Öncelikle…
Sağlıklı bir analiz-sentez yapabilmenin ön koşulu…
Geçmişten günümüze kadar edinilen tüm bilgilerin bir süzgeçten geçirilmesine bağlı olduğunu kabul edelim…
Türkiye…
Adım adım…
Göstere göstere EMPERYAL bir saldırının hedefi haline getirildi…
Açık- kapalı bir dizi operasyona tabi tutuldu…
1938 yılının 11 Kasım’ından başlayan…
Her çizgiden, her siyasi renkten…
Asker-sivil bir yığın ihanetlerle…, Yuvarlana yuvarlana bir kartopuna dönüştürülerek üzerimize bir çığ gibi düşen korkunç bir felaketin altında kaldık…
Askeriye…
Siyasi Partiler…
Üniversiteler…
Yargı Kurumları…
Karanlığın gelişi hepsi tarafından adata görmezden gelindi…
Mustafa Kemal ATATÜRK Devrimleri…
Her gün ama her gün rendelendikçe rendelendi…
Bir avuç AYDIN.
Canı pahasına ortaya koyduğu direniş ve uyarı ya görmezden gelindi ya da küçümsendi…
Devletin savunma refleksi felç edildi…
Yurttaş olma sorumluluğu ise hep bir yerlere havale edildi…
Oysa o güvenilen dağlara çoktan kar yağmıştı…
Devrim; kağıttan kaplan olan o güçlere- ki bunlardan birisi ORDU idi…
Karşı- devrime tek mermi sıkılmadan teslim edildi…
Buraya çok şey yazılabilir…
Lakin bir önemi mi var?
Herkes oradaydı sonuçta…
Sahte oylamalarda rejim dönüştürüldü…
Halk bilinçsizdi…
Halk çaresizdi…
Oysa…
Dış destekli KÖTÜLÜK…
Hem örgütlü…
Hem tüm ahlaki değerlerden arındırmıştı kendini…
Eğer…
Devrimler yeterince algınabilinmiş olsaydı…
DİN üzerinden kurulan bir “DEVLET DÜZENİ”NİN…
Toplumsal yaşamın intiharı olacağı kavranabilinmiş olsaydı…
Şiddetle…
Tarikat-Cemaat yapılanmasına karşı durulurdu…
Fetocular…
Süleymancılar…
Menzilciler…
Bunlar güç savaşları yaparken…
Daha ufakları da boş durmadılar elbette…
1950’den sonra iktidar olan SAĞ PARTİLER…
Arada bir hükümet ortağı olan SOSYAL DEMOKRATLAR…
1980-90 sonrasının kimi aymaz SOSYALİST yapıları…
“Karşı-Devrim’in değirmenine devamlı, durmaksızın su taşıdılar…
Öyle ki…
Gün geldi…
Mustafa Kemal’in Ordusu olduğunu iddia eden TSK’dan…
Teğmenler…
Mustafa Kemal’in askeri oldukları için atıldılar…
ABD…
FETÖ…
Gömlek değiştiriciler…
Hep birlikte saldırdılar…
CUMHURİYET Kurumları’na..
Arazilere…
Madenlere…
Doğal bitki örtüsüne…
Akarsulara, Göllere kadar…
Ne varsa çöktüler, yağmaladılar…
Avrupa’nın 1. Tahıl üreticisi olan koca bir Ülke…
Samanı bile ithal eder hale getirildi…
Zaten bunlar biliniyordu değil mi?
Bilinmeyen ne o zaman?
Bu uzun girizgah niye?
Şunun için:
Bu şer birlikteliğin nihai hedefi…
EBEDİ KARANLIĞIN SON KAPISINI ARALAMAK!
Bu güzel yurttan…
Bir daha gitmeyecek…
Mutlak bir zulmü hakim kılmak…
Saray yalamalarının birbiri ardına kodese atılması sizi yanıltmasın…
Evlat- damat- CIA Bürokratkarı üzerinden süren bir vekalet savaşı bu…
Asıl taraflar…
FETOCULAR VE SÜLEYMANCILAR…
Yan kuvvetler ile öncü kuvvetler ise diğer tarikatlar elbette…
İp oynatıcı başta ABD olmak üzere tüm EMPERYAL DÜNYA …
Saray savaşlarının ne kadar kanlı geçtiği arşivlerde yeterince mevcuttur…
Bir gecede boğdurulan oğullar… Ve/veya torunlar mı dersiniz?
Sadrazam, Paşa iken…
Kellesi bedeninden koparılan DEVLET GÖREVLİLERİ mi dersiniz?
Binlerce ibretlik öykü var kayıtlara geçen…
Şimdi ise…
Yeni bir Saray Savaşları başlıyor…
Bu süreçte…
Elbette SARAY KARŞITLARI da bir başına bırakılmayacak…
Çünkü yeni düzende muhalife, hele çağdaş olana asla yer yok …
ÜLKE…
İtiraz eden, bu biçilen kefeni giymeyi reddeden AYDIN insanların…
Karanlık zindanlara süratle doldurulduğu…
Halkın ise hâla…
Bu derin sefaletten kurtulmanın yolunu…
Kendini bu sefalete mahkum eden SİYASET TÜCCARLARINDA olunduğunu sandığı bir KAOS DÖNEMİNE giriliyor…
Ne ironi değil mi?
Son not:
Fetöcüler, ilk hamleyi yapan ve hasar aldıran taraf oldu…
Süleymancıların buna bir karşılığı olacak mı?
Yoksa bertaraf olma sırası şimdi onlarda mı?














