15 – 25 Eylül 2026
– 2-
Bir zamanlar Rodezya diye bilinen topraklara geldik.
Hollandalı çiftçilerle yerliler arasındaki savaşlar, Hollandalılar ile İngilizler arasındaki hegemonya mücadelesi yüz yıldan fazla sürmüş. Araya kilise girmiş, aralarını bulmuş. Kilise de yağmadan payını almış.
Zimbabwe havaalanı çıkışında yerli halk oyunları ile karşılandık.
Üç gece kalacağımız otelimize geldik
Giderken o bölge için sıtma riski var dendiğinden koruyucu ilacımızı ve %30 DEET içeren sinek kovucularımızı ve safari sırasında, yaban hayvanlarını huzursuz etmemek için, açık renkli, uzun kollu giysilerimizi de yanımıza aldık.
Önce Zambezi nehrinde gün batımı tekne turu ve akşam yemeğimiz var.
Zambezi nehri Afrika’nın 4. Büyük nehri, 2700 km. uzunluğunda, Zimbabwe ve Zambiya’nın doğal sınırını oluşturuyor. Bayağı büyük bir debisi olduğu gözleniyor. Viktorya şelaleleri de bu nehir üzerinde. Nehir yoğun bir timsah nüfusuna ev sahipliği yapıyor.
Sivrisinek abartıldığı gibi değil. Rahatsız edici sivrisineğe rastlamadık.
Buraya gelmeden önce sıtma ilacı kullanmaya başlayanlar oldu. Yan etkileri fazla olduğu için Çoban’lar olarak almadık. Umarım bundan sonra da rastlamayız.
Nehir üzerinde, İngiliz ve Portekizlilerin yaptığı iki baraj var.
Geçmişte Rodezya diye geçen ülkenin dağılmasından doğan devletler oluşmuş. Zimbabwe, Zambia ve Botswana.
Yemek dönüşü üç fil yol kenarında otluyor. Birisi yolun ortasında araç geçişini engelliyor. Şöför durdu gidemiyor, biz ilk arabadayız, diğer araçlar arkamızda.
Karşıdan gelen araçlar da durdu. Yolda hayli bekleştik. Yol ortasındaki fil ormana girdi. Birisi hala yol kenarında. Araç hafif hafif hareket ediyor. Biz geçerken filin bize doğru hareket etmesinden korkuyoruz.
Döndüğü anda aracımızı bir hareket ile devirebilir. Korka korka usulca geçtik. Tam yanından geçerken bize doğru dönmesi korkmamızdan fazlası oldu.
Güney Afrika’daki safaride bu kadar yakın olamamıştık.
Yemek süresinde ırmağa yavruları ile su içmeye gelen fili uzaktan seyretmek güzeldi.
Araçtaki her bir arkadaşın farklı duyguları olsa da, yüreği pır pır etmeyen yoktur.
Şoför ve rehbere yakın oturuyordum. Onların da çaresizliğine şahit oldum. Bir minibüs dolusu insan onlara emanet. Zor anlar yaşadılar. Ne ileri gidebiliyor, nede geri, adeta kapana kısılmış gibi
Viktorya şelalesi için sabah altıda kalktık. Kahvaltı sonrası saat yedide iki araç , kısa bir yolculuk ile milli park girişine geldik.
Yerel rehberimiz aldığı biletleri dağıttı. Biletlerdeki barkodları okutarak içeri girdik.
Yürüyüş yoluna dizildik. Bizim dışımızda da turist grupları görüyoruz.
Yürüyüş yolunun başında cafe restaurant ve tuvaletler bulunuyor.
Geniş bahçenin ortasında Viktorya şelalesini keşfeden İngiliz, Livingstone’ın heykeli var.
Livingstone, köprüye, şehre ve havaalanına ismini vermiş.
Şelale boyunca, seyir tepelerinde fotoğraf molaları vererek bir kilometreden fazla yürüdük.
On beşe yakın seyir tepesi var. Her birinde farklı şelale akışını görmek mümkün.
Şelaleye gökyüzünden köprü oluşturan Gökkuşağı ayrı bir seyir sundu.
Yüksekten dökülen sular taşlara çarparak gökyüzüne fışkırıyor. Yakın etaplarda yağmur olarak üzerimize dökülüyor. Hafif ıslaklıklar oluşsa da rahatsız edici değil.
Söylentilerde çok ıslanılıyor denildiği için yağmurluklarımız yanımızdaydı.
Suyun debisinin düşük olduğu bir dönem olduğu için şelalenin üzerimize yağmur olarak dökülmesi zayıftı. Hafif ıslanmalar çabucak kurudu.

