Mehmet Tekkanat
Okullar açılınca, büyüklerin anıları canlanır…
Demircinin yanına çırak vermişti babam. Benden önce iki ağabeyim de burada bir hafta çalışmıştı. Neden bir hafta? Çünkü kovulmuşlardı… Demirci Nakı, babamın arkadaşıydı. Bu tatsız olaydan sonra beni, hatır için kabul etmişti. İşe başladığım günün akşamı, dükkânı süpürürken yerde bulduğum on kuruş hemen ustama götürdüm. Nakı usta, gülümseyerek başımı okşadı. ”Aferin oğlum! Hadi temizliğe devam, yarın erken gel” dedi.
Okula başlayınca çıraklığım yarım gün olarak sürdü. Günün yarısında demircide çalışıyor, diğer yarısında okula gidiyordum. Okulda, diğer çocuklar gibi ders saatine kadar bahçede oynamak yerine, öğretmenler odasına gidip Sema öğretmene derslerle ilgili sorular soruyordum. O da sabırla anlatıyordu. Öğretmenim beni sevsin, ondan hep güzel sözler duyayım diye derslere sıkı çalışıyordum. Sema öğretmen bana öykü kitapları veriyordu.
Okula ailemden kimse gelip gitmezdi. Bu durum Sema öğretmenin dikkatini çekmiş. Bana ailemle ilgili sorular sormaya başladı. Ben de anlatırdım… Kaç kardeş olduğumuzu, kızların okutulmadığını, erkeklerin de ilkokuldan sonra okula gönderilmediğini ve ekonomik durumumuzu ayrıntılarıyla öğrendi. “Sen okumalısın” diyordu. Bir gün, “Velin gelsin, konuşalım. Ben onları ikna ederim, onlar okutmazsa ben okuturum” dedi. O an, içimde kelebekler uçuştu. Veli olarak ablam gelmiş, Sema öğretmenle uzun uzun konuşmuşlar. Ablam da eve gidince durumu babama anlatmış. Babam, “Hele okulu bitirsin bakarız” diyerek konuyu geçiştirmişti.
İlkokul bitince ailece Mersin’e göçtük. Yaz tatili olduğu için Sema öğretmenle vedalaşamadım. Bizden önce en büyük ağabeyim Mersin’e taşınmış, burada kendine göre bir düzen kurmuştu. Diğer iki ağabeyim de ondan sonra gelmiş ve hızarcılık yapmaya başlamışlardı. Gelir gelmez beni de yanlarına aldılar. Hızar makinaları korkunçtu. Bir gün bir usta kaza yaptı. Korktum ve hızarcılık yapamayacağımı söyledim. Beni diğer bölüme, sandık çakanların yanına verdiler. Yaz boyunca çalıştım. Okullar açılmaya yakın, okumak istediğimi söyledim. Babam yine başından savmak istedi, “Durumumuz yok okutamam” dedi. Büyük ağabeyime gittim. Benden bir yaş küçük oğlu vardı, ilkokul son sınıftaydı. “Bu yıl Mersin’e alış, seneye ikinizi birlikte ortaokula yazdırırım” dedi. Çok mutlu olmuştum. Hızara gidip gelmeye ve ağabeyimden haber beklemeye başladım. Sonra bir baktım herkes okula gidiyor. Hemen ağabeyime koştum. “Seneye yazdırırım, bu yıl geçti” dedi.
Ertesi yıl da aynı şey oldu. Umudum tükenmişti. Üçüncü yıl işi sıkı tuttum, erkenden ağabeyime gittim, yalvardım yakardım. “Yaşıtların liseye başlayacak, yapamazsın” dedi. Çok ısrar edince, yaşamım boyunca aklımdan çıkmayan o cümleyi kullandı. “Ben, seni kardeşim olarak değil oğlumun arkadaşı olarak görüyorum. Babanın gücü yok, ikinizi birden okutamam” dedi. “Hem çalışırım hem de okurum. Senden para mara istemiyorum, sadece okula yazdır” dedim. Sonunda, okula yazdıracağını ancak gerisine karışmayacağını söyledi.
Ortaokul ve lise yılları boyunca, günde beş kilometre gidiş beş kilometre dönüş olmak üzere yürüyerek okula gittim. Yine ilkokulda olduğu gibi yarım gün de hızarda çalıştım. Kazandığım parayı da okuluma bir laf etmesinler diye anneme veriyordum. Öyle hırslanmıştım ki, her yıl teşekkür taktir kazanarak geçiyordum. 19 yaşında liseyi bitirdim. Ve hiç unutmadığım Sema öğretmenimi görmeye karar verdim. Okuduğumu görmeliydi… Birecik’e, okuduğum ilkokula gidip Sema öğretmeni sordum. Görevli beni hatırladı. “Sema öğretmenin tayini çıktı. Bugün düğünü var, evleniyor” dedi. Düğün yerini öğrendikten sonra koşmaya başladım. Çocukken kocaman olan bu sokaklar, caddeler, meğer ne kadar küçük ve darmış. Düğün eski Birecik evlerinden birinde, geniş avlusundaydı. Nefes nefese, içeriye girdim. Sema öğretmen, bembeyaz gelinlik içinde karşımdaydı. Gözlerim yaşlı, sesim titrek, karşısına geçtim. ”Öğretmenim” diyebildim. Sema öğretmen beni tanıdı. İsmimi söyledi ve kalktı bana sarıldı. Kimse buna bir anlam veremedi. Damat adayına, “Hani bir öğrencimden bahsederdim ya hep, işte bu o” dedi. Çantamdan diplomamı çıkardım ve “Okudum öğretmenim, daha da okuyacağım” dedim.














