Filozof Rahmi, dumanı tüten çayından bir yudum aldı; düzensiz çalılar gibi kaşlarının altında âdeta bir kuytuluğa gizlenmek istercesine duran kısık gözlerini karşısında oturan gencin gözlerine dikti, fısıltılı bir tonla:
─ Ben çok şeyler gördüm geçirdim Rıfat oğlum, -dedi- çok acılar çektim, çok güzel günler de gördüm, çok paralar kazandım, har vurup harman ettim, günlerce aç kaldığım da oldu, zengin sofralarında ağırlandığım ve şeref misafiri olarak takdim edildiğim günler de, çok aşklar yaşadım, kadınlarımı hep üzdüm, hep ben terk ettim onları, yeryüzünde ne kadar içki varsa hepsinin tadını bilirim, bütün günahları birer birer işledim…
Bir an durdu, başını iki kez öne doğru eğip kaldırdı. Ağır hareketlerle sol elini alnına götürdü, parmaklarıyla alnının sol tarafını birkaç kez ovaladı, sonra çayından bir yudum daha aldı. Bir dakika kadar gözleri karşısındaki gencin gözlerinde öylece baktı, ne diyeceğini bir türlü toparlayamayan biri gibi dudakları birkaç kez kıpırdadı kapandı, kaşlarını yukarı doğru kaldırdı, yeniden konuşmaya başladı:
─ Sen şimdi pek çok insan gibi benim çatlak ya da yarı çatlak biri olduğumu düşünüyorsundur. Çevremizdekilere bak. Kahvehanede kim varsa, özellikle beni eskiden beri tanıyanlar, kaçamak gözlerle arada nasıl da alaycı gözlerle bakıyorlar bana, farkındayım ama ben de farkında olduğumu çaktırmıyorum. İnsanoğlu acımasızdır Rıfat. Kendisine doğru söyleyeni sevmez. Kendisinden daha iyi yaşayan, daha mutlu olan, daha çok sevilenden nefret eder. Ama o kişiden bir çıkarı varsa herkesten yakınında olmak ister. Düştüğünde herkesten önce tekmeyi o vurur kıçına. İnsanoğlu zalimdir. …
Yine sustu. Gözlerine tarifsiz bir hüzün çöktü aniden. Gözleri buğulandı, bir damla gözyaşı sık ve iri kirpiklerine taştı, orada öylece kaldı, akıp yanaklarına kavuşamadı.
─ Ben, şu anda bana gülen, açıkça ya da ardımdan alay eden şu insanlar uğruna yıllarımı zindanlarda çürüttüm Rıfat oğlum. Biliyorum, sen de solcu bir gençsin. Senin arkandan da neler söylüyorlar uğruna bir sürü riski, sıkıntıyı göze aldığın şu garip guraba takımı. Sense onlar mutlu olsun istersin. Emekçiler hakkını alsın, dünya emek yörüngesinde dönsün istersin. Her gün düzenin ezdiği, yıldırdığı bu darmadağınık insanlar birleşsin, örgütlensin, söz ve karar sahibi olsun istersin. Onlarsa yaşadıklarının acısını o senin özel olarak haklarını savunduğun karılarından, çocuklarından çıkarırlar. Onların güçlerini sınadıkları, öz güvenlerini kazandıkları mekân; evleri, aileleridir. Çünkü orada iktidar kendilerindedir. Orada hakim, savcı, zindancıbaşı, gardiyan kendileridir. Değmez oğlum bu insanlar için gençliğini çürütmene.
─ Tamam da Rahmi Amca, … -diye itiraz edecek oldu Rıfat. Avcunun içini ona doğru göstererek, “Dur, ben konuşayım şimdi, sonra sen söyleyeceklerini söylersin.” mesajını verdi ona Filozof Rahmi.
─ Evet, nerede kalmıştım? Ha… Ben bu insanlar için eşimi, çocuklarımı terk ettim, çok zengindim, bütün mal varlığımı bunları eğiteceğim, değiştireceğim, onlara insanca koşullarda yaşayacakları bir düzen sağlayacağım diye harcadım. Adım “sakıncalı”ya çıktı, sonra “tehlikeli”ye, ardından “servet düşmanı, kurulu düzen düşmanı”, en sonunda da “vatan haini terörist”e terfi edildim. Zindanların duvarlarına çizik attım, parmaklıklardan bakıp gökyüzünü seyrettim, sokakları özledim yıllarca… Ne için? Ne geçti elime?..
