Okullar açıldı.
Öncelikle çocuklarımıza başarılı bir eğitim-öğretim yılı diliyorum.
Diliyorum ama başarının yalnızca dileklerle gelmeyeceğini de biliyorum.
Bu ülkede paran varsa okursun; yoksa canına okurlar!
Eğitim de bütünüyle paraya bağlandı. Özel okullarda eğitim gören çocuklar pek çok açıdan avantajlı.
Daha az öğrencili sınıflar, daha iyi fiziki koşullar, her öğrenciye daha fazla zaman ayırabilen öğretmenler…
Dar gelirli ailelerin çocukları ise kalabalık sınıflarda, yetersiz imkanlarla aynı sınavlara hazırlanıyor.
Sonra da çocuklara, “Hepiniz eşit şartlarda yarışıyorsunuz” deniliyor.
Neresi eşit bu yarışın?
Bir ülkenin geleceğini görmek istiyorsanız gökdelenlerine, yollarına, köprülerine değil; çocuklarının okul sıralarında olup olmadığına bakın.
Türkiye’nin eğitim tablosu ne yazık ki iç açıcı değil.
Eğitim Reformu Girişiminin 2025 raporuna göre, 2024-2025 öğretim yılında yaklaşık 797 bin çocuk eğitim dışında kaldı. Bunların 604 bini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, 193 bine yakını ise yabancı uyruklu.
Zorunlu eğitim çağında olmasına rağmen örgün eğitim yerine açık öğretim gibi yaygın eğitim kurumlarına kayıtlı çocuklar da eklendiğinde, örgün eğitimin dışında kalanların sayısı 1 milyon 463 bine ulaşıyor.
Bu rakamlar yalnızca birer istatistik değildir.
Her rakamın arkasında yarım bırakılmış bir yaşam, ertelenmiş bir hayal ve kapanmış bir okul çantası vardır.
Çocuk okulda değil ama işgücü piyasasında!
TÜİK verilerine göre 15-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 24,9’u işgücüne katılıyor. Başka bir ifadeyle, bu yaş grubundaki her dört çocuktan biri ya çalışıyor ya da iş arıyor.
Çünkü evde tencere kaynamıyor.
Çünkü babanın maaşı kiraya, annenin pazardan aldığı birkaç parçaya yetmiyor.
Çünkü yoksulluk, çocuğun elinden kalemi alıp yerine tornavidayı, servis tepsisini, tekstil makinesini veriyor.
Sonra da bunun adına “mesleki eğitim” diyoruz!
Bir çocuk sabahın köründe atölyeye gidiyor, ağır işlerde çalışıyor ve iş kazası riskiyle karşı karşıya kalıyorsa buna eğitim denilemez.
Bunun adı çocuk emeğinin ucuz işgücü olarak kullanılmasıdır.
Üstelik sorun okul çağındaki çocuklarla sınırlı değil.
TÜİK’in 2025 verilerine göre 15-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 23,3’ü ne eğitimde ne de istihdamda. Bu oran genç kadınlarda yüzde 30,9’a kadar çıkıyor.
Yani yaklaşık her dört gençten biri okumuyor, çalışmıyor ve kendisini geleceğe hazırlayabileceği bir ortamda bulunmuyor.
Bu gençler tembel mi?
Hayır!
Üniversiteyi bitirip işsiz kalan ağabeyini gören lise öğrencisi neden umutlansın?
Yıllarca okuyup asgari ücrete mahkûm edilen genç, diplomanın kendisine bir gelecek sağlayacağına nasıl inansın?
Üniversite öğrencisi barınamıyor, beslenemiyor, ulaşım giderini karşılayamıyor. Okurken çalışmak zorunda kalıyor; sonunda ya okulunu ya da işini bırakıyor.
Gençler eğitimden kendiliğinden kopmuyor.
Yoksulluk, işsizlik, fırsat eşitsizliği ve umutsuzluk onları eğitimden koparıyor.
Eğitimden uzaklaşan genç, kitapla olan bağını da kaybediyor.
TÜİK’in 2022 araştırmasına göre 15 yaş üzerindeki yurttaşların yüzde 69’u bir yıl boyunca tek kitap bile okumamış.
Okulla bağı zayıflayan, kitapla tanışmayan, araştırmayan ve sorgulamayan kuşakların yetişmesi yalnızca gençler açısından değil, ülkenin geleceği açısından da büyük tehlikedir.
Eğitim yalnızca diploma vermek değildir.
Eğitim; çocuğa düşünmeyi, sorgulamayı, hak aramayı ve dünyayı anlamayı öğretmektir.
Belki de bazıları tam olarak bundan korkuyor.
Çünkü okuyan genç soru sorar.
Sorgulayan genç itiraz eder.
Hakkını bilen genç biat etmez.
Türkiye’nin kaynakları var. Ancak tercihler yanlış.
Saraylara, makam araçlarına ve gösteriş projelerine bulunan para; ücretsiz okul yemeğine, öğrenci yurduna, burslara ve öğretmen atamalarına gelince bulunamıyor.
Oysa bir öğün ücretsiz yemek bile binlerce çocuğun okulda kalmasına katkı sağlayabilir.
Çocuk işçiliğinin önlenmesi, eğitimin gerçekten ücretsiz hâle getirilmesi, öğrencilere beslenme, barınma ve ulaşım desteği sağlanması sosyal devletin görevidir.
Çünkü eğitimden koparılan her çocukla birlikte Türkiye de geleceğinden bir parça kaybeder.
Çocuğun eline kalem yerine iş aleti veren bir düzen kalkınamaz.
Gençlerine umut sunamayan bir ülke geleceğini kuramaz.
Unutmayalım:
Bir çocuğu okuldan koparmak kolaydır.
Ama karartılan bir geleceği yeniden aydınlatmak çok zordur.














