Göğsü kabarmış denizin Marmara’da;
Suları ağlıyor Himalaya’ların;
Kayaların kartalı
Öldürüyor iki yavrusundan birini…
Kıvrak değil,
Bir mumya kadar ruhsuz
Benliği göçte vücutların dansı…
Soğuk bir rüzgâr esiyor başlarında
Sularda, tarlalarda, ağaçlarda
Bereketi yaratan dişi ruhların…
Beyaz kar çiçeklerinin;
Mor karga soğanlarının
Vuruyor yüzüne yüzüne
Mevsim bitişi yağmurların iri taneleri…
Kanatları damlıyor
Gökçe güvercinlerin…
Oysa
Gözlerimin önünde büyürdü bayır burçakları;
Burnumun ucunda sızlardı
Bir yandan anam,
Bir yandan babam kokan
Memleketimin toprağı…
Oysa
Nasıl uçacaktı yuvasında ölüyken
Uçma zamanı gelmiş kuşlar…
Nasıl söz etsin
Göç yollarında kaybetmeye
Dayanamadığı sevgiliden…
Göğsü kabaran bir deniz mi yalnız…
Suları ağlayan bir yüce dağ mı?
İnsan yüreğinde mi yanar özlem ateşi
Bir ben mi ölürüm yalnız…
Bütün bir kâinat mı yoksa…
Osman Aktaş














