1960 öncesi yıllarda kıyılarımızda konuşlanmış, şehri ile veya kasabasıyla karadan at ya da eşekle gidilebilen patika yolu haricinde, bağlantısı olmayan yörelerimizde mecburen deniz yolu kullanılıyordu. Henüz motorla tanışmamış denizcilerimiz, her türlü nakliye işlerini yelkenli tekneleriyle hallediyorlardı.
Girit’ten adalara, oradan da Bodrum’a göçen dededen toruna mesleklerini devam ettiren denizci Türkler de bu denizden nakliyenin çalışanları olmuşlardı.
PALOPEÇİ Hasan Kaptan (Hasan BALAY) da bunlardan birisiydi. PALOPEÇİ lakabı tahminen babadan oğula geçen bir unvan idi. Sülaleler bu lakaplar ile hatırlanır ve benimsenirdi. Tanınmanın ve hatırlanmanın en önemli rumuzu idi.
PALOPEÇİ’nin anlamı Giritli halkının kullandığı lisanda “ESKİ DERİ, SAĞLAM KÖSELE” anlamı taşıyan bir tanım.
Palopeçi Hasan Kaptan’ın Bodrum’a geliş zamanı “Seferberlik zamanı” diye tarihlendiriliyor. Tahminen 1939 da İkinci Dünya savaşının başlaması nedeniyle ilan edilen seferberlik zamanında gelmiş olmalı. Ve Ören köyüne yerleşmiş. Tek bildiği meslek denizcilik, denizciye de ihtiyaç var. Deniz kenarına konuşlanmış Ören Köyü’nün nakliye işlerini yaparmış. Yelken ve kürek ile yürüttüğü teknesiyle. Sandalıyla desek daha doğru olur.

O zamanlar Ören’in Milas ile sadece patika yol bağlantısı var. Şehre yani medeniyete ulaşmanın en kolay yolu, günümüzde AKYAKA olarak adlandırılan o zamanların Gökova Köyü’ne deniz yolu ile oradan da araç ile Muğla ya ulaşmakmış. Ören ile Akyaka arasındaki ulaşımı Palopeçi Hasan Kaptan sağlamakta imiş.
Ören Köyü, Gökova Körfezi içerisinde, Milas İlçesi’nin batı deniz sınırındaki en önemli yerleşim noktası olduğundan, o zamanlar orada Gümrük Muhafaza Müdürlüğü varmış. Deniz yolu ile gelenler oradaki Gümrük Muhafaza Müdürünün denetimine tabi olmakta imiş.
Yıl 1951 Ören’de görevli Muhafaza Müdürünün babası bir gün oğlunu ziyarete gelmiş. Muğla’dan araçla Akyaka’ya, oradan da Palopeçi’nin kayığı ile örene gelmiş. Ziyaret sonu dönüş yolu yine aynı güzergâh.
Palopeçi’nin 5,5 (beş buçuk) metre yelkenli ve kürekli kayığı ile Ören’den Akyaka’ya (Gökova Köyü’ne) doğru yola çıkmışlar. Palopeçi Hasan Kaptan, 12 yaşındaki oğlu Erol ve Gümrük Muhafaza Müdürünün babası. Palopeçi Hasan kaptan denizde yalnız olmanın yanlışlığını biliyor olduğundan seferlerinde oğlunu da yanına alırmış.

Ören ile Akyaka arasında, deniz kıyısından yükselen dağlar denize paralel ve çok dik olarak yükselir. Denize paralel olan yüksek zirveli dağlardan inen sağanak rüzgarlar ani ve sert eser.
