Ailemizin varoluş öyküsü Konya Ereğli İvriz’de Köy Enstitüsüyle başlıyor. Yoktan varedilen Cumhuriyet’imiz, Cumhuriyet’imizin ilk yapı taşlarından Köy Enstitüleri. Tümü köy kökenli öğrenciler ile hayata geçmiş. Hepsi donanımlı, hepsi birkaç enstrüman çalıyor, hepsi müzik, resim, beden eğitimi dersleri almış. Hepsi yılda en az otuz kitap okumuş. Yapı ustalığını öğrenmişler, tarım derslerini uygulamalı olarak görmüşler.
Babam anlatıyor, tarım dersinde hepimize birer meyve fidanı verdiler, nasıl dikeceğimizi, nasıl bakım yapacağımızı anlattı tarım öğretmenimiz. Benim fidanım herkesinkinden cılızdı, kuruyacak gibiydi. Öğretmenime söylediğimde ”ona iyi bakarsan diğerlerinden gelişkin olur” dedi. Ben de sürekli suladım, dibini açtım, gübreledim. Fidanımın yanında ona mandolin çaldım, yazdığım şiirleri okudum.” Gerçekten de kısa sürede fidan çok gelişti, diğerlerini geçti. İlgi ve teknik bilgi birleşince bir canlı olan bitkiler hemen tepki veriyor.
Şimdi Cumaovası’ndaki zeytinliğimizde onun tarım bilgisi rehberimiz oluyor. Aradan uzun yıllar geçse de temel öylesine sağlam atılmış ki, geleneksel yöntemlerle üretimi sürdürüyoruz.
Herbiri eğitimci, sağlıkçı, yapı ustası, ziraatçı olan Köy Enstitülüler ülkemizin yüz akıydılar. Bence Köy Enstitüleri yaşasaydı, Türkiye bugün Hollanda’dan fazla üretim yapan, köy okulları açık olan, köyden kente göçün olmadığı, gecekondusu olmayan bir ülke olurdu.

Konya Ereğli’de İvriz Köy Enstitüsü’nün 6 bin dönümlük arazisinde, harap olmuş binalarını içim yanarak gezdim.
Köy enstitüleri kapatılmasa Türkiye tarımda, eğitimde, kırsal kalkınmada bugün nerede olurdu?
VAR- YOK
Protokol kuralları aslında bir kamu gereği ve düzeni olarak uygulanıyor. Devlet otoritesini ve geleneğini vurguluyor. Bunun dışında kalan kurumlar için kullanma gereği ve önemi yok aslında. Ama devlet kurumu dışındaki kimi kuruluşlar ve siyasi partiler kendi iç hiyerarşik düzenleri açısından önemli gördüklerinden toplantı ve törenlerde protokol uygulamayı sürdürüyorlar. Artık bunu gelenek, rutin bir uygulama şekline getirdiler. Her tören ve toplantıda “protokol sıraları” gediklileri tarafından hemen paylaşılıyor. Bizim bugünlerde yapılan kongrelerde ilgimi çekti, ön sıralara kallavi büyüklükte koltuklar yerleştirilmiş. Delegelere de sıradan sandalyeler verilmiş. Bilmem ki burada delegelere ayrı bir mesaj mı verilmek isteniyor? Oysa biz “ Kişiler koltuklardan değer kazanmaz, koltuklarına değer katarlar kişilikleriyle” diye biliyoruz.
Daha bugün partinin çok sevilen, saygıdeğer bir büyüğü son yolculuğuna uğurlandı. Protokolde kocaman koltuklarda oturanları aradı gözler , acaba saflarda da ön sıralarda olurlar mı diye? Protokolde var olanlar, son görevde yok oldu.
Sonsöz; Vefa insan yaşamının olmazsa olmazıdır. Var edenleri görmezden gelirseniz yok olursunuz.
GÜZEL TÜRKÇEM
Birkaç gün önce Dil Bayramımızı kutladık. Karamanoğlu Mehmet Bey; “Dergahta, bargahta, mecliste, meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmayacaktır”. Fermanını 1277 yılında söylemişti. Aradan 750 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen Atamızın yadigarına, vasiyetine sahip çıkamamışız. Yurdumuzda, şehrimizde heryer Arapça, Rusça, İngilizce isimliklerle donatılmış.
İzmir’de Büyükşehir Belediyesi buna karşı olarak Arapça İsimliklerin kaldırılmasını istemiş. Ahhh nasıl böyle şey istenebilir? “Yunan’ mısınız siz yoksa?” hamlesi gecikmemiş. Oysa SYMRNA İzmir’in taaa antik dönemden kalan adı. Antik çağ ile şimdiki Yunan’ı bilmeyen cahiller böyle bir saçmalığa imza atmış yine.
Büyükşehir’i ve Başkanımızı bu duyarlığından dolayı kutluyorum . Güzel Türkçem.”Türkçem, benim ses bayrağım.“( Fazıl Hüsnü Dağlarca)















