AYIN ERDEMİ:
KENDİNİ AŞMA CESARETİ:
FEDAKÂRLIK
Bazı değerler vardır ki, gürültüyle değil, sessizlikle büyürler. Fedakârlık da onlardan biridir…
Sözlük anlamına baktığımızda
” karşılıksız verme ” olarak tanımlanıyor… Şimdilerde biz, daha çok özveri olarak kullanıyoruz…
Arapça Fida , Farsça kâr köklerinin birleşiminden dilimize geçmiş…
Şimdi gelin , bu kavramın biz Devrimciler için neler ifade ettiğine bakalım…
O , meydanlarda yapılan tumturaklı konuşmalardan ziyade, gecenin bir yarısı hasta çocuğunun başında bekleyen annenin gözlerinde; dar zamanda uzanan bir dost elinde, bir emekçi babanın ailesi için döktüğü alın terinde saklıdır…
Çoğu zaman alkışlanmaz, görülmez, hatta unutulur.
Ama bilin ki insanlık tarihi bu sessiz kahramanlıkların omuzlarında yükselmiştir.
Çünkü insan sadece yaşamakla, var olur.
Ancak, başkaları için de duygudaşlık yapıp dayanışma ediniminde bulunabilirse, yaşamı bir ANLAM kazanır… Çünkü insan, evrende anlam arayan tek canlıdır.
Fedakârlık, kendi sınırlarını aşma cesaretidir aynı zamanda.
Ama sadece bireysel bir erdem değildir.
Halkların tarihinde, özgürlük mücadelelerinde ve insanlığın ilerleyişinde belirleyici rol oynayan toplumsal bir değerdir…
Bugün sahip olduğumuz birçok hak, özgürlük alanları ve konfor aparatları … kendilerinden sonrakiler rahat etsin diye, bedel ödeyen insanların eseridir.
Hiç bir toplumsal dönüşüm, hiçbir hak arayışı , fedakârlık olmadan gerçekleşmemiştir.
Tarih, sadece imparatorların, generallerin veya devlet başkanlarının tarihi değildir… Adları yazılmamış olsa da; tarlada ter döken ırgatın, fabrikada değer yaratan işçinin , sürgün yollarına düşen aydınların , cezaevlerinde direnen muhaliflerin … ve çocukları için her türlü yokluk ve zorluğa katlanan annelerin de tarihidir.
Karl Marks, ” İnsanlığın tarihi kendi elleriyle yaptığını ..” söyler. Ve bu, ancak emeğin mücadelesi sonucunda oluşur.
İnsanca çalışma koşulları, sendikal haklar, seçme ve seçilme hakları, eğitim ve sosyal güvence hakları…
Gökten zembille inmedi. Bu uğurda mücadele edenlerin gözyaşları, kanları ve canları pahasına söke söke alındı.
Rosa Lüxemburg ,
” Özgürlüğün sadece kendimiz için değil, bizden farklı düşünenler için de gerekli olduğunu ..” söylerken , aslında, sosyalist fedakârlığın tam özüne işaret … Çünkü gerçek dayanışma, başkalarının haklarını da savunabilme cesaretidir.
Bugün bize düşen,
Fedakârlığı sadece geçmişteki yoldaşlarımızın kahramanlık öyküleriyle anmak değildir.
Yoldaşlarımızdan miras kalan bu büyük ERDEMİ günlük yaşantımızın bir parçası haline getirmektir. Onu her gün yeniden üretmektir.
Çünkü Emek güçleri için fedakârlık, kendini tüketmek değil, kendini daha büyük bir anlamın içinde bulmaktır…
Tıpkı Nazım’ın dediği gibi:
” Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür,
Ve bir orman gibi kardeşçesine !..”