Yolculuk esnasında Palopeçi Kaptan’ı gafil avlayan bir sağanak rüzgâr, yelkenliyi devirir. Denizcilik dilinde ALABORA olurlar. Tekne batar. Ancak ahşap olması ve henüz yeni yapılmış olması sebebiyle tekne dibe batmaz, su yüzeyinde kalır. Kazazedeler tekneye tutunarak su yüzeyinde kalmayı sağlarlar. Ancak kıyıdan açığa doğru esen rüzgâr nedeniyle su yüzeyinde oluşan akıntı ile kıyıdan uzağa doğru sürüklenmeye, Gökova körfezinin ortalarına doğru savrulmaya başlarlar. Kıyıya yüzülecek mesafeleri fazladır. Kendisinin ve oğlunun yüzme bildiği kesin olmakla beraber yolcusunun yüzme bilip bilmediğine ulaşamadım. Muhtemel bilmediğini ya da yaşlı olması nedeniyle yüzemeyeceğini tahmin edersek. Palopeçi Kaptan’ın onları kıyıya yüzmeye yönlendirmesi beklenemez. Kaptan, hem oğlunu hem de yolcusunu bir halatla tekneye bağlayarak onları kaybetmemeyi sağlar.
Rüzgâra ve akıntıya tabi olarak, önce açığa sonra biraz kıyıya yaklaşıp, ardından değişen rüzgarla tekrar açığa sürüklenip dururlar. Denizde hiç kimseye rastlayamayan kazazedeler 2 gece 3 gün bu şekilde denizin ortasında dönüp dururlar.
Bu sürüklenmenin birinci günü sonunda yolcu olan Müdürün babası su!.. Su!.. Su!.. diye inleye inleye dayanamayıp vefat eder. Geri kalan bir gece iki gün daha merhum ile birlikte sürüklenen kazazedeler sonunda “GEREN” diye adlandırılan Çökertme Koyu ile Türkevleri Köyü arasındaki sahile çıkarlar hepsi morarmış durumdadırlar. Vefat eden yolcu için denilemez ise de kaptan ve oğlu için üç gün denizde kalıp hipotermiden kurtulmayı başarmak mucize gibidir.
O günlerde Ören Köyünde ikamet eden Etem DEMİRÖZ amca; merhumun otopsiye alındığını ve hatta daha sonra Bodrum’da hepimizin “İğneci Amcası” olan Sıhhıyeci İbrahim PAY amcanın da orada görevli olup olayı gözlemlediğini anlatır.
Polopeçi Kaptan’ın torunu (oğlu Erol’un oğlu) Nezihi BALAY Kaptan’ın anlattıklarından, kıyıya ulaşıldıktan 45 gün sonra soruşturmaya alınmışlar. Elbette suçlu bulunmamışlar. Palopeçi Kaptan uzun yıllar daha nakliye işine devam etmiş. Daha sonra Giritli mahallesi olarak anılan Bodrum Kumbahçe Mahallesi’ne taşınmışlar. Bizler de PALOPEÇİ ailesini Kumbahçe Mahallesindeki Giritlilerden biri olarak tanırız.
Karaada’nın güneye bakan tarafında Poyraz Limanı diye adlandırılan her gün onlarca teknenin ziyaret ettiği küçük koyun az açığında küçük bir adacık vardır. Neredeyse her kaptan her denizci bilir. Haberlerde o ada üzerine çıkmış 30 un üzerinde boylu bir gulet gördüm. Palopeçi Kaptanın olanaksızlıklar içinde yapmaya çalıştığı nakliyat ile koca tekneyi ada üzerine çıkaran kaptanın sahip olduğu olanakları karşılaştırdığımda “ERROR” verdim.
Hikayelerimde hep anarım eski denizciler şanslıysa eceliyle ölürlerdi. Çetin deniz şartlarında çalışan eski denizciler bilgi, beceri ve öngörü sahibi olmak zorunda idiler yoksa deniz acemiyi affetmez.
Bu hikâyeyi dinlediğim Etem DEMİRÖZ amca ile Nezihi BALAY Kaptan’a ve her zamanki gibi fotoğraflar için de Ali ŞENGÜN’e teşekkür ederim.
Saygılarımla Ali Dizdar













