Güz başladı
gücünü göstermeye.
.
Gökyüzünde tek bir yıldız yok.
Gri bulutlar perde olmuş gökyüzüne.
Islak, soğuk bir rüzgâr esiyor.
.
Yoksullar korkuyor soğuktan.
Sevgilisinin yüzünü
yıldızlarda arayanlar üzgün.
.
Yıldızlar da üzgün,
çünkü öpemiyorlar
denizleri, dağları ve kentleri.
.
Balkonda üşüdüm
seni düşünürken.
.
Bilgisayarımda fotoğrafına baktım.
Bektaş Kandemir’in resminde
yalınayak, suda duran bir kadın…
.
Elindeki dalda yıldızlar açmış.
Denize düşen yıldızları izliyor.
.
Resmin içinde senin şiirin:
.
„Hadi söyle şeffaf ve çırılçıplak
gerçeğin ezgisini, sonsuz bir dilin
beyaz köpükleriyle, kalbin kanatlarına
yer çekimsiz rüzgârın imlediği!
.
Solan ufkun bütün ışıklarını
ses rengine boyayan bir çığlıkla
ya da dingin bir gölün mavi fısıltısıyla
Söyle düş ülkesinin o yeni şarkısını! “
.
Fotoğrafın ve şiirlerin olmasaydı
sonbaharın ıslak rüzgârı
beni daha çok titretecekti.
.
İçime çökecekti
soğuk ve karanlık gece.
.
Nasıl güneş ışık olmadan parlamazsa
senin şiirlerin de
güneş ışığı gibi aktı içime.
.
Büyük bir mutluluk duydum.
Ruhumu sardı şiirlerin,
ışık gibi içimde parlıyor.
.
10.10.2026
Molla Demirel













