15 – 25 Eylül 2026
-5-
24 Eylül 2026 Perşembe, Cape Town’da son günümüz. Sabah kahvaltısını hep birlikte otelde, aynı salonda alıyoruz.
Kahvaltı sonrası serbest gün, isteyen çoğunluğa uyup, müze gezilerine katılabilir. Kendi başına gezebilir ya da bir arkadaşı ile ayrı bir plan yapabilir.
Bugün Cape Town’da tatil günü. Bu nedenle müzeler ücretsiz.

Ulusal miras günü ( Heritage Day ) ülkenin zengin kültürel çeşitliliğini, geleneklerini ve” Gökkuşağı Ulusu” kimliğini vurgulamak amacıyla, her yıl 24 Eylül‘de kutlanan resmi bir tatil. O gün bazı müzeler ücretsiz ziyaret edilebiliyor.
Turumuzda serbest gün olduğu için, biz de bugünü müze ziyaretleri ile değerlendirdik.
Grubun yarıya yakını ile birlikte müze gezmeye çıktık. Giderken yüksek mahkemenin önünden geçiyoruz.
Parka doğru yürürken Yüksek mahkeme binasının önünde banklar gördük. Bu bankların üzerinde uyarı yazıları bulunuyordu. “Sadece beyazlar için”, “Sadece beyaz olmayanlar için“ gibi.
Bu banklar geçmişte yaşanan insan hakları ihlallerini unutmamak adına sembolik olarak yapılmıştı. Mahkemeyi beklerken bu ayrım varsa içerideki mahkemeden nasıl bir sonuç beklersin?

İlk müzemiz, İziko South African Museum.
700 milyon yıllık fosillerden, yeni yakalanan böcek ve balıklara kadar uzanıyor.
İkinci durağımız, kölelik müzesi, ya da Güney Afrika Tarih Müzesi.
Müze çıkışlarında öğrencilerin, gençlerin etkinliklerini izledik.
Park içindeki iki müzeden sonraki durağımız Köle Evi olarak adlandırılan, Slave Lodge müzesiydi. Müzenin üst katı ise Apartheid rejimi dönemini anlatıyordu.
Güney Afrika müzesi ve Güney Afrika ulusal galerisi, The Victorian Garden denen büyük bir parkın içinde bulunuyordu. Günün Anlamına uygun olarak birçok etkinlik düzenlenmişti .
Öğlen nasıl oldu anlamadık. Limanda öğlen yemeği rezervasyonumuz var.
Limana doğru yürürken katılan yada limanda bekleyen arkadaşlar oldu.
Cape Town Limanında balıkçı lokantasında, öğle yemeği molası verdik.
Öğle yemeğinden sonra, Mandela’nın esir tutulduğu adaya yolculuk yapıyoruz.

1999 yılında UNESCO Dünya miras alanı olarak ilan edilen bu ada, yaklaşık 400 yıl boyunca insanların tecrit edildiği bir hastane, özellikle siyasi suçluların sürgüne gönderildiği bir hapishane ve bir askeri üs olarak kullanılmış.
Nelson Mandela 27 yıllık tutsaklık yaşamında, 18 yıl boyunca, bu adadaki hapishanede kalmış, adadaki diğer mahkumlar ile birlikte kireçtaşı ocaklarında çalışmış. Ve bu adada yer alan mahkumlardan üçü, sonradan Güney Afrika cumhuriyeti başkanlığı yapmış. 
Gemi ile yarım saatten fazla yolculuk yaptık.
Adaya indiğimizde, gemiden inen tüm yolcuları otobüslere aldılar. Otobüsün içinde bir rehber, ada ile bilgileri İngilizce olarak anlatıyor. Adada çalışanlar, önceki dönemde buradaki mahkumlar, gardiyanlar ve memurlardan oluşuyor.
Otobüs ile gezerek, mahkumların çalıştırıldığı kireç ve taş ocaklarını gördük.
Orada ölen mahkumların gömüldüğü mezarlığı ziyaret ettik.
Daha sonra cezaevi giriş kapısı önünde otobüslerden indik.
Cezaevinin tarihi 1500 yıllarına kadar gidiyor. Sömürgecilere direnen kabile şeflerini her dönem buraya atmışlar.
Ada tarihinde bu şeflerden birisi kaçmış. Tekrar yakalanmış, geri getirmişler, burada ölmüş. Toplam ölen mahkum sayısı 492 olmuş.
Koğuşları, hücreleri, kullandıkları aletleri, taş kırdıkları havalandırma bahçesini, içimiz burkularak gezdik. İnsan bir başka insana, ya da başka bir canlıya nasıl eziyet eder, nasıl bir ruh halidir, düşünmeden edemedik. Birbirimize sorduk, “nasıl olur böyle bir şey.?”
Ama olmuş, her şey ortada.
Dayak yemiş bir psikoloji ile gemiye döndük, kalkış saatini beklerken gemideki televizyonlardan içeride gördüğümüz yerleri yaşayanların ağzından belgesel olarak sunuyorlardı.
Giderken ve dönerken tekne içerisindeki televizyondan adayı ve Apartheid dönemindeki yaşamı, kuralları anlatan bir video seyrettik.
Nelson Mandela, 11 şubat 1990 tarihinde 27 yıllık hapis cezasının ardından cezaevinden çıktıktan sonra belediye binası ( city hall) balkonundan halka seslenmiş. Apartheid rejiminin sonunun başlangıcı olarak kabul edilen ilk halka hitaptır.
O gün hava puslu olduğu için Masa Dağı’nın ve Cape town’ın denizden görünüşünü ise fotoğraflayamadık. Dünyanın neresinde olursa olsun siyasi görüşlerinden dolayı insanların uzun yıllar baskı ve işkence altında tutulduğu tüm hapishanelerin bir an önce sadece müze olarak kullanılması dileğiyle…
Dünyadaki 180 ülkenin elindeki para 150 trilyon dolar.
Finans kapital denen Emperyalist şirketlerin elindeki para 750 trilyon dolar.
Dünyada dış borcu olmayan, Çin ve Cezayir gibi bir kaç ülke var. Devletler bu finans sahiplerine borçlanmak zorunda. Emperyalistlerin ülkesi, devleti, dini, milliyeti olmaz.
Finans kapitalin elindeki devasa paranın, devlet kurmaya, yıkmaya, savaş çıkarmaya, aklınıza gelen bütün kötülükleri yapmaya muktedir olduğunu biliyoruz.

Devam edecek….














