sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

GENÇLİK AYAĞA KALKIYOR: MESELE KİMİN SOKAĞA ÇIKTIĞI DEĞİL, NEDEN ÇIKTIĞIDIR!

Ali Gültekin Ekleyen Ali Gültekin
Ekim 31, 2026
in YAZARLAR
0
GENÇLİK AYAĞA KALKIYOR: MESELE KİMİN SOKAĞA ÇIKTIĞI DEĞİL, NEDEN ÇIKTIĞIDIR!
0
Paylaş
1
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Avrupa’da büyüyen gençlik hareketleri bize ne anlatıyor? Türkiye’de neden aynı toplumsal talepler ortak, güçlü ve sürekli bir harekete dönüşemiyor?

Avrupa’da gençlik sokaklara çıkıyor. Fransa’da öğretmen eksikliği, kötüleşen eğitim koşulları ve üniversiteye erişim sorunlarıyla başlayan eylemler, hayat pahalılığına, barınma sorununa, düşük ücretlere ve kamusal hizmetlerdeki gerilemeye karşı daha geniş bir itiraza dönüşüyor. İtalya, Belçika, İspanya ve Portekiz’de de benzer taleplerle gösteriler düzenleniyor; öğrencilerin yanına aileler, emekçiler, sendikalar ve barınma hakkı savunucuları katılıyor.

Ekim 2026’daki bu hareketlilik, farklı ülkelerdeki sorunların ortak bir toplumsal zeminde buluşabildiğini gösteriyor. Eylemlerin aynı örgütlenmeye veya programa sahip olduğu söylenemez; ortak nokta, insanların çalışarak, okuyarak ve üreterek insanca yaşama imkânlarının daralmasına duyduğu tepki.

Asıl soru şu: Gençler neden ayağa kalkıyor ve bu kalkışın toplumsal anlamı neden başka yönlere çekilmeye çalışılıyor?

EYLEMİN ÖZNESİNE BAKIP TALEBİNİ GÖRMEZDEN GELMEK

Toplumsal hareketleri anlamanın yolu, sokağa çıkanların kimliklerini saymaktan çok hangi sorunlara itiraz ettiklerine bakmaktır.

Bir gencin ailesinin göçmen olması, onun eğitim, barınma, işsizlik veya düşük ücret sorunları nedeniyle sokağa çıkmadığı anlamına gelmez. Aynı meydanda farklı kökenlerden ve inançlardan gelen insanlar ortak talepleri savunabilir.

Buna rağmen toplumsal huzursuzluğu yalnızca göçmenlerin, belirli bir dinin mensuplarının veya belli bir mahallenin sorunu gibi sunmak, meselenin ekonomik ve sınıfsal boyutunu görünmez kılar.

Fransa’daki protestoların başlangıç noktası öğretmen yetersizliği, kötü fiziki koşullar ve eğitimdeki eşitsizliklerdi. Ardından hayat pahalılığına ve kamusal harcamalardaki kesintilere yönelik itirazlar büyüdü. Bazı gösterilerde yaşanan şiddet, bütün hareketin nedenlerini açıklamaz; barışçıl göstericilerin talepleriyle yağma ve şiddet eylemleri birbirinden ayrılmalıdır.

Associated Press’in 21 Ekim 2026 tarihli incelemesi de Fransa ve İtalya’daki olayları yalnızca göçmenlere bağlayan iddiaların yeterli kanıta dayanmadığına dikkat çekiyor.

Çünkü mesele, insanın hangi ülkeden geldiğinden önce nasıl yaşadığıdır: Eğitim hakkına erişebiliyor mu? Kirasını ödeyebiliyor mu? Çalıştığında geçinebiliyor mu? Sağlık hizmeti alabiliyor mu? Geleceğini kendi emeğiyle kurabileceğine inanıyor mu?

Bunlar kimliklerin değil, yaşam koşullarının sorularıdır.

AVRUPA’NIN SOKAKLARINDA YÜKSELEN SES: GELECEĞİMİZİ İSTİYORUZ!

Avrupa’da sokağa çıkan gençleri bütünüyle ayrıcalıklı ailelerden gelen veya aynı siyasi birikime sahip kişiler olarak tanımlamak doğru olmaz. Ancak ortak bir özellikleri var: Yaşadıkları sorunları bireysel başarısızlık olarak görmüyor, bunların arkasındaki kamusal politikaları, ekonomik tercihleri ve eşitsizlikleri sorguluyorlar.

İyi eğitim, iş güvencesi, insanca ücret, bağımsız bir yaşam ve barınma hakkı istiyorlar. Bilimsel ve erişilebilir eğitim; kamusal sağlık hizmetleri; güvenceli çalışma; sendikal haklar; örgütlenme ve ifade özgürlüğü bu taleplerin birbirini tamamlayan parçalarıdır.