Sen şimdi içinden bana kızıyorsundur, kalkıp gitmemek için kendini zor tutuyorsundur. Belki de burnumun üzerine okkalı bir yumruk indirmek şu anda seni en çok rahatlatacak şeydir. Ben de senin gibiydim gençliğimde. Kim benim inançlarıma dil uzatsa ağzını burnunu dağıtmak bile isterdim hatta. Sen şimdi ben deliyim diye bunu yapmıyorsun belki de. Neyse… Sen bu semte yeni taşındın, taşınır taşınmaz da namın semte taşındı. Herkes ardından “Aha memleketi kurtaracak kahramanlardan biri daha geldi mahallemize, dileriz sonu Filozof Rahmi gibi olmaz.” diye konuşuyor. Filozof lafını da sırf benimle dalga geçmek için taktılar bana biliyor musun?
─ Ben henüz yakın bir iki konu komşu dışında kimseyi tanımıyorum Rahmi Amca,-dedi Rıfat- aslında en fazla tanıdığım insan sensin. Tanışmamızı da o akşam evimin karşısındaki parkta gazete kâğıdına sarılmış şarap şişesinden ağır ağır demlenmene borçluyuz aslında. Bugüne kadar hiç böyle şeyler konuşmamıştık seninle. Bir Hayyam havası vardı sende hep ve bu benim hoşuma gidiyordu. Ancak, anladım ki bizim insanlarımız seni çok üzmüş, çok yıpratmış, belki de haklısındır, ne bileyim… Ama bizim malzememiz bu. Bir şey yapılacaksa da bu insanlarla yapılacak. Bu insanları değiştirip dönüştürmekle olacak. Varsın şimdi onlar bizi anlamasın, aslında anlıyorlar da, ama korkuyorlar, senin de dediğin gibi gerçeği dillendirmenin tehlikeli olduğunu biliyorlar. Dövseler de sövseler de aileleri var, onları seviyorlar aslında. Onlara sığınıyorlar dışarıdaki tehlikeli dünyaya karşı. İçlerindeki isyanı onlar üzerine kusuyorlar da diyebiliriz…
Rıfat daha konuşacaktı. Filozof Rahmi ona işaret parmağını burnunun ucuna getirerek “Sus!” işareti yaptı, diğer elinin işaret parmağıyla da dışarıyı gösterdi.
Dışarıdan akşam ezanı sesi geliyordu.
─ Bana izin Rıfat’ım, -dedi Filozof Rahmi- namazı kaçırmayayım. İnsanoğluna yaranamadım, belki Tanrı’ya yaranırım. Üzerinde paran varsa bana bir şişe şarap parası verebilir misin sevabına? Yoksa sorun değil, ben bulurum bir yerden. Gece saat 10.00 gibi beni ilk kez gördüğün yerde, o parkta, aynı sırada yıllar önce örgüte kabul edildiğim günün yıldönümünü kutlayacağım. Her şeye karşın muhteşem bir anıdır benim için. Nasıl sevinmiştim!.. Çıldırmıştım!..
Rıfat, cebinden çıkardığı bir miktar kâğıt parayı Filozof Rahmi’nin avcuna sıkıştırdı.
─ Bir aksilik olmazsa ben de orada olacağım Rahmi Amca. –dedi- Orada devam ederiz söyleşimize.
Filozof Rahmi, o buğulu gözleriyle teşekkür ederek Rıfat’ın iki elini iki avucu arasına alarak sıktı. Sonra döndü, ağır adımlarla kahvehaneden çıkıp gitti.
Ocağın önündeki masada okey oynayan kel kafalı, pos bıyıklı adam o çıktıktan sonra Rıfat’a seslendi:
─ Delikanlı, bugün de seni mi çarptı bizim Filozof? Şimdi o parayla doğru şarap almaya gitmiştir.
Karşısındaki, sırtı Rıfat’a dönük, sesinden yaşlı biri olduğu anlaşılan adam:
─ Hey gidinin Rahmi’si!.. –dedi- Süper zekâ bir çocuktu bu küçükken. Üniversiteyi Türkiye ikincisi mi üçüncüsü mü ne, öyle kazanmıştı. Sonra okulda bir kızı seviyor. Kız solcu bir militanmış. Bu da kızın aşkına örgüte giriyor ama kız, örgütten başka biriyle evleniyor. Sonra tırlattı bu. Uzun süre akıl hastanesinde yattı. Sonra yarı akıllı olunca taburcu ettiler bunu. Neredeyse kırk yıldır böyle bir ayağı camide bir ayağı parkın bir köşesinde, elinde ucuz şarap şişesiyle yaşayıp gider gariban. Allah kimseye vermesin!.. Zor iş!.. Alay ederiz ama aşk böyledir işte. Aşk, karşılık bulamazsa böyle delirtir adamı.
Kahvede önce utançla karışık bir sessizlik oldu. Sonra sohbetler, okey şıkırtıları, masaya vurulan kâğıt sesleri yeniden başladı.
Rıfat, kahveciye hesabı ödeyip yüreğinde kocaman bir yükle kahvehaneden çıktı.














