Ne demişti üstat Sokrates?
“Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğim!”
Bunu bizim ahali için söylememiş o kesin…
Köylüsü, Şehirlisi…
Cahili, çok bilmiş alimi…
Çağdaş olanı, olmayanı fark etmiyor…
Her halttan anlıyor hepsi…
Ama…
Bir türlü niye burnu pislikten kurtulmuyor onu bilmiyor işte!
Her denize atladığında…
Tutunduğu şeyi can simit zanneder aptalca…
Sarıldığı ne simit…
Ne de yılan…
Koca bir ejderhadır oysa…
Hadi görmüyor şaşkınım…
Hissetmiyor da!
Dağın zirvesinden görüp uyarana ise burun kıvırıyor, tüm cahil küstahlığıyla!
Ne de olsa o biliyor her şeyi!
Ama yine de…
80 yıldır boğazına kadar o bataklıkta!
Neydi o söz?
“Hep aynı yoldan gidip farklı sonuç bekleyenler…?
AHMAKLARDIR MIYDI?
“Alavere, dalavere…”
Yine hep birlikte nöbete…
Ülkenin yarısı cezaevinde, ya da mahkeme kapısında…
Geri kalanlarda ise popo takır takır…
Gelir adaletsizliği kıta Afrika düzeyinde…
Milyonlar BANKA REHİNESİ…
Muzu kabuğu ile yiyecek bir gelecek nesil sürecine evriliyoruz…
Bugün…
Başkentin her köşesini bir mağdur gurup mesken eylemiş…
Sesiz çığlıklarını duyurmaya çalışıyorlar…
Ama kulaklar sağır!
Kölelik…
“Çıraklık eğitimi” ayağına liseye kadar düşmüş…
Her gün genç, kadın…
Ya da sözde kaza” ölümü…
Artık birkaç saniyelik haber değerinde bile değil…
İktidar Vekilinin gözü…
Emeklinin yaşında…
“Ah çok yaşamasaymış…”
Emriniz olur, ölelim…
Yeter ki siz çok yaşayın tüm arsızlığınızla!
MİLLİ BİRLİK, KARDEŞLİK VE DE BARIŞ ÖYLE Mİ?
Bir yazar arkadaş yazmış…
Özgür Özel derin bir “strateji” izlemiş?
Yakında görürmüşüz sonucunu…
Müritlerde hemen atladı bu söze…
Bir beğeni bir beğeni…
Bunlar akıllı…
Bunlar büyük analizci…
Bunlar medyum…
Bize ise, “salağın önde gideni cahil biçareler” olmak kalıyor!
Oportünist taşra siyasetini…
Başımıza derin siyaset tacı olarak geçirmeye kalkıyorlar…
Yersen…
İstemez…
Ahmaklığın şanı sizde kalsın!
Hele bir VEKİL var ki…
Elazığ’dan…
“HALK ne derse desin…
Önemli olan DEVLET…
Onun için ‘EVET’ diyorum…” diyor bugün…
Zaten bu arkadaş, partisi “BUTLAN”IRKEN DE…
Hukuka(!) olan saygısı nedeniyle ses çıkarmamış…
DEVLET ve HUKUK…
Hani, nerede?
Gören var mı?
İdeoloji?
yok!
Omurga yok!
Dürüstlük, duruş vs.
yok!
Var olan bir “GÜVEN”di…
O da kalmadı şimdi!
Peki ne var o halde?
Kurnazlık…
Bir de durumu idare etme!
Hep söylerim durmadan…
“Gideceği limanı bilmeyen gemiye…”
Yani…
Hiçbir rüzgar fayda etmez…
Sonra döner durursun denizin ortasında bir başına!
“Siyaset fahişelerinden” uzak durun dedikçe…
Kimse dinlemiyor…
Tuzluğu kapan koşturuyor bunların ardından…
Emeğini veriyorsun…
Üç kuruşunu hibe/heba ediyorsun…
Ama yine en önde onlar…
Hepsi de profesyonel birer at hırsızı…
Sana düşen ne?
Eli böğründe kalmak…
Ta ki yeni bir UMUT SERVİS EDİLENE kadar!
Veli “evet” demiş…
Özgür “hayır” demiş…
Eskiden…
Sorguya alındığınızda…
İlk gelen sorgucu çok sert girerdi mevzuya…
İyice yamulttuktan sonra…
Odadan çıkar…
Diğeri gelirdi…
Çok nazik, adeta bir iyilik perisi…
Sonrası malum…
İyi polis, kötü polis olayı işte…
Sizi bilmem…
Benden bu kadar…
Ne midem kaldırıyor bu olanı biteni…
Ne ruhum dayanıyor, bu çirkin boyunduruk hallerine…
Bütün renkler aynı hızla kirlenirken…
Birinci kim olacak inanın zerre umurumda değil…
En nihayetinde alayı kirli zaten…
Siz siz olun…
Halen temiz iken…
O kir bir yerinize bulaşmadan uzaklaşın, “organize birer suç örgütlerine” dönüşmüş bu siyaset bataklığından…
Kendinize değilse bile…
Gelecek neslinize bir iyilik yapın hiç değilse!…
***
UNUTMADAN…
“Ekmek herkese yetecekti aslında.
Tarlaya
. karga dadandı;
. ambara fare,
. fırına hırsız,
. memlekete harami.
Geldikleri gibi gitmediler.
Kimi itini bıraktı, kimi bitini, kimi de piçini.
Yoksa bu kadar şerefsizin bizden olması mümkün değil!”
Neyzen Teyfik