Bunlar yalnızca göçmenlerin değil, işçilerin, öğrencilerin, emeklilerin ve işsizlerin ortaklaşabileceği taleplerdir.

Gençler ayrıca kendi gelecekleri hakkında karar alınırken neden söz sahibi olmadıklarını soruyor. Seçilmiş temsilcilerle halkın gündelik yaşamı arasındaki mesafe büyüdükçe, sandıkta verilen oyun tek başına yeterli olmadığı düşüncesi güçleniyor. Böylece eğitimde başlayan bir eylem, hayat pahalılığına ve siyasi temsil sorununa uzanabiliyor.

AVRUPA’NIN TARİHİNDEN GELEN BİR MÜCADELE BİRİKİMİ

Fransız Devrimi’nden 19. yüzyıl işçi hareketlerine, 1936 grevlerinden 1968 öğrenci ve işçi eylemlerine kadar Avrupa’da güçlü bir hak ve özgürlük mücadelesi birikimi oluştu. Bu tarih kesintisiz bir özgürlük yürüyüşü değildi; baskılar, yasaklar, ırkçılık, savaşlar ve otoriter yönetimler de yaşandı.

Buna rağmen örgütlenme, grev, gösteri, öğrenci hareketi ve kamusal tartışma toplumsal hayatın kalıcı araçları hâline geldi. Birçok ailede çocukların sendikaya katılması, okul yönetimine itiraz etmesi veya bir hak mücadelesinde yer alması başlı başına suç sayılmıyor.

Gençler böylece yalnızca itiraz etmeyi değil, birlikte karar almayı, sorumluluk üstlenmeyi ve ortak talepler etrafında örgütlenmeyi öğreniyor. Örgütlü mücadele, tek başına duyulmayan bir talebi kamusal meseleye dönüştürüyor.

PEKİ, TÜRKİYE’DE NEDEN AYNI ÖLÇEKTE BİR HAREKET SÜREKLİLEŞEMİYOR?

Türkiye’de gençlerin itiraz etmediğini söylemek mümkün değil. Sorun, itirazın ortaya çıkmaması değil; farklı taleplerin ortak bir programda buluşması, kalıcı örgütlenmelere dönüşmesi ve geniş kesimleri uzun süre bir arada tutabilmesidir. Üniversitede yemeklerin sağlıksız, ve pahalı olmasına karşı yapılan eylemi hangi siyasi akımın yaptığına bakarak, farklı siyasi  görüşte öğrencilerin bu eyleme katılmamasıdır. Oysa aynı yemeğe pahalı fiyatlarla  farklı siyasi kesimin öğrencileri de   yemelerine rağmen ortak sorunlarına karşı ortak mücadele geliştiremiyorlar.

Bir: Eylem hakkı üzerindeki baskılar.

 Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği raporları, toplantı ve gösteri yasaklarının, kolluk müdahalelerinin ve protestolar nedeniyle yürütülen adli süreçlerin toplumsal hareketleri zorlaştırdığını belgeliyor. Gözaltı, yargılanma veya eğitim ve çalışma hayatında sorun yaşama ihtimali, katılımı sınırlıyor.

İki: Örgütlenmenin zayıflaması.

Sendikaların, öğrenci örgütlerinin, meslek kuruluşlarının ve yerel dayanışma ağlarının ortak talepler etrafında buluşması kolay değil. Siyasi ayrılıklar ve güvensizlikler ortak mücadele zeminini daraltıyor. Oysa örgütsüz öfke dağılabilir; örgütlü mücadele deneyim biriktirir ve süreklilik kazanır.

Üç: Geçim kaygısı ve geleceksizlik.

İşsizlik, düşük gelir, barınma maliyetleri ve güvencesiz çalışma gençlerin bağımsız yaşam kurmasını güçleştiriyor. Ekonomik güvencesizlik itirazı büyütürken eyleme katılmanın riskini de artırıyor.

Dört: Aileden topluma yayılan çekingenlik.

İlgili haberAlmanya Gençleri Merz’e Açık Mektup Yazdı: Geleceğimizi Harcamayınİçeriği Görüntüle

 “Başına iş alırsın, okulunu bitir, siyasete karışma” anlayışı, gençleri hak arama deneyiminden uzaklaştırabiliyor. Aileler çoğu zaman baskı ve güvencesizlik karşısında çocuklarını korumaya çalışıyor; ancak bu tutum, onların haklarını savunmayı öğrenmesini de engelleyebiliyor.

Beş: Kimlikler üzerinden parçalanma.

Din, mezhep, etnik köken, milliyet veya siyasi aidiyet üzerinden yürütülen tartışmalar, ortak ekonomik sorunları geri plana itiyor. Aynı işyerinde çalışan, aynı kirayı ödeyen ve çocuklarını aynı okula gönderen insanların sorunları, kimlikleri farklı olsa da kesişebiliyor. Ortak çözüm arayış sağlanamıyor.

Bu nedenle Türkiye’deki engeller yalnızca kültürel farklılıklarla açıklanamaz. Hukuki koşullar, ekonomik güvencesizlik, örgütsel kapasite, siyasi kutuplaşma ve toplumsal güven birlikte değerlendirilmelidir.

BİR EYLEMİ KİMİN YAPTIĞINA GÖRE DEĞİL, NE İSTEDİĞİNE GÖRE DEĞERLENDİRMEK

Hak taleplerini kimin dile getirdiğine göre değerlendirmek, ortak mücadele zeminini daraltır.

Bir eylem hakkında şu sorular sorulmalıdır: Talep edilen hak nedir? Sorun hangi koşullardan kaynaklanıyor? İstenen değişiklik kimin yaşamını nasıl etkileyecek? Eylem barışçıl mı ve başkalarının haklarına saygı gösteriyor mu?

Din, mezhep, milliyet veya etnik köken farklılıkları insanların eğitim, sağlık, barınma, çalışma ve özgürlük haklarını ortadan kaldırmaz. Hakların değeri, onları savunan kişinin kimliğine göre değişmez.

İnanç özgürlüğünü savunmakla kamusal politikaları inanç üzerinden belirlemek aynı şey değildir. İnanç özgürlüğü, bilimsel eğitim ve sağlık hizmeti güvence altına alınmalıdır. İnsanca yaşamı ve insan onurunu savunmak, farklı inançlara sahip insanları ortak bir zeminde buluşturabilir.

SAVAŞLARA KARŞI, HALKLARIN BİRLİKTE YAŞAMA HAKKI İÇİN

Savaşlar yalnızca silah harcamalarını değil, insan hayatını, eğitimi, sağlığı, barınmayı ve toplumların geleceğini etkiler. Bu nedenle barış talebi, ekonomik ve sosyal haklardan bağımsız düşünülemez.

Ancak farklı ülkelerdeki bütün gençlik hareketlerinin aynı dış politika programını savunduğunu veya tek merkezden yönetildiğini ileri sürmek doğru değildir. Ortaklaşabilecekleri alanlar, hareketlerin kendi taleplerine ve örgütlenmelerine bağlıdır.

Sendikaların, öğrenci örgütlerinin ve demokratik kitle kuruluşlarının dayanışma kurması, deneyim paylaşması ve barışçıl hak mücadelelerini desteklemesi önemlidir. Irkçılığa, yabancı düşmanlığına ve ayrımcılığa karşı mücadele de insanların okulda, işyerinde, mahallede ve kamusal alanda eşit haklarla yaşayabilmesini gerektirir.

BAĞIMSIZLIK, BİLİMSEL EĞİTİM VE SOSYAL HAKLAR OLMADAN KALKINMA OLMAZ

Bir ülkenin gelişmişliği yalnızca ekonomik büyümeyle ölçülemez. Üretilen zenginlik nasıl paylaşılıyor? İnsanlar eğitim ve sağlık hizmetlerine erişebiliyor mu? Çalışanlar ürettikleri değerden insanca yaşayabilecek bir pay alıyor mu? Gençler geleceklerini kendi emekleriyle kurabiliyor mu?

Üretimi dışa bağımlı, kaynaklarını toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda kullanamayan ve karar alma kapasitesi sınırlı ülkelerin kalkınması güçleşir. Bağımsızlık; üretim kapasitesi, bilimsel birikim, demokratik kurumlar ve toplumun karar süreçlerine katılımıyla birlikte düşünülmelidir.

Parasız, bilimsel ve laik eğitim; nitelikli sağlık hizmetleri; güvenceli çalışma; sosyal güvenlik ve örgütlenme özgürlüğü birer lüks değil, toplumsal gelişmenin temel koşullarıdır.

Bir ülkenin gücü, farklılıkları ortadan kaldırmasından değil, bu farklılıklarla ortak yaşam kurabilmesinden gelir. İnsanları kimlikleri üzerinden karşı karşıya getiren politikalar dayanışmayı zayıflatır; ortak sorunlara ortak çözümler üretmek ise demokrasiyi güçlendirir.

SOKAKTAKİ SORU, HEPİMİZİN SORUSUDUR

Fransa’da okulun kapısında başlayan itirazın başka ülkelerde farklı taleplerle karşılık bulması, toplumsal sorunların sınır tanımadığını gösteriyor. Gençlerin geleceksizlik kaygısı, ailelerin geçim sıkıntısı, çalışanların ücret mücadelesi ve barınma sorunu birbirinden kopuk değildir.

