Yaşadığımız şehirlerden bir türlü vazgeçemiyor, onları anılarımızın bir köşesinde tutuyoruz.
1978, Ankara Yenimahalle’nin 5. Caddesi’nde bulunan bir okulda öğretmenlik yaptığım yıllardı.
O yıllarda Yenimahalle iki katlı, bahçeli evlerin olduğu şirin bir semtti. Başkentin birçok semti gibiydi o da 1940’ların Ankara’sına uygun, Cumhuriyet’in kuruluş heyecanını taşıyan ve buna göre planlaması yapılmıştı.
Yanı başında devlet görevlileri için planlanan ‘Mebus Evleri’, bugünkü gökdelenlerin ilk örnekleri sayılabilecek yüksek katların yeni yeni boy verdiği Demetevler örnekleri vardı ama Yenimahalle iki katlı, bahçeli, yeşillikler içindeki bir mahalle olmak iddiasından henüz vazgeçmemişti o tarihlerde.
Bu nedenledir ki semtte herkesin kolay eriştiği pastaneler, sinema, park, fırın, eczane, çocukların servissiz gidebileceği okullar yerli yerindeydi.
***
“İcad Edilmiş Şehir: Ankara” kitabı içinde bir makalede Şükran Yiğit de benzer gözlemleri aktarıyor:
Yenimahalle’yi, “(…) insanların kentten kaçmak için değil bizzat orada ve birlikte yaşamak üzere geldikleri yer” olarak tarif ediyor ve ekliyor: “…çünkü o aslında hem bir şehre, bir başkente aitