Bazen bir insanın hayat hikâyesi, bir ülkenin yakın tarihini anlatmaya yeter.
Elif Eralp’in hikâyesi de 45 yıl önce, 12 Eylül askeri darbesinin karanlığında başladı.
Henüz dünyaya gelmemişti.
Sosyalist ve sendikacı anne-babası, 12 Eylül darbesinin ardından Türkiye’den ayrılarak Almanya’ya sığındı. Elif, ailesinin Almanya’ya gelişinden kısa süre sonra 1981’de Münih’te dünyaya geldi.
45 yıl sonra o çocuk, Almanya’nın başkentinde siyasetin merkezine yürüdü.
20 Eylül’de yapılan Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinde Elif Eralp’in başbakan adayı olduğu Sol Parti (Die Linke), yüzde 25,7 oyla sandıktan birinci çıktı.
Eralp ise kendi seçim bölgesi Friedrichshain-Kreuzberg 1’de çok daha çarpıcı bir sonuç elde etti: Oyların yüzde 50,4’ünü alarak doğrudan Berlin Eyalet Meclisi’ne seçildi.
45 YIL SONRA GELEN TEŞEKKÜR
Seçim gecesinde Eralp’in teşekkür ettiği kişilerden biri, hikayenin nereden başladığını hatırlattı.
Adı Christoph’tu.
Amnesty International aktivisti Christoph, Eralp’in anlatımına göre 45 yıl önce Almanya’ya yeni sığınan ailesine yardım etmiş, mülteci yurduna gönderilmelerinin önüne geçilmesinde rol oynamıştı.
Eralp seçim zaferinin ardından onu unutmadı.
Böylece 1981’de Türkiye’den kaçan bir ailenin sığınmacılık hikâyesiyle başlayan yol, 2026’da Berlin seçimlerinin kazanıldığı geceye kadar uzandı.
GARAjDAKİ “ÇEVRE KULÜBÜ”
Siyaset Eralp’in hayatına sonradan girmedi.
Çocukluğu politik tartışmaların içinde geçti. Anne ve babasının Almanya’da da siyasi faaliyetlerini sürdürdüğünü, kendisini gösterilere götürdüklerini anlatıyor.
Kendi ilk örgütünü ise henüz 10 yaşındayken kurdu.
Ailesinin kirada oturduğu evin garajında iki arkadaşıyla bir “çevre kulübü” oluşturdu. Kendi hazırladıkları afişlerle doğanın korunması için çağrı yaptılar.
Birkaç yıl sonra Hamburg ve Gorleben’de nükleer enerji karşıtı hareketlere katıldı.
Çocuklukta başlayan o politik ilgi, ilerleyen yıllarda mesleğine de yansıdı.
HUKUK OKUDU, KRİMİNOLOJİ ÇALIŞTI
Hamburg Üniversitesi’nde hukuk eğitimi alan Eralp’in uzmanlaşma alanlarından biri kriminoloji oldu.
2007’de birinci hukuk devlet sınavını, 2009’da ise ikinci hukuk devlet sınavını tamamladı. İkinci sınavını yüksek başarı derecesiyle geçti.
Öğrencilik yıllarında ceza hukuku alanında üniversitede çalıştı; göçmen kökenli öğrenciler için yürütülen eğitim ve mentorluk projelerinde gönüllü görev aldı.
Geçimini sağlamak için garsonluk ve yemek servisinde telefon görevliliği de yaptı.
Staj dönemindeki duraklarından biri ise Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği oldu.
Kaderin ilginç tarafı belki de burada gizliydi:
Hayata bir sığınmacı ailenin çocuğu olarak başlayan Eralp, yıllar sonra hukukçu kimliğiyle mülteciler ve göç hukuku üzerine çalışıyordu.
PARTİDEN ÖNCE PARLAMENTODA ÇALIŞTI
Eralp 2010 yılında Federal Meclis’te Sol Parti grubunun hukuk politikaları danışmanı olarak çalışmaya başladı.
Ancak ilginçtir, o tarihte henüz partinin üyesi değildi.
Die Linke’ye 2017 yılında katıldı.
2018’de Berlin Sol Parti yönetimine girdi. 2021’de Berlin Eyalet Meclisi milletvekili oldu. 2024’te meclis grubunun başkan yardımcılığına, 2025’te ise Berlin Sol Parti yönetiminin başkan yardımcılığına yükseldi.
Ve 2026 seçimlerine partisinin Berlin başbakan adayı olarak girdi.
KREUZBERG’DE YÜZDE 50,4
20 Eylül gecesi sandıklar açıldığında ortaya çıkan tablo yalnızca Die Linke açısından değil, Eralp’in kişisel siyasi kariyeri açısından da dikkat çekiciydi.
Berlin genelinde Die Linke yüzde 25,7 ile birinci parti oldu.
CDU yüzde 18,8, AfD yüzde 16,3, Yeşiller yüzde 14,3, SPD ise yüzde 12,1 oy aldı.
Eralp’in yarıştığı Friedrichshain-Kreuzberg 1 seçim bölgesinde ise fark çok daha büyüktü.
Eralp 11 bin 185 oyla yüzde 50,4’e ulaştı. En yakın rakibi Yeşillerin adayı Kübra Beydaş yüzde 17,2’de kaldı.
Die Linke ayrıca Friedrichshain-Kreuzberg’deki beş seçim bölgesinin tamamında doğrudan milletvekilliğini kazandı.
BOYNUNDA “KİRA TAVANI”
Eralp’in yükselişinin arkasındaki önemli başlıklardan biri Berlin’in giderek ağırlaşan konut sorunu.
Kampanyasının merkezine yüksek kiraları, sosyal konutu ve kiracıların kent merkezinden uzaklaştırılmasını koydu.
Öyle ki seçim kampanyasında boynunda Almanca “Mietendeckel” yani “kira tavanı” yazan bir kolye taşıdı.
Konut politikası onun açısından yalnızca seçim sloganı da değil.
Berlin’de yıllardır kiracı hareketlerinin içinde yer aldı; büyük konut şirketlerinin toplumsallaştırılması tartışmalarının destekçilerinden biri oldu.
ŞİMDİ ÖNÜNDE KIRMIZI BELEDİYE SARAYI VAR
Ancak seçimleri kazanmak Berlin’i yönetmek için tek başına yeterli değil.
Die Linke yüzde 25,7 ile birinci parti olmasına rağmen Berlin Eyalet Meclisi’nde tek başına hükümet kuracak çoğunluğa sahip değil.
Dolayısıyla Elif Eralp henüz Berlin’in başbakanı değil.
Yeni yönetimin kimlerden oluşacağı koalisyon görüşmelerinin ardından belli olacak.
Eğer gerekli parlamento çoğunluğu sağlanır ve Eralp Berlin’in “Regierende Bürgermeisterin”i seçilirse, kent tarihinde Türk kökenli ilk isim olarak başkentin yönetiminin başına geçecek.
Ve o zaman hikayenin başlangıcıyla sonu arasındaki mesafe yalnızca 45 yıl olmayacak.
Bir tarafta 12 Eylül 1980’in ardından ülkesinden kaçmak zorunda kalan bir aile…
Diğer tarafta Berlin’in simgesi Rotes Rathaus, yani Kırmızı Belediye Sarayı.














