Oğuz Tümbaş dostumuzun geçen hafta Dokuzeylül gazetesindeki köşe yazısı “Güz geldi, kışa doğru yol alıyoruz.” cümlesiyle başlıyor ve yazlıktan şehre gidişi anlatıyordu.
Elbette aralarda onlarca yaşanan anı da vardı o yazıda.
Yazar, yayıncı Erdal Öz de sonbaharı, yani kışa doğru yol almayı, şair arkadaşı Türkan İldeniz’e yazdığı mektuplardan birinde, “Ağaçlar, çiçekler, otlar, böcekler, insanlar; toprak bile tatlı bir kedere bürünür. (…) Baharın o sınırsız yaşama sevinci sonbaharda hızla azalır.” diye tarif ediyordu.


Sonbahar böyle işte, biten şeylerin bıraktığı hüzün bulutu her yana dağılıp duruyor.
Yaz ise sınırsız düşlerin mevsimi.
Neyse ki o ‘sınırsız düşler’ bitti, sonuçta eylüle geldik, yazlıkçıların toplanma zamanıdır artık. Dolayısıyla ayrılıklar başladı.
Küçük koy, zakkumlar, tekneler, güller, begonviller, akşam kokusuyla mest olduğumuz yasemin, ceviz ağacı, yandaki nar, limon ve turunçlar ve hatta bahçede uçuşan kelebekler…
Bütün kış beklemede kalacak.
Kim bilir belki onlar da bizi özleyebilir!
Beri yandan da şehre dönmenin, İzmir’de kışı yaşamanın heyecanı var…
Dostlar orada bekliyor; kültürel etkinlikler, sergiler, konserler…
Her neyse sonuçta şehre dönüyoruz ve dönerken kitaplarımız da yine bizimle.
Dolayısıyla kitapsız yaşam yok!
***
Şimdi masanın başında onlara bakıyorum; rafta, yatağın başucunda, balkondaki küçük masada… Her yer kitap… Her yerde kitaplar…
Bilge Karasu usta demişti ya, “Ne kitapsız ne kedisiz.” gibi.
Kitaplar demişken bir şey daha gördüm; şiir kitaplarının çoğunun yazarı, arkadaşım, yakın dostum.


Ne güzel, bunca şair dostu olması insanın.
Yazar Hilmi Haşal, bir yazısında diyor ya, “Şiir kitapları benim gece bahçemdir (…) …el ayak çekilince şevkle süzülürüm gece bahçelerime.”
Ben de öyle, o ‘gece bahçesi’nde okuduğum şiirlerden çok şey öğrendim.
Bir dize, bir dörtlük, bir imge bana ayrı bir dünyanın büyüsünü sundu.
Yıllardır o ustaların dizeleri ile yol almadık mı zaten?
Hüseyin Yurttaş, Hidayet Karakuş, Veysel Çolak, Oğuz Tümbaş, Ahmet Günbaş…
Karşıyaka’dan şair dostlar, ustalarımız…
Ya körfezin öbür yanı?
M. Sadık Kırımlı, Zeynep Uzunbay, Asuman Susam, Sedat Şanver, Aydın Şimşek, Hayri Yetik, Altay Ömer Erdoğan, Bilsen Başaran, Müjgan Emiroğlu.
Ve liste uzayıp gidiyor.
Tabii benim gibi unutkan bir adamın aklına gelmeyenleri de ayrı tutun.
Ve bu nedenle adını buraya yazamadığım dostlardan peşinen özür diliyorum.
***
Şimdi gelelim masamda bekleyen şiir kitaplarına:
Bu kitaplardan kimi, yakın zamanda adıma imzalanmış, kimi de yazlıkta, kitaplıkta nasıl olmuşsa kalakalmış.
Onlardan biri 2021’de Yusuf Alper Hoca’mın adıma imzaladığı Oynayan ve Avunan kitabı.
Yusuf Hoca akademisyen, ilki 1985’te olmak üzere on bir şiir kitabı yayımlanmış. Yazlıkta olan ise 2007’de çıktığına göre demek ki ortalarda bir yerde duruyor.
Hocanın şiir kitapları yanında inceleme kitaplarının da olduğunu söyleyelim.
İncelemeler şiir ve şairler üzerine.
Kendi mesleğiyle ilgili olacak ki psikodinamik açıdan Nâzım Hikmet, Cemal Süreya ve Ahmet Erhan şiiri üzerine hazırladığı kitapları var. Ayrıca Türk Şiirini Psikanalizi şu an elimin altında olanlar…
Devamı da var ama onları da araştırmak meraklısının işi olsun!
Oynayan ve Avunan kitabında dört ara başlık var: Dipsiz, Çığlık Olmuş, Çözülme ve Savrulma.
Benim gördüğüm ilk bölümlerde Alper, insanın iç dünyasındaki sorgulamalara, hesaplaşmalara, oradan anlamsızlıklara götürüyor okuyanı.
