Ritim Sıfır
“Rhythm 0”, 1974 yılında İtalya’nın Napoli kentinde bir salonda gerçekleşmiştir. Sırp performans sanatçısı Marina Abramović tarafından planlanan bu altı saatlik gösteride sanatçı, önündeki masaya bir dizi alet edevat koyar. Makas, sakız, parfüm, kalem, bıçak ve ateşli silah gibi 60-70 adet nesne yerleştirir. Kendisini tamamen seyircilerin insafına bırakırken şu notu düşmeyi de ihmal etmez: “Ne yaparsanız yapın, bana yapacağınız davranışlarda serbestsiniz.”
İlk bir-iki saate kadar seyirci davranışları normaldir; fakat ilerleyen saatlerde davranışlar sertleşmeye ve kabalaşmaya başlar. Öyle ki burun çekiştirme ve pandik atma ile başlayan kabalaşma, tacize; oradan kadın sanatçının kafasına silahla ateşleme girişimine kadar ilerler.
Stanford Hapishane Deneyi
Şöyle gelişir: Sıradan seçilen 24 öğrenci üzerinden bir deney gerçekleştirilmek istenir. 12 öğrenciye gardiyan, 12 öğrenciye de mahkûm rolü verilir.
1971 yılı Ağustos ayında, üniversitenin psikoloji bölümünün bodrum katında sosyal psikolog Philip Zimbardo liderliğinde yürütülen bu deneyin temel amacı; hapishane ortamında sosyal rollerin bireylerin davranışları ile psikolojisi üzerindeki etkilerini gözlemlemekti.
Deneyin Sonucu ve Gelişimi
Deney, planlanan 14 günlük süresini tamamlayamayarak 6. günde erken iptal edilmek zorunda kalır.
Rollerin İçselleştirilmesi: Deneyde rastgele gardiyan ve mahkûm rolleri verilen son derece sağlıklı bu gençler, rollerini aşırı benimsemişlerdir.
Şiddet ve Baskı: Gardiyan rolündeki öğrenciler kısa zamanda sadistleşmiş; mahkûm öğrenciler üzerinde ağır bir baskı ve psikolojik şiddet uygulamaya başlamıştır.
Bunalım: Mahkûm rolündeki öğrencilerin ağır stres, çaresizlik ve duygusal çöküntü sonucu bunalıma girmesi üzerine, projeyi dışarıdan gözlemleyen başka bir bilim insanının müdahalesiyle deney 6. günde iptal edilir.
Gelelim Diyarbakır Cezaevine…
Ortada bir oyun veya geçici bir deney yoktu. Devlet, orada düşman olarak gördüğü —henüz mahkûm değil, sadece tutuklu olan— insanların karşısına, kendisini sınırsız yetkilerle donatan ve devletin bakış açısını benimsemiş birtakım görevlileri çıkardı. Bu insanları “ıslah edeceksiniz” denilerek sınırsız yetki verildi ve “ötekileştirilmiş insanlara” neler yapılabildiğini oradaki tutuklular yaşayarak deneyimlediler.
Bu ne altı saatlik Ritim Sıfır deneyiydi ne de Stanford’daki iki haftalık deney. Diyarbakır’da yaşanan vahşetin ne zamanı vardı ne de süresi. Binlerce insanın yaşadığı psikolojik bunalımı ve travmaları hesaplayacak bir hesap makinesi henüz icat edilmemiştir. Bunun psikolojik yansımaları cezaevinin duvarlarını aşıp dışarıdaki Kürt toplumunun genel psikolojisine de yansıdı.
Diyarbakır Cezaevi, bir cezaevi olmaktan çıkartılıp bir halkın iradesini hedefleyen bir laboratuvar gerçeğine dönüştürülmüş haliydi. Tutuklulara yapılan işkencelerin de ötesine taşınarak, onların şahsında toplumsal bir kimliğin psikolojisini çökertmeyi amaçlanıyordu.
Temel Çıkarım
Ritim Sıfır ve Stanford Hapishane Deneyi’nde görüldüğü gibi; insan karakterinden bağımsız olarak, içinde bulunduğu şartlarda kendisine verilen roller gereği, zihnin derinliklerinde yatan canavarın nasıl açığa çıktığını gösteriyor. Bunun önceden planlanmış bir rol olması bile insanın ruhundaki kötülüğün nasıl görünür olduğu açısından çıkarılması gereken dersler olduğunu bizlere gösteriyor.
Diyarbakır’da yaşanan ise bir simülasyon değildi, gerçeğin ta kendisiydi. Türkiye Cumhuriyeti ideolojik sürekliliğinin test edildiği bir laboratuvar alanıydı.
Buradan kuşakları boyu bir halkın unutamayacağı toplumsal hafıza ürettiler.














