İ KİNCİ KEMAL
Uzun yol kaptanı olan Temel, 6 aylık bir bir seyahatten döner dönmez öfkeyle bağırmış Fadime’ye;” Yazuklar olsun Fadume! Pen yokken eve şampiyon pir atlet almişsun! Nerede pu heruf?”
Fadime gayet rahat cevap vermiş; “ Vallahi de billahi de pana iftura atmuşlar Temel! Eve hiç pir zaman şampiyon bir atlet olmadum!”
Temel bu kez cebinden yakışıklı genç bir atletin Fadime ile sarmaş dolaş olduğu bir fotoğrafı çıkarıp göstererek bir daha sormuş;”Peki pu heruf kim?”
Fadume fotoğrafa bakıp konuyu hiç önemsemiyormuş gibi rahatça cevap vermiş;” Aman Temelciğum!
Yüz metreyu 20 sanuyede zar zor koşan pirune hiç şampiyon mu denur?”
***
Bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanlığı koltuğuna 8 kişi oturmuş.
Oturanlar arasında adında Kemal olan sadece iki kişi var.
Birincisi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
İ Kincisi, Kemal Kılıçdaroğlu.
İ Kincisi dün Sözcü Tv’deydi.
İçindeki kin yüzüne yansımıştı. Kini demokrasimizi, cumhuriyetimizi ve milletimizi bu hale koyan 24 yıllık AKP iktidarına değil, 1,5 yıllık Özgür Özel’in parti içi iktidarınaydı.
Ama bir konu da Fadime’yi aratmayacak öyle güzel bir savunma yaptı ki o konuda hakkını asla yiyemem.
13 seçim kaybettiniz, diyen sunucuya, “Nerden çıkarıyorsunuz 13 seçim kaybettiği mi? Kaybettiklerimden ikisi referandumdu” dedi.
Bu savunma, Fadime’nin; “Aman Temelciğum! Yüz metreyi 20 sanuyede zar zor koşan pirune hiç şampiyon mu denur?” savunmasından bile daha etkiliydi.
Bence bundan sonra kendisine 13 seçim kaybetmiş biri, değil; her şeyini kaybetmiş biri, demek daha doğru olur.
Çünkü, dünkü Sözcü Tv’deki tutumuyla, bence milletin saygısını da sevgisini de tamamen kaybetti.
Bu iktidar; Genel Başkan olarak girdiği ilk yerel seçimde, CHP’yi birinci parti yapan Özgür Özel’in ve gireceği ilk seçimde Cumhurbaşkanı seçileceğine kesin gözüyle bakılan Ekrem İmamoğlu’nun, birlikte iktidara yürümesinler diye ayaklarını bağlamışken, Kılıçdaroğlu’nun bu tavrı bana, nedense karikatürdeki tesisatçıyı hatırlattı.
Ve, Baba Ocağımız CHP’nin bu haline bakınca ve herhalde yarın Babalar Günü olmasından da olsa gerek, aklıma şu üvey baba fıkrası geldi.
İlkokula başlayan Temel’in çok güzel yüzdüğünü gören öğretmeni yüzmeyi kimin öğrettiğini sormuş.
“ Babam öğrettu efendum!” demiş küçük Temel.”
Öğretmen, babayı takdir ederek sormuş; “Brova ona! Seni havuza mı götürüyor?”
“ Hayır efendum!” demiş küçük Temel “ Benu her gün kendu teknesuyle götürüp denizun ortasuna bırakur ve ben yüzerek geru dönerum.”
“ Peki, kıyıya gittiğinde, baban senin elinden tutup yukarı çekiyor mu?” diye sormuş öğretmen, yarı şaşkınlık yarı merakla.
“ Hayır efendum!” demiş küçük Temel “ Ben kıyıdaki iskele babasına tutunur öyle çıkarım.
Öğretmen şaşkınlık ve merakla sormuş;
“ Ama evladım!” demiş öğretmen öfkeyle “ Her sabah kadar mesafeyi yüzmek zor olmuyor mu evladım?”
“ Yüzmek hiç zor değul öğretmenum!” demiş küçük Temel “ Ama, her gün üvey babamın ağzinu bağlayup benu denuze attiğu çuvalun içinden çıkmak gerçekten çok zor olayi!
Evet, Atatürk’ün iki büyük eserinin başında oturanların birinin iktidara yürümeyelim diye ayaklarımızı bağladığı, diğeri de durumu fırsat bilip, bizi çuvala koymaya çalıştığı ortamda, kendimizi üvey babalı bir Babalar Gününde gibi hissetsek de ayaklarımızdaki prangaları da kırıp, çuvaldan da çıkıp iktidar olmayı başaracağız!
Mutlaka başaracağız!
Yüreğinizden sevgi, içinizden ümit, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın!
Herkese İyi Bir Hafta Sonu Olsun!
Sevgi ve saygılarımla…
Ulvi Puğ
(Bu yazı 20 Haziran 2026 tarihinde yayımlanmıştır.)