“Hiç olamadım bir çerçeve içinde/ Ama sonradan çerçevelendim/ Soyut ve soylu bir resim gibi/ İnsanın soysuzluğunu bildim/ Bile bile kendimi kandırdım/ Uzak düşler edindim…”
Çözülme bölümünde, imparatorluk coğrafyasından arta kalan acıların insanda bıraktığı tortular, savaşların yol açtığı çözülmenin izleri ve yıkımlar dile getirilmiş.
“Boynuna dolanan yazgı çıngırağı/ Hüznü Sibirya’ dan artakalan heyelan/ Moskova zindanlarından devşirilmiş ay/ Dağılırken ülken deden ve sen/ Yaşamın hiç çözülmeyen yumağı”dörtlüğündesöylendiği gibi.
Savrulma ise şiirle düzyazı arası bir Akdeniz tragedyası…
Her türlü hesaplaşmanın yaşandığı bu coğrafyanın sözcüklerle fotoğrafı verilmiş gibi.
***
Bir başka kitap Abdullah Bolulu’nun Şiire Dön-Dil Sevgilim adlı emeği.
Bolulu duyarlı bir öğretmen arkadaşım.
Demokratik haklar konusundaki mücadelesini biliyorum.
Ayrıca Hoca’nın bir de Türkçenin doğru kullanılması konusundaki tavrı var ki dillere destan.
Şiir kitaplarından bir bölüm Dil Sevgilim zaten.
TÖB-Der Eğit-Der gibi öğretmen örgütlerinden ve eğitim emekçilerinin hak mücadelesinden gelen arkadaşım Bolulu geçen yıl içinde iki şiir kitabıyla çıkageldi: Dizilerin Umudu ve Şiire Dön-Dil Sevgilim.
Şairler elbette insana dair yalnızlık, ayrılık, hayatın anlamı gibi konuları şiirlerinden dile getirmekten geri durmuyor.
Bolulu da böyle, bu temalara şiirlerinde yer veriyor.
Buna ilaveten toplumsal konular da sıkça ele alınmış.
Bir başka özellik de tanınmış edebiyatçıların yaşamlarını şiirle anlatması.
Benim en çok hoşuma giden de bu bölüm oldu doğrusu.
Sait Faik, Ahmet Erhan, Halim Yazıcı… Yetmemiş, İzmirli ozanları şiirsel anlatımına konuk etmiş…
İzmirli Ozanlar şiirinden birkaç dörtlük:
“Kızılçullu yolunda Necati Cumalı’yla/ şiir okuyoruz bir sevgiliye bakar gibi (…)
Karşıyaka’da Şükran Ağabey’le/ Kovboyu denize sürüyoruz, göğsümüz kabarıyor.
(…)
Attilâ İlhan’ la Bela Çiçeği’nde buluştuk/ Uzun soluklu şaşılası imgelerle.
(…)
Nahit Ulvi Akgün’le Alsancak sokaklarında ‘Birisi’ diyerek/ Kordon boyunda iç titreten aşklar arar…”
***
Bir başka şair dost ise Zübeyde Seven Turan.
Turan’ı ben daha çok öyküleri ve çocuklar için yazdığı kitaplardan tanırken bu kez şiir kitabı çıktı karşıma.
Şiirleri; sevgi, bağlılık, aşk ve ayrılık gibi konuları işlerken, toplumsal duyarlılıklar da elbette görmezden gelinmemiş.
Ah Sivas şiiri bunlardan biri.
“Ah! Sivas/ Topla is kokan saçlarını/ Pir Sultan bağışlamadı seni”
Bir başka dörtlük:
“Kendime yürüyorum/ İçimin çıkmaz sokaklarına/ Aşk yangınına su arıyorum/ İhanete küfür…”
***
Yine bir öğretmen dostumuz, Vasıf Turhan Kayacık…
Benim de bir dönem bulunduğum Gökçeada Öğretmen Okulundan.
Lirik Toplumcu Şiirler beşinci şiir kitabı.
Şiir elbette dilin ustalıklı kullanılmasıdır her şeyden önce.
Kayacık’ta bu ustalık var.
Dizeler vurucu, kısa ve öz sözcüklerle oluşturulmuş.
Yalnızlık şiirinden bir örnek.
“(…) Gün gelir/ Gider bir dost/ Yalnızlaşır şehir/ Yoksullaşır insan/ Üşür ansızın ruhlarımız” örneğinde olduğu gibi.
Merak ettim, Kayacık sonbaharı nasıl anlatmış?
“SONBAHARDA
Yaş, altmışı epeyi geçti/ Mevsim sonbahar/ Çoktan/ İki çatallı oldu yollar/ Bilirim/ Biri derin uykulara gider/ Diğerinde hüzün var.”
***
Yaşamınızdan şiiri eksik etmeyin, derim. Sonbahar hüznüne inanın çok yakışacaktır bu.
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/28800542/salim-cetin/sonbahar-ve-siir-kitaplari














