Birant ESİNOĞLU
Erken modernitenin insanı Rönesans insanıydı. Rönesans insanı, bin yılların zincirlerinden kurtulmanın motivasyonu ve duygusuyla adeta şahlanmıştı. Sıradan insanlar bile hemen her gün buluş yapıyorlardı. Örneğin dikiş makinasını bulan bir terziydi. Elektrik motorunu bulan, elektrik kuramlarının yaratıcısı Faraday, ciltçi çırağıydı. Asansörü bulan kişi vagon şoförüydü. Telefonu icat eden Graham Bell bir engelli eğitmeni, bir öğretmendi. Havalı lastiği geliştiren tekerlekli sandalye kullanmak zorundaki çocuğunu rahat ettirmek isteyen bir babaydı. Öğretmendi. Avukat sekreteri, subay, ev kadını vs. her meslekten insan aralıksız buluş yapıyordu.
Sadece doğa bilimleri alanında değil, sanatta dev adamlar Mozartlar, Beethovenler doğuyor, romanda, resimde şiirde aklınıza ne gelirse, hangi alandan isterseniz, çılgın bir yaratma süreci yaşanıyordu. İnsanlık 7 bin yıl neredeyse hiç kıpırdamadığı halde birkaç yüzyılda adeta şahlanmış uçuyordu. İşte bu erken modernite insanıydı. Bu insan toplumsal yaşamın her alanında devrimler yaptı.
Sonra gelen süreçte endüstriyel kapitalizm herşeyi ve herkesi değiştirdi. Kolektif bağlarından kopan insanlar, bireyleşiyor ve başkalaşıyordu. Bu süreç bazı yerlerde bitti, bazı yerlerde devam ediyor. Kapitalist uygarlığın insanlığın her yerine nüfuz etme hızı aynı değil. Bu yüzden köylülüğün çözülmekte olduğu her yer, her kişi, değişim ve dönüşümün adayıdır.
Bu girişi Post-Modern insanın, çağımız insanının farkını ortaya koyabilmek için yaptım. Yani yazının asıl konusu çağımızın bireyi. Çağımızın bireyi nasıl yaşıyor, nasıl duygulanıyor, nasıl düşünüyor gibi soruların yanıtlarına giriş yapmak.
Antik çağ insanı kolektif kimliğin hakim olduğu bir bireydi. Kolektif kimlik ona nasıl düşüneceğini, nasıl duygulanacağını, Dünya’ya ve yaşama nasıl bakacağını öncüleyin veriyordu. Doğruyu ve yanlışı, iyiyi ve kötüyü kolektif kimlikten alıyordu. Bu kısır durum Rönesans’la birlikte kırıldı. Bağlarından, prangalarından kurtulan insanlık, girişte belirttiğim Rönesans döneminde ve kısa erimli bir sürede harikalar yarattı.
Rönesans insanı bir ara dönem insanıydı. Antik çağla-Modern çağ insanı arasındaki bir dönem. Antik çağda bireyin kaderi kolektif kimliğin belirlediği kaderdi. Modern çağda herkes belirli oranda, az yada çok kendi kaderini yaratmak zorunda kaldı. Endüstriyel kapitalizmin kesin zaferinden sonra birey, zorlu bir iş başarmakla karşı karşıya kaldı. Kendi inançlarını yaratmak, kendisine has düşünceler üretmek, kendi başına varolmaya çalışmak gibi önceden verili olmayan beceriler geliştirmeliydi.
Her çağ, her tek bireyden belirli karakter özellikleri ve kişilikleri talep ediyor ve onu determine ediyordu. Tekelleşme sürecinden geçip, tüketim toplumuna varan ama orada durmayıp bireyin arka kapısından içeri giren ve artık onu yeni bir rejim olarak tanımlamamız gereken Mc World’ün Dünyası’na giriş yapılmıştı. Mc World tüm Dünya’nın aynı standartlarda örgütlendiği bir yeni düzendi. Herşey homojenleşiyordu. Bu yeni durumda birey, sadece işyerinde yakalanmakla kalmamış, tüm yaşamıyla kuşatılmıştı. Kapitalizm iktisadi alandan çıkıp her yere girmişti. Bu yeni yaşantıda birey hem muazzam bir özgürlüğe ulaşmış gibi duruyordu, hemde aslında durum hiç de öyle değildi. Ortada “mış” gibi yapılan bir yaşantı vardı. Her şey en alt düzey standartta eşitlenmeye doğru gitti. Genelleştirme, sığlaştırma, bayağılaştırma her yanı sardı.
İşte böyle bir durum içinde benim “Post-Modern insan” diye tanımladığım insan ortaya çıktı. Onun bazı özelliklerini maddeleştirirsek şunları zikredebiliriz:
- İndirgemecilik. Her konuyu genelleme eğilimi, tekil deneyimlerden yola çıkarak evreni ve toplumu bununla yorumlamak. Sığlaştırma.
- Otorite düşmanlığı ile tam itaat arasında gidip gelen duygulanım ve düşünce.
- Sinizm ve Nihilizm. Paranoid yaklaşımlarda bireysel ve topluca yükseliş. Komplo teorilerine kolayca inanma eğilimi.
- Narsist eğilimlerde gözle görülür artış.
- Kalıp yargılarla düşünme. Gittikçe katılaşan düşünce şekli.
- Alışverişe-Tüketim nesnelerine bağımlılık. (Sıkıldıkça alışverişe çıkan insan yığınları, Nesne elde ettikçe duygusal boşluğunu bilmeden doldurmaya çalışan insanlar)
- Ulusalcılığın kendiliğindenliği.
- Kendine göre ulus, kendine göre üretilmiş (orijinalinde olmayan) din. Ötekileştirme.
- Kırılganlığın ve depresif eğilimlerin yaygınlığı. Yansıtma ve hınç.
- Yaygın dedikoduculuk.
- Güç ve sertliğe verilen değer. Artan saldırganlık.
- Kolektif davranıştan giderek uzaklaşma, bireyselleşmenin bencilliğe ve hatta aç gözlülüğe dönüşmesi.
Post-Modern insan, McWorld’ün insanıdır. En yüksek aşamasına ulaşmış, Dünya’nın en ücra köşelerine kadar girmiş kapitalist uygarlığın, son aşamada talep ettiği ve yetiştirdiği insandır. Böylesi bir insan tipiyle, geçici olarak insanlığın topyekun bir durgunluk yaşaması belirli oranlarda çürümesi ve parçalanması normal bir sonuçtur. Diyalektiğin yasalarına göre bu iş zıddına atlayana kadar böyledir.