Viktorya şelalesi ( Livingston) köprüsü 1905 yılında Zimbabwe’nin Victoria falls kasabası ile Zambiya’nın Livingston kasabasını birleştirir. Hem demiryolu, hem karayolu hem de yaya trafiğine açıktır
Livingston köprüsünü gezdik. Sınırdan Zimbabwe’den, Zambiya’ya geçtik.
Rodez’in hayalinin bir parçası bu köprü.
Hayali Cape town’dan Kahire’ye tren yolu yapmak ve buraları İngiliz hegomanyasına katmaktı.
Ne yazık ki ömrü yetmedi.

Gezimizin ortalarına geldik. Sabah erken kahvaltı sonrası saat altı buçukta otelden ayrıldık. İki araç ile Botsvana sınırına bir saatlik yolculuk yaptık.
Zimbabwe, Zambiya geçişini dün köprü üzerinde kolay yapmıştık.
Bugün Zimbabwe’den kolayca çıktık.
Botsvana gümrüğünde sıkı bir kontrolle karşılaştık.
Salgın hastalıklara karşı, ayakkabıları ilaçlı suya sokarak geçiş, herkesin Botsvana’da ne kadar ve nerelerde kalacağı bilgilerini yazacağı kağıdı doldurup imzalamak gibi angaryalar çıkardılar.
Sonunda Gümrükten çıktık. Safari yapacağımız araçlar ortada yok. Seyahat acentaları arasındaki anlaşmazlık, ya da iletişim eksikliği, iki buçuk saat beklememize yol açtı.
Güneşin altında Medine dilencileri gibi gölge aradık.
Nihayet araçlar geldi. Milli parka üç araç ile giriş yaptık.
Ve üç ülkenin sonuncusu Botswana..
Günü birlik gidip döndük. Sınır geçişi sıkıydı. Hijyen tedbirleri, formlar vb …
Önce kara safarisi sonra nehir safarisi.
Pilanesberg’deki Safari kadar üşümedik çünkü gün ilerlemişti. Ancak buradaki arabalar daha yüksek daha büyük , kapısız ve sıralar arasında geçiş olmadığından binip inmek oldukça maharet istiyordu. Ancak hayvanları çok daha yakından görüp izlemek fırsatımız oldu..
İki saat kadar araçlar ile dolaştık.
İlk olarak Geyik avından yorgun, karnı doymuş Arslan’ın miskin yatışını izledik. Ara sıra kafayı kaldırıp bize baktı, keyfini bozmadı. Zürafa, su içmeye gelen çeşitli kuşlar, karaca sürüleri, fil sürüleri, daha bir çok hayvana rastladık.
Dönüş yolunda ölü bir fil yatıyordu. Şişmiş, kaskatı kesilmiş. Akbabalar ölü fili parçalamaya çalışıyorlar.
Milli park çıkışında buluştuk. Öğle yemeği için Chobe nehri kenarında bir restauranta
gittik.
Yemek sonrası Chobe nehrinde gemi turuna katıldık.
Lokanta, gemi arasındaki süreçte Meral Vertigo atağını hafif geçirdi. Gemide biraz dinlendikten sonra nehirdeki timsahları, filleri, kuşları seyre daldı.
Sınırı, gümrükleri geldiğimiz gibi geçerek, akşam altıda otele gelebildik.
Chobe nehri, sağında Namibya, sol yanında Botsvana ülkeleri arasında akmakta.
Botsvana’nın üç milyon nüfusu var. 1966 yılına kadar İngiliz egemenliğinde yaşadı.
Bağımsızlığını kazandıktan sonra elmas madenleri bulundu.
Nehrin uzunluğu 750 km. Zambezi nehri ile buluştuğu noktada dört ülkeye sınır oluyor.
Chobe nehri Afrika kıtasındaki, doğal hayatın en canlı olduğu su yataklarındandır.
Zambezi nehri ile birleştikten sonra Viktorya şelalesini de alarak Hint Okyanusu’na dökülüyor.
“Botswana milli parkı”ndaki ve çevredeki hayvanlar nehire su içmeye geliyorlar.
Ovaya yayılan ırmağın derinliği iki metreyi geçiyor. Filler nehirden karşıya geçip yeşil otlaklarda karınlarını doyuruyorlar.
Nehirde kuş türleri ve timsahlar yaşıyor.
Namibya tarafındaki çayırlarda çok miktarda Afrika mandası görmek mümkün.
Bu gece Zimbabwe’de son gecemiz.
Sabah erken kahvaltı sonrası, Zambiya’ya geçeceğiz. Livingstone havaalanından Cape Town’a uçacağız.
Sabah dört buçuk, beşte kalkıp kahvaltı yapacağız. Saat altıda oteli terk ediyoruz.
Gezinin bundan sonraki etabı, Cape Town’da geçecek. Dört gece aynı oteldeyiz.
Devam edecek….














