Kürtlerin son yüz yıllık mücadele geleneğini ve tarihsel mirasındaki jeopolitik talihsizliği, eleştirel bir bakış açısıyla irdeleme ve tartışma zamanının tam sırasıdır. Küresel jeopolitikanın kurbanı olan bu halk, son bir asırdır sürdürdüğü özgürlük ve kendi topraklarında söz sahibi olma mücadelesinde şu tarihsel özeti yaşamıştır:
Halkımız, emperyalizm ve bölgesel devletlerin güç dengelerinde kullanışlı bir aparat olarak görülmüş; kısaca özetlemek gerekirse “alttan sulayıp üsten tırpanlama” tarihiyle karşı karşıya kalmıştır. Irak’ta 20. asrın başında Şeyh Mahmud Berzenci’nin İngilizlere güvenerek Osmanlı’ya karşı mücadelesinden tutun; İran’da 20. asır ortalarında dönemin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine güvenilerek kurulan ve ağır bedeller ödenen Mahabat Kürt Cumhuriyeti’ne kadar bu tablo hep aynı kalmıştır.
1971-1974 yılları arasında Barzani önderliğinde yükselen mücadele İran destekliydi; ancak bu mücadele, İran ve Irak’ın daha sonra imzaladığı Cezayir Anlaşması ile son bulmuş ve Kürtler yine büyük bir bedel ödemiştir. 1980 ve 1988 yılları arasındaki İran-Irak savaşı sırasında da Kürtlerin talihsizliği devam etmiştir. İran Kürtleri Irak devletinden lojistik sağlarken, Irak Kürtleri de İran devletinden destek alıyordu. Savaş bittiğinde ise Irak’ta “Enfal” adı altında büyük bir soykırım başladı. Bu katliam süreci Halepçe faciasına kadar uzandı; Kürt nüfusunun üçte ikisi Türkiye ve İran’a kaçmak zorunda kaldı ve büyük bir trajedi yaşandı.
En son Suriye olayları başladığında, Suriye hükümeti bölgeyi terk edince Suriye Kürtleri yerel bir öz yönetim deneyimi gerçekleştirdi. Kobani işgali sırasında YPG’nin gösterdiği büyük direnişi fark eden ABD güçleri, YPG ile ilişki kurmaya başladı. Ancak 2026 yılının başlarında Suriye’nin başına bir terörist getirilerek Kürtlere sırt dönülmüş; ABD’nin bölgesel temsilcisi Tom Barrack, mazlum Kürtlere karşı “Sizinle işimiz IŞİD ile savaşa kadardı” sözünü pişkince kullanabilmiştir.
Bu talihsizliğin sürekli tekrarı, Sayın Abdullah Öcalan’ın son iki yıldır ürettiği yeni paradigma ile birlikte sonlandırılmıştır. Öcalan, halkını emperyalizmin ve küresel Kürt karşıtı devletlerin kullanabileceği bir aparat olmaktan çıkartmış, bunun teorik ve pratik adımlarını atmıştır. Yukarıda değindiğimiz “alttan sula, üsten tırpanla” oyunlarının artık sonuna gelinmektedir. Kürtleri, birlikte yaşadığı devletlerle birlikte siyasetin ana öznesi haline getirmek istemektedir. Başarılı olur veya olmaz; bu, yeni ve doğru atılmış çok önemli bir adımdır.
Öcalan artık ne tam sola ne de sağa konumlandırılabilecek bir alana geçmiştir. 19. ve 20. asrın siyasi literatürünün dışına çıkmış, 21. asrın ruhuna erişmiştir.
Öcalan; biraz Hasan Sabbah’tır, biraz Fidel Castro’dur, biraz Frantz Fanon’dur, biraz Clara Zetkin ve Simone de Beauvoir’dır; şimdi ise Mahatma Gandhi’ın bilgeliğidir..
18/09/2026 İmran Adsay













