Sermaye mi?
Ülkeyi yöneten parti sınıf partisi değilse hiç şüphesiz sermayedir.
Patronların örgütlendikleri odaları var. Sanayi ve ticaret birlikleri vardır. Bankaları, holdingleri, vakıfları, düşünce kuruluşları, hukuk büroları, medya organları ve uluslararası ilişkileri vardır. Sermaye, yalnızca ekonomik bir güç değildir; aynı zamanda siyasal iktidar üzerinde etkili olmaya çalışan örgütlü bir sınıftır. Kendi çıkarlarını korumak için birlikte hareket eder, ortak strateji geliştirir ve siyasal kararları etkilemeye çalışır.
Peki, ülkenin bütün zenginliğini üreten işçi sınıfının örgütlülüğü aynı düzeyde midir?
Ne yazık ki hayır.
Sermaye tarafından dini, milli, ulus duyguları üzerinden ayrıştırılan işçi sınıf partisinde örgütlü değilse yalnızdır. Aynı fabrikada çalışan işçiler farklı sendikalara bölünür, aynı mahallede yaşayan emekçiler farklı siyasi kimliklerle birbirinden uzaklaşır. Muhafazakâr, liberal, milliyetçi, ulusalcı ya da sosyal demokrat söylemler etrafında kümelenir.
Oysa sermaye, kendi sınıf çıkarından hiçbir zaman vazgeçmez.
Sermaye bilir ki siyaset, sınıflar üstü bir alan değildir. Her ekonomik tercih, aynı zamanda bir sınıfsal tercihtir. Vergi politikası, ücret politikası, özelleştirme, kamusal hizmetler, gelir dağılımı, bölgesel yatırımlar, çalışma yaşamı, sendikal haklar, sosyal güvenlik; bunların tamamı hangi sınıfın çıkarının esas alındığını gösterir.
Bu nedenle işçi sınıfı sadece üreten olarak kalmayıp, aynı zamanda ülke yöneticisi olmalıdır.
Sınıf partisi; bir lidere bağlılık hareketi değil, emeğin ortak aklıdır. İşçinin, emekçinin, emeklinin, köylünün, işsizin, öğrencinin ve üreten herkesin kendi geleceği hakkında söz ve karar sahibi olmasını hedefleyen bir siyasal anlayıştır.
Kadroları bürokrat, işveren ve sermaye temsilcilerinden oluşan birçok parti seçim dönemlerinde emekten söz eder. İşçiyi, çiftçiyi, emekliyi miting meydanlarına çağırarak vaadlerde bulunurlar. Seçim bittikten sonra karar mekanizmalarında işçiler olmaz. Bu partilerin yönetimlerinde fabrika işçileri olmaz. Programlarında grev hakkı, hak ve özgürlükler, sendikal özgürlükler, gelir dağılımı adaleti ve kamusal hizmetlerde belirleyici olmada işçi ve emekçiler olmaz.
Bir partiyi işçi partisi yapan, adında “özgürlük”, “halk” ya da “sol” kelimesinin bulunması değildir. Onu belirleyen; hangi sınıfın çıkarlarını savunduğu, parti içi demokrasiyi nasıl işlettiği, üyelerini karar süreçlerine ne ölçüde kattığı, sınıf sendikalarında işçilerin örgütlülüğü ve emeğin haklarını ne kadar kararlılıkla savunduğudur.
İşçi sınıfının partisi, toplumdaki farklı inançlara, kültürlere, etnik kökenlere ya da yaşam tarzlarına sahip insanların ortak emek çıkarları etrafında birleşebilmesini amaçlar. Kimlikler elbette önemlidir; ancak düşük ücret, işsizlik, güvencesizlik, yüksek enflasyon ve yoksulluk, farklı kimliklerden milyonlarca emekçinin ortak sorunlarıdır. Bu nedenle sınıf siyaseti, emekçilerin ortak ekonomik ve demokratik talepleri etrafında dayanışmasını güçlendirmeyi hedefler.
İşçiler nasıl bir tutum almalıdır?
İşçi, yalnızca seçim zamanı hatırlanan bir seçmen olmamalıdır. Sendikasına sahip çıkmalı, örgütlenmeli, işyerinde dayanışmayı büyütmeli ve siyasal yaşamda aktif rol üstlenmelidir. Üretenlerin ülkeyi yönetme hakkı olduğunu savunmalı; kendi adına konuşan değil, kendi içinden çıkan temsilcileri güçlendirmelidir.
Emekçiler nasıl bir tutum almalıdır?
Sağlık emekçisi, öğretmen, mühendis, teknisyen, belediye çalışanı, çiftçi, kurye ya da emekli… Hepsi farklı mesleklerde olsalar da ortak sorunlarla karşı karşıyadır. Bu nedenle emekçiler, ortak hak ve talepler etrafında örgütlenmeli; sendikalarda, meslek örgütlerinde ve demokratik kitle örgütlerinde dayanışmayı büyütmelidir.
Gençler nasıl bir tutum almalıdır?
Gençler yalnızca iş arayan bireyler değil, ülkenin geleceğini şekillendirecek toplumsal aktörlerdir. Bilimden, özgür düşünceden, demokratik katılımdan, ekolojiden ve emekten yana bir tutum almalı; geleceği başkalarının yazmasını beklemek yerine onun kurucuları olmalıdırlar.
Kadınlar nasıl bir tutum almalıdır?
Kadın emeği olmadan üretim de toplum da ayakta kalamaz. Kadınların eşit temsil, eşit işe eşit ücret, şiddetsiz yaşam ve güvenceli çalışma talepleri, emek mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Kadınların örgütlü katılımı olmadan güçlü bir emek hareketi kurulamaz.
Sonuç olarak:
Sermaye sınıfı kendi çıkarlarını korumak için örgütlenmekten hiçbir zaman vazgeçmedi.
Sermaye kendi partilerine, kendi kurumlarına, kendi örgütlerine sahip çıkarken; emeğin geleceği, başkalarının siyasal önceliklerine bırakıldığında işçi sınıfı kendi gücünü zayıflatmış olur.
İşçinin en büyük güvencesi, yalnızca çalışması değil; sınıf bilincini geliştirerek ortak talepleri doğrultusunda örgütlenmesi, dayanışması ve kendi siyasal iradesini oluşturabilmesidir.
Tarih boyunca hiçbir hak kendiliğinden kazanılmadı. Sekiz saatlik iş günü de, sendika hakkı da, sosyal güvenlik de oy hakkı da demokratik özgürlükler de örgütlü mücadelelerin ürünüdür.
Mesele: Geleceğini, inancına, ulusuna, milliyetine… yakın bir partiye oy vererek geleceğini milli, dini duyguların üzerinden sefa sürenlerin inisiyatifine bırakmak değil.
Asıl mesele: İşçi ve emekçilerin kendi sözünü söylemesi, kendi örgütlerini güçlendirmesi ve kendi siyasal iradesini demokratik yollarla inşa etmesiyle şekillenir.
Ülkelerin zenginliğini yaratan emek, sınıf partisi öncülüğünde ülkelerin yönetiminde söz ve karar sahibi olmalıdır.