Türkiye’nin de bu gelişmelerden çıkaracağı dersler var. Gençlere yalnızca ders çalışmalarını, iş bulmalarını ve sorun çıkarmamalarını söylemek yeterli değil. Onlara düşünme, eleştirme, örgütlenme ve karar alma süreçlerine katılma imkânı tanımak gerekiyor.

Mesele gençleri belirli bir siyasi çizgiye yönlendirmek değil; haklarını bilen, başkalarının haklarına saygı duyan ve toplumsal sorunlara birlikte çözüm üretebilen bireyler olarak yetişmelerini sağlamaktır.

Avrupa’daki hareketlerin veya Türkiye’de benzer bir hareketin geleceği önceden kesin olarak söylenemez. Ancak ekonomik ve toplumsal sorunlar görmezden gelinerek ortadan kalkmaz. Talepler karşılanmadığında ve katılım kanalları daraldığında yeni itirazlar ortaya çıkar.

Bir ülkeyi güçlü kılan, herkesin aynı inanca, kimliğe veya düşünceye sahip olması değildir. Güç, farklılıklara rağmen ortak hakları savunabilmek, üretilen zenginliği adil paylaşabilmek ve geleceğe birlikte yön verebilmektir.

Mesele: Gençliğin sorusu yalnızca “Bugün nasıl yaşayacağız?” değildir.

Asıl Mesele: “Yarın nasıl bir ülkede, nasıl bir dünyada yaşayacağız?”

Bu sorunun yanıtı gençleri susturmakta değil; onları dinlemekte, sorunları çözmekte ve herkesin haklarını güvence altına alan demokratik bir yaşamı birlikte kurmaktadır.

Hadi hayırlısı…

https://ha-ber.com/haber/2026/10/25/141125/genclik-ayaga-kalkiyor-mesele-kimin-sokaga-ciktigi-degil-neden-ciktigidir

Views: 55
Önceki yazı

DOST İNSANIN İLACIDIR

Sonraki Gönderi

BİRAZ HÜZÜN BİRAZ İNSAN OLMAKTIR.

Ali Gültekin

Ali Gültekin

Sonraki Gönderi
BİRAZ HÜZÜN BİRAZ İNSAN OLMAKTIR.

BİRAZ HÜZÜN BİRAZ İNSAN OLMAKTIR.

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
İSTİFA VE İSTİĞFAR

İSTİFA VE İSTİĞFAR

Şubat 11, 2026
DENİZ GEZMİŞ VE ARKADAŞLARI VE MAYISTA YİTİRDİĞİMİZ DEVRİMCİLERİ ANMAK -1

DENİZ GEZMİŞ VE ARKADAŞLARI VE MAYISTA YİTİRDİĞİMİZ DEVRİMCİLERİ ANMAK-6

Mayıs 21, 2025
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Ah şu gazeteciler…

Ah şu gazeteciler…

Ekim 31, 2026
BİRAZ HÜZÜN BİRAZ İNSAN OLMAKTIR.

BİRAZ HÜZÜN BİRAZ İNSAN OLMAKTIR.

Ekim 31, 2026
GENÇLİK AYAĞA KALKIYOR: MESELE KİMİN SOKAĞA ÇIKTIĞI DEĞİL, NEDEN ÇIKTIĞIDIR!

GENÇLİK AYAĞA KALKIYOR: MESELE KİMİN SOKAĞA ÇIKTIĞI DEĞİL, NEDEN ÇIKTIĞIDIR!

Ekim 31, 2026
DOST İNSANIN İLACIDIR

DOST İNSANIN İLACIDIR

Ekim 31, 2026

Güncel Haberler

Ah şu gazeteciler…

Ah şu gazeteciler…

Ekim 31, 2026
BİRAZ HÜZÜN BİRAZ İNSAN OLMAKTIR.

BİRAZ HÜZÜN BİRAZ İNSAN OLMAKTIR.

Ekim 31, 2026
GENÇLİK AYAĞA KALKIYOR: MESELE KİMİN SOKAĞA ÇIKTIĞI DEĞİL, NEDEN ÇIKTIĞIDIR!

GENÇLİK AYAĞA KALKIYOR: MESELE KİMİN SOKAĞA ÇIKTIĞI DEĞİL, NEDEN ÇIKTIĞIDIR!

Ekim 31, 2026
DOST İNSANIN İLACIDIR

DOST İNSANIN İLACIDIR

Ekim 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Ah şu gazeteciler…

Ah şu gazeteciler…

Ekim 31, 2026
BİRAZ HÜZÜN BİRAZ İNSAN OLMAKTIR.

BİRAZ HÜZÜN BİRAZ İNSAN OLMAKTIR.

Ekim 31, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.