Salim Çetin
Bir grubun kendi içindeki tartışma kamuya açılabilir mi?
Neden olmasın ki!
Çünkü bu kentin edebiyat üretimi içinde şu ya da bu biçimde var olan, kullandığı sözcükler ve dildeki ustalığı ile insanın türlü hallerini dile getirip, toplumsal tarihe de not düştüğü var sayılan bir gruptan söz ediyoruz sonuçta.
Bu grup TYS sohbet portalında, birkaç gündür bir tartışma içinde.
Pek çok Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi edebiyatçı da bu tartışmayı izliyor olmalı.
Tartışmanın çıkış noktası Cem Erdeveciler arkadaşımızın Didim Kitap Günleri kapsamında imza etkinliği afişini paylaşmış olması. Namık Kuyumcu dostumuz buna itiraz edip, bunca değerin (Telli, Yalvaç, Erenus) arka arkaya sonsuzluğa uğurlandığı bu günlerde, hemen bir etkinlik afişinin paylaşılmasını vefa- hakkaniyet ve liyakat duygusunun yıpranmışlığı olarak ortaya koyuyor.
Bir yanda ömrünü bu toplumun daha iyi bir gelecek kurmasına adamış edebiyatçı ve sanatçı dostların ölümü, öbür yanda hayatın devam etiğine ilişkin bir afişin paylaşılmış olması.
Aslında hayatın diyalektiği bu olsa gerek, bir yanda yaşam bütün hızıyla akarken, öbür yanda ölümler yaşanıyor ve yaşanacak da.
Keşke bunların önüne geçecek bir mekanizma olsa.
Behçet Necatigil boşuna mı, “Bıkmışım ölümlerden, ölmeyin benden önce” diyordu Temrit şiirinde.
Bize düşen zamanlamanın ince ayarını bulmak, doğru işi doğru zamanda yapabilmek.
Belki Cem Erdeveci arkadaşımız bu ‘ince ayar’ konusunda eleştirilebilir.
Tabii bir de hem yas’ ımız tutacak, hem de hayatın ritmine uyan üretimlerimiz yerine getirecek görüşler de var.
Bunu gene aynı portalda Nurgül Ekeke arkadaşımız çok güzel dile getirmiş.
Şöyle diyor:
“Yitirdiğimiz değerli TYS üyelerinin ve sanat emekçilerinin anısı, hepimizin ortak sızısıdır. Onların ömürlerini adadığı devrimci sanat mücadelesine ve birikimine duyulan vefa yalnızca sessizlikle değil; üretmeye, yazmaya, okurla buluşmaya ve sanatı diri tutmaya devam ederek ödenir. Bir anma ile bir afişin aynı zaman dilimine denk gelmesini bir ‘vefasızlık,’ ya da ‘ liyakatsizlik’ olarak yaftalamak hayatın akan ritmini ve bir sanatçının emeğini haksız yere karalamaktır.”
Buna ne denir ki, şapka çıkarmaktan başka!
Kuyumcu, hazır klavyeye oturmuşken eleştirilerini peş peşe sıralamaktan geri durmuyor.
Özellikle TYS üyesi edebiyatçıların, imza günlerine katılmaları Kuyumcu’ nun hoşuna gitmiyor.
Ona göre ‘Menemen testilerini kıskandıracak bir kıvamda’ günlerce bu stantlarda ne işi var bu insanların.
Kuyumcu’ nun dilindeki zarafeti (!) görüyor musunuz?
Aslında üzerinde durulup yol ve yöntemlerinin tartışılması gereken bir konu kitap imzalama işi.
Ancak başka bir platformda tartışılacak konu, Kuyumcu’ nun kırıcı, küçümseyen ve kendinden başkasını edebiyatçı görmeyen dili yüzünden tartışılamıyor.
Evet burada ince bir ayar kaçınılmaz.
Elbette kitabı çıkan biri onu okuyucusuyla paylaşmak isteyecektir.
Bunda yadırganacak bir yan olamaz.
Ancak bunda da yazılmamış ama hepimizin bildiği kurallar olmalı.
Kemeraltı’ nda bağırıp, kolundan tutup dükkanına müşteri çeken dükkân sahibi kabalığı kitabın olduğu yerde kabul edilemez herhalde.
Kuyumcu eleştirileri sıralamaya devam ediyor.
Bu kez sırada parasını verip kitap bastıranlar var.
“Şiir kitapları yayınlanınca kendini şair sanmak” tan dem vuranlar Kuyumcu’ nun radarında bu kez.
Diğer dalları da sayıp pek çok insanın parasını verip kitap çıkardığını, bunların da yazar sayılmaması gerektiğini dile getiriyor.
Kuyumcu onca zamandır dolaşımda olan bu gerçeği galiba yeni fark etmiş.
Yıllardır bu oluyor.
Yayıncılık teknoloji ile birlikte başka bir mod’ a çoktan girdi.
Bu yüzden yayıncılığın o kağıt kokan havası çoktan bizi terk etmiş gibi.
Şimdi her şey dijital.
Büyük yayınevleri de bundan nasibini almış olmalı ki birkaç yüz sayıyı geçmeyen dijital baskılı kitaplarla şimdilik yetiniyorlar.
Kısaca yeni teknolojiler yazar ya da yazar heveslisini kitapla tanışmaya teşvik ediyor.
Mesafe kısaldı, yazılan kısa zamanda kitaba dönüştürebiliyor.
O eskinin yazdıklarını yıllarca yayınlamayan yazarları yok artık!
Aslında üzerinde tartışılmayı hak eden bir konu.
Ancak kötü dil, “parasını verip bastırılan bütün kitaplar kötüdür” önermesi, bu verimli tartışmayı başlamadan bitiriyor.
Sonra ne oluyor?
Namık dostumuz bu tartışmalardan sonra Cem arkadaşımıza çağrı yapıyor.
Nerdeyse Puşkin’ in düelloya çağırmasına benzeyen bir tonda bu çağrı.
Sonrasında taraflar telefonda konuşup, işi tatlıya bağlıyor.
Yani herkesi ‘ zübük’ ilan eden bu üsttenci dil, telefonda yumuşuyor.
Bize de bunları yazmak düşüyor.
*
Gelelim bu işin artçılarına.
Önce benim bir şeyler söylemem gerek.
Bilindiği gibi mayıs sonu TYS temsilcisi oldum.
Araya yaz girdi.
Yapılanma zamanı ne yazık ki güz aylarına kaldı.
Ben başta da söylemiştim, katılımcı bir anlayışı bütün işlerimde ortaya koymuş biriyim. Bunda da öyle olacak.
Yasal bir gereklilik yok ama gene de bir yönetim kurulu ile işleri kotarmak istiyorum.
Ondan sonra da yapılacak etkinlikler peşi sıra gelecek.
Haluk Işık arkadaşımız TYS’ nin haklı olarak dernek değil sendika olduğundan söz ediyor.
Evet 1975’ lerde o günün koşullarında sendika olarak kurulmuş.
(Bir gün Demirtaş Ceyhun’ nun anlattığı kuruluş öyküsünü de anlatırım!)
Sanat insanlarının, edebiyatçıların telif hakları, yaşayacakları hukuksal sorunlar amaçları arasında yer almış bu kuruluşun.
Ancak ülkemizin her zamanki mahir durumu bu çizginin ya da amacın sürdürülmesine hiç kapı aralamamış gibi.
Yani ben mesela Can yayınları ile ona bağlı yazarların telif hakları konusunda karşı karşıya geldiklerini duymadım.
Aynı biçimde Devlet Tiyatrolarında sanatçıların ücret pazarlığı konusunda bir çabasın da rastlamadım.
O yüzden TYS’ nin bu hak temelli çabalarından çok, üyelerinin ürettikleri yapıtların tanıtımı, kamuoyuna sunumu gibi işler olagelmiş…
Ancak yukarıda sayılan hak temelli işler ortaya çıktığında sendikanın bundan geri durmayacağı da elbette not edilmesi gereken bir durum.
Ben devraldığımda 70’ e yakın üye vardı.
Daha kimseyi üye yapmış değilim.
Çok bir şey yaptığım da söylenemez.
Bu arada Bornova Kitap Günleri için bir iki girişimim oldu.
Oranın düzenleme komitesinde bir edebiyat örgütü olarak yer alma isteğiydi bu.
Ancak gördüğüm, belediye bu anlayıştan uzak, bana “sizi alırsak buralara diğer dernekleri de almamız gerekir”. Oldu.
Yani TYS ‘ yi görmeyen bir anlayış var, bel ki TYS’ nin kendini kabul ettirmemesindeki eksiklikler, yetersizlikleri de buna eklemek gerek.
Burası için üç etkinlik talebimiz oldu, biri, iki emekçi gazetecinin 24 yıldır yürüttüğü Kent Yaşam Sitesi’ nin tanıtımı, diğeri Hülya Soyşekerci ve Altan Altın’ ını katılacağı Bornova’ nın anlatılması ve sonuncusu da Hasan Özkılıç ile şair Süreyya Berfe’ nin anılacağı bir etkinlikti.
Bana denen, bir hakkımızın olduğuydu ve ben de anma etkinliğini yazıp gönderdim.
Sonucu mu, daha yanıt gelmedi.
Kısaca durum bu.
Şimdi tekrar konuya dönelim:
Namık Kuyumcu’ nun ateşlediği bu tartışma arkasından başka arkadaşlarımızı da buna kattı.
Bunlardan biri İzmir şimdi de Bodrum’ da sanat ve kültür adına önemli işlere imza atan Aydın Şimşek’ ti.
Şimşek direk TYS’ yi suçlayıp, bu derneğin düştüğü duruma hayıflanıyor.
(O, diyor ama biz sendika diyelim.)
Bu düşülen durumun da en çok üye yapılırken kriterlere uyulmamasından kaynakladığını dile getiriyor.
Bütün kötülükleri de buna bağlıyor.
Yani mealen buraya has edebiyatçılar üye değil demeye getiriyor sözü.
Toptancı yaklaşımlara hep karşı oldum.
Elbette söylediklerinde hepten haksız olduğunu da söyleyemem.
Ancak kitapla ve sanatla uğraşan insanların bu çabalarını bu kadar değersizleştirmek bana doğru görünmüyor.
Yazarlık atölyeleri oluşturup gelenleri dönüştürerek onlardaki yazarlık yeteneğini açığa çıkarmaya çalışan biri Şimşek.
Bunu da en iyi yapanlardan biri.
Yazdığı kitaplar, edebiyata ilişkin öngörüleri bana göre geleceğe iz bırakanlardan bir olacağını söylüyor.
Dolayısıyla ondan beklenen bu oluşumun eğer varsa eksiklikleri, onları onların bir ustası olarak görüp, öyle davranmasıdır.
Kış içinde yapacağımız etkinliklerde üyelerin kitapları da gündeme geldiğinde bu yanlışlıkları belli bir eleştirel yaklaşımla ortaya koyması ondan beklenir.
Hatta önerim, ilk etkinliğimiz belediyelerin kitap günleri olsun, oradaki yazar tutumları, düzenlemedeki yanlışlık ya da olumlu yanlar tartışmanın konusu olmalı.
Ayrıca eksikliklerimiz, üyeler ait kitapların tartışılması, okuyucuyla buluşmasındaki zaaflar ele alınmalı.
Belki tartışa tartışa olumlu yöne doğru gidişi bulacak, daha etkin bir TYS’ yi de hep beraber yaratmış olacağız.
Eğer olmayacaksa da dükkanı kapatır, hepimiz işimize döneriz.
Ha ben buraya yapışık değilim, düzelmeyecek bir durum gördüğümde, birkaç milyarlık maaşı bırakır(!), arkama bakmadan giderim!
Şimdi, ‘gidersen git, çok da umurumuzdaydın sanki!’ dediğinizi duyar gibiyim.
Haklısınız, ben de olsam aynısını derdim!
Şaka bir yana ben tartışmalarda olumlu bir tavır takınılmasından yanayım.
Elbette eleştiriler olacaktır.
Ancak başta da belirttik kızgınlıklarınızı eleştiriyle lütfen karıştırmayın.
Edebiyatın herkesi kucaklayan sıcaklığı yanında, yapıp ettiklerimizden haberdar olalım diye bu platformlar oluşturuldu.
O halde buna dikkat edelim, derim!













