, mecburi komşulukla başlayan bir Türkiye hikayesi var. Çıkarlarımızın aynı olduğunu, bu dünyayı birlikte paylaşmamız gerektiğini, yönetenlerin bizi kırk parçaya ayırdıklarını zamanla anladık, birbirimize anlattık. Karşılıklı güven ve yaşamın kendisi dostluğun başlama yeri. Yaşam hikayemin anlaşılabilmesi, bu ülkede yaşama şansı bulma ve barınma koşullarımın anlaşılabilmesi Ferudun beyle tesadüfi karşılaşmanın kalıcı dostluğa dönüşme öyküsüdür. Bende varım deme şansını yakalama çabası, zorlu bir mücadele ve inanmışlıktır.
İnşaat halinde ki binaya taşındık. Aynı bloktaydık. Kura ile belirlenen çekilişte, Ferudun bey birinci kat, üstündeki kat da bize çıkmıştı. Önce biz taşındık. Ferudun bey ara sıra gelir evi dolaşırdı. Taşınmaları ilkbahar da gerçekleşti. Eşi Aynur Uyluer’i o zaman tanıdık. Bir oğlu bir kızları vardı. Çok küçüktüler. Deniz de o günlerde doğdu. Figen Uyluer ve Oğuz Uyluer o binada büyüdüler. Deniz’e abla, abi oldular.
Ferudun bey ile ilk günlerde tartıştığım oldu. Deniz büyüdü, yukarıda gürültü yapmaya başladı. Evde top oynardı. Ferudun bey kalorifer peteğine vururdu. Bu sesi duymaya başlayınca yeni çözüm ürettik. Denizin eline topunu verip alt kata git orada oyna diyorduk. Az sonra Deniz ile Ferudun bey top oynayıp gürültüye başlayınca bu sefer peteğe biz vuruyorduk.
Ferudun bey Meral hanımla aynı fabrikada çalışıyor olması ortak insanlar ve sorunları paylaşmayı getirdi. Kayınvalidem Ayhan hanımın bizde kalması komşuluk ilişkilerini bir kat artırdı. Annem gittikten sonra yaşam bizi dahada yakınlaştırdı. Biz çalışan anne baba, Deniz boynunda evin anahtarı takılı. Bizden erken gelirse anahtarı ile açıp eve girecek. Küçük çocuk bazen açamadığı da olabilir. Okuldan aç gelir, susuz gelir, her türlü ihtiyacı olur. İşte bu noktada iyi yürekli komşumuz devreye girer. Aynur Uyluer, Denizi evine alır, karnını doyurur, ödevlerini yaptırır. Biz hazıra geliriz. Bu yaklaşımı ile Aynur Uyluer, “Cici Anne” unvanını kazanmıştır. Oğlumun hala cici annesidir.
Otuz beş yıl acı tatlı bir olayı birlikte yaşadık. Binaya taşındığımız ilk seçimde elimde parmak boyası olmadığını fark eden kişidir. Meraklıdır… Olayları bilmek tanımak ister. Beni çözmesi mümkün olmasa da zamanla tanıdıkça sevmiştir. Geçmişimi açıklama zamanı geldiğinde çok şaşırmamış, şüphelerini zaman zaman belli etse de açıklayamamıştı.
Yeni Ufuk sitesi iki bina dört blok kırk daireden oluşuyordu. Sitenin ısınma sistemi ortaktı. İlk yıllar site görevlisi bir çalışanımız vardı. Ailesi ile D bloğun altında kırk birinci aile olarak otururdu. Her bloktan bir kişinin olmasına çalışılarak site yönetimi oluşturulurdu. Bir yönetim dönemi Ferudun bey ile beni denetçi yaptılar. İki doğrucu davut bir araya gelince olanlar oldu. Dönem sonu site defterlerini denetleme sonucu Ferudun beyin eski arkadaşlarının da olduğu yönetim yolsuzluk yapmakla suçlanarak genel kurula sunuldu. Genel kurul yöneticileri hatalı bularak mahkemeye başvurdu. Ülkemizdeki yolsuzluk geleneği eskilere dayanıyor ve küçük birimlerde antrenman yapıyorlar. Yani dostuna dosttu, yanlış yapana arkadaşım diye göz yummazdı. Bu olay bir mihenk taşıdır. Eski arkadaşları ile araya mesafe koymuştur.

Annesini, kız kardeşini, Aynur hanımın bütün ailesini tanıdık. Hepsinin evlerine gittik, kaldık. Deprem olduğunda Ferudun beyin annesinin evine taşındık hep birlikte. Hürriyet mahallesinde tek katlı evi daha güvenli bulmuştuk. Yıllar önce kalp ameliyatı olmuştu. Buna rağmen beni yakalayınca rakı kaçamağı yapardık. Siteden ayrılmıştık. Aynı sokakta caddenin üst kısmına geçmiştik. Eskisi gibi sık olmasa da komşuluğumuz hiç bitmedi. Yeni Ufuk sitesi dönüşüme gitti, bina yıkıldı. Çok uzak olmayan Bulvardaki evine geçmişti. Eski binanın tekrar yapılacağı ve tekrar taşınacağı günleri hesaplıyor ve özlüyordu.
Son yıllarda hastaneye sık yatmaya başlamıştı. Biz ise bu dönemlerde Bursa da az kalmaya başlamıştık. Her hastaneye yattığında mutlaka Merali arar, ” Hastanedeyim, hakkınızı helal edin” derdi.
Çok kutuplu, çok bölünmüş, parçalanmış toplumsal yapı içerisinde tesadüflerin bir araya getirdiği iki insandık. Siyasi görüş, inanç sistemi bağlamında zıtların birliği olduk. Ortak noktamız, haksızlığı kabul etmemek, dürüst insan olmak, biat etmeyip isyankar olmak, güven vermek, sözünde durmak. Tanıdıkça yaklaştık, birlikte yaşamayı, paylaşmayı öğrendik. Karşılıklı etkileşim yaşadık, kardeş olduk.
Ferudun Uyluer’i kaybettiğimizi öğrendim. Aynur Uyluer kardeşime, Figen Uyluer kızımıza, Oğuz Uyluer oğlumuza baş sağlığı diliyorum.














