Bizim memlekette her şeyin bir raf ömrü var.
Sütün, yoğurdun, siyasî vaatlerin, verilen sözlerin…
Bir de felaketlerin!
Felaket dediğin birkaç gün manşetlerde kalır, üç beş açıklamayla servis edilir, ardından yeni bir gündemin gölgesinde usulca emekliye ayrılır.
Milletin acısı geçmese de haberin ömrü dolar.
Çünkü bu ülkede bazen felaketin kendisinden çok, felaketin gündemde kalması yoruyor insanı!
Bir bakıyorsunuz sel basmış, bir bakıyorsunuz orman yanmış, bir başka gün toprak yarılmış.
Herkes üzgün, herkes hassas, herkes konunun takipçisi… Takibin nereye kadar süreceği ise ayrı bir mesele.
Bizim memlekette bazı meseleler sonuna kadar takip edilir; özellikle de sonu unutulmaya çıkıyorsa!
*
Ekonomiye gelelim…
Vatandaş pazarda domatesin kilosunu hesaplarken, markette peynirin fiyatına bakıp hayatını yeniden planlarken bazı ihalelerin milyonlarla, milyarlarla anılması insana ister istemez bir ekonomi dersi veriyor. Demek ki tasarrufun da sınıfsal bir tarafı var! Vatandaş kuruş hesabı yapacak, devleti yönetenler hesapların hesabını yapacak. Vatandaş kemer sıkacak, bazı hesaplar ise öyle genişleyecek ki kemerle ölçmek mümkün olmayacak.
Sonra çıkıp hepimize tasarruf tavsiye edilecek.
Elektriği dikkatli kullanın, suyu boşa harcamayın, gereksiz harcama yapmayın, sabırlı olun…
Vatandaşın cebindeki son kuruş bile milli kaynak muamelesi görürken, milyarların dolaştığı fonlar gündeme gelince birdenbire kavramlar çoğalıyor, cümleler uzuyor, açıklamalar inceliyor!
Ne güzel memleket ama!
Halk ekonomiyi mutfakta, pazarda, faturada öğreniyor; memleketin büyük hesaplarıysa başka sınıflarda.
*
Adalet meselesine gelince…
Elbette herkes kanun önünde eşittir.
En azından cümle olarak son derece güzel duruyor.
Hatta duvara asılsa çerçevesi bile çok yakışır.
Fakat mesele o cümlenin duvarda nasıl durduğu değil, hayatın içinde nasıl uygulandığıdır.
Çünkü hukuk, sevmediğimiz insanların kapısını çaldığında alkışlanıyor, sevdiğimiz insanların kapısına yöneldiğinde ise birdenbire usul tartışmaları başlıyor.
Dün sonuna kadar savunduğumuz ilkeler, bugün işimize gelmediğinde ayrıntılı incelemeye alınıyor.
Dün hukuk devleti diye göğsümüzü gere gere konuşurken, bugün aynı hukukun kararını beğenmeyince hukuk üzerine uzun bir uzmanlık konferansı verebiliyoruz.
Ne kadar da hukuk severiz değil mi!
Daha açık söyleyelim: Hukukun tarafsızlığı, bizim tarafımızı tutmasına bağlıysa sorun hukukta değil, bizim adalet anlayışımızdadır.
*
Gelelim doğaya…
Yoksa annem ağzıma biber sürecek.
Biz doğayla ilişkilerimizi de kendimize göre düzenliyoruz. Ormanları kesiyoruz, dereleri betonlara hapsediyoruz, toprağın dengesini bozuyoruz. Sonra sel geliyor, heyelan yaşanıyor, toprak çöküyor; hep birlikte şaşkınlığımızı ilan ediyoruz.
Sanki dere yıllardır yatağından çıkarılmayı bekliyormuş da bir sabah aniden karar değiştirmiş!
Sanki ormanlar kesilirken bize teşekkür etmiş, beton dökülürken alkış tutmuş, bütün bunlar yetmezmiş gibi sanki doğa bir gün ansızın huysuzlanmış da nankörlük ediyormuş!
Tabii ki mesele doğanın nankörlüğü değil.
Mesele, bizim doğanın kurallarını kendi açıklamalarımızla değiştirebileceğimizi sanmamız.
Dere yatağını imara açıyoruz, sonra suya neden geldiğini soruyoruz.
Toprağın taşıma kapasitesini görmezden geliyoruz, ardından binaların neden dayanıksız olduğunu araştırıyoruz.
Arkadaşlar, doğa basın toplantılarından anlamıyor.
Beton, basın açıklamasıyla sağlamlaşmıyor.
Kesilen orman, kurdele kesilince yeniden yeşermiyor. Dere, önüne duvar örüldüğünde belediye meclisinin kararını okuyup yön değiştirmiyor.
Doğanın hafızası var. Bizde olmasa da.
Bizim hafızamız ise bazen seçim takvimine, bazen gündem başlıklarına, bazen de işimize gelen açıklamalara bağlı.
Doğa ise ona yapılanı unutmuyor.
Tabii felaketin nedenini sorgulamak zahmetli, hesap sormak ise ayrı bir uzmanlık alanı.
Gündemi değiştirmek ise son derece kolay:
Bu kadar hesap yapılan bir ülkede hesap sormak neden bu kadar zor?
Vatandaşın hesabı ise kolay.
Vergi zamanı gelince adres belli, borç ortaya çıkınca sistem hazır, ödeme gecikince faiz mesajı cebimizde!
Devlet, vatandaşın hesabını tutmak konusunda son derece dakik, Allah var.
Bir kuruş eksik olsa fark ediliyor, bir gün gecikse faizi biniyor.
Peki ya büyük hesaplar?
Şimdi diyeceksiniz elbette her dosyanın kendine özgü şartları vardır.
Her soruşturmanın süreci farklıdır.
Biliyorum benim söylediklerim deli saçması ama olsun, ben de sadece kendimi rahatlatmak için yazıyorum zaten.
Söylediklerim de siyasi konfor paketine dâhil değildir!
Bu ülkede sorunlarımız mı bitmiyor, yoksa sorunlarımızın sorumluları mı?
Bence bizim memlekette felaketin de raf ömrü var, skandalın da, öfkenin de…
Yeter ki gündem değişsin.
Çünkü gündem değişince her şey unutuluyor.
Hesap ise her zamanki gibi ortada.














