Dante’nin yedi yüz yıllık ölümsüz eseri İlahi Komedya’yı okumak, yorumlamak ve kendi meşrebimize göre bir “anlam” katmak üzere adeta zamansız bir yolculuğa çıkıyoruz. İlahi Komedya, orta çağda engizisyonun en sert yaşandığı İtalya coğrafyasında kaleme alınmış; mitoloji, tarih, edebiyat, felsefe ve mistisizmi aynı potada eritebilen tarihin en nadide başyapıtlarından biridir.
İnsanoğlunun yüzyıllardır değişmeyen evrensel içgüdülerini ve karakteristik özelliklerini irdeleme çabasının en yoğun görüldüğü bu eser, insanlığın acı, hüzün, sevinç ve mutlulukla örülü uzun öyküsüdür.
Dante; insanın en derin zaaflarından en üstün ahlaki seviyelerine kadar uzanan yelpazeyi, ahiret metaforu üzerinden bir sınıflandırmaya tabi tutar. Bu üçlemede cehennem, araf ve cennet kavramları aracılığıyla adeta insanlık adına vekaleten içsel bir yolculuğa çıkar. Yolculuğun Cehennem ve Araf bölümlerinde ona, hayran olduğu Latin şair Vergilius eşlik eder.
Cehennem
Dante burada insanlık değerlerine ihanet edenleri; katilleri, hırsızları, rüşvetçileri ve görevini kötüye kullananları tasnif eder. Hatta görevini kötüye kullanan papazları ve kardinalleri dahi cehenneme yerleştirmekten geri kalmaz. Bunu yaparken Cehennemi tek boyutlu ve herkesin eşit ceza aldığı bir yer olarak değil; suçun orantısına göre dokuz (veya on) kata bölünmüş, adaletin titizlikle uygulandığı bir mekan olarak kurgular.
Araf
Cehennem ile Cennet arasında kalmış kişiliklere ayrılan bu alanı; kibir, ego, cimrilik veya sorumsuzluk gibi hafif kusurları olan, hiçbir keskin kategoriye tam olarak oturtamayacağımız sıradan insan tipleriyle doldurur. Araf da yine yedi kat olarak tasnif edilmiştir.
Cennet
Yaşarken genç yaşta kaybettiği büyük aşkı Beatrice’in eşlik ettiği Cennet; şüphesiz en erdemli ve ahlaki profili en yüksek insanlara ayrılmıştır. Burası da kendi içinde katlara bölünmüştür ki bu durum yazarın adalet anlayışıyla tutarlıdır.
Felsefi Bir Çelişki: Platon, Aristoteles ve Aquinaslı Thomas
Bu noktada yazara katılamadığım tek husus; insanlık tarihinin akıl babaları Platon ve Aristoteles’i Cehennem’e layık görürken, Skolastik felsefenin temsilcisi Aquinaslı Thomas’ı Cennet’e koymasıdır. Din ve mantığın uyumunu savunan skolastik felsefe göz önüne alındığında, bu tercih hakkaniyete pek uygun düşmez.
Ancak bu tercihi dönemin ruhuyla okumak gerekir. Kitabın yazıldığı dönemde İtalya, bilim ile dinin çatışma alanıydı. Giordano Bruno’nun yakılması ya da Galileo’nun yaşadıkları düşünüldüğünde, Dante’nin bu tutumunu sadece korkuyla değil, koyu bir Katolik olmasının getirdiği inanç süzgeciyle açıklayabiliriz. O, bilimi ve felsefeyi bile dini bir temel üzerinden değerlendiriyordu.
Son Söz
Kısacası bu yapıt bugün hâlâ insanlığa güçlü bir mesaj veriyor: İçsel bir yolculuğa çıkın, kendinizle yüzleşin ve vicdanınızı sorgulayın. Yedi yüz yıldır yankılanan bu ses, ahiret metaforu üzerinden aslında bu dünyada kim olduğumuzu bize hatırlatmaya devam ediyor.
Ve kendimize dürüstçe soru soralım, ben hangi kapıdayım.














