Dev-Sol davasından yargılanan Tuncay adlı bir arkadaşla aynı koğuştaydık. Ona takılmak, her defasında aynı tepkiyi vermesi nedeniyle hoşuma gidiyordu.
Devrimcilerin bir bölümü, gazete haberlerine göre, komşularının ihbarı sonucu yakalanıyordu. Ne zaman bu yönde bir haber okusam sırf Tuncay’a takılmak için, güya kendi kendime ”İ..ne halk ne olacak işte” diye söyleniyordum. Kendisi de komşularının ihbarı sonucu yakalandığı halde, bu söylemime her defasında ”Halkımıza küfür etme be Suat” diye karşı çıkıyor, kimi zaman gerçekten de sinirleniyordu.
Başka koğuşlara dağıtılana kadar Tuncay’a sürekli takıldım.
Hükümet depremde ölenlerin sayısını istediği kadar gizlemeye çalışsın, yüz bin civarında insanımızın öldüğünü düşünüyorum.
Ekran başında gözlerimizi yaşlarla dolduran insanların hangi düşünceleri taşıdığını bilmiyoruz. Daha da doğrusu bunu hiç önemsemiyoruz. Sedyede yatarken ”Beni özel hastaneye götürmeyin, param yok” diyen kadına hangimiz sarılmak istemedik? Enkazdan çıkarılan minik kız çocuğunun ”Su içmeyeyim, ben daha muayene olmadım” sözleri hangimizin içini titretmedi? Bir başka miniğe sedyede yatarken, kendisine verileceği söylenen kola için ”bisürü istiyorum” dediğinde nereli olduğu, ailesinin hangi düşüncede olduğu hangimizi alakadar etti?.
Ailesinin enkaz altında olduğunu ve kimsenin yardımcı olmadığını söyleyerek ağlayan kadının, bizlerinde içini kanatmadığını söyleyebilecek biri olabilir mi?.
Depremin ilk gününün üzerinden 37-38 gün geçti. Hala deprem haberlerini izlerken çocuk gibi oluyoruz. Gözyaşları çaresizlikten gelir, çaresizlik öfkeye neden olur. Çok öfkeliyim.
Tuncay’ı ona takıldığım zaman da anlıyordum, şimdi daha çok anlıyorum.
İnsanların niteliği ne olursa olsun ”sen elmayı seversin, elma seni sevmek zorunda değil!”…
Çoğumuz depremden önce olduğumuz biri gibi olamayacağız.














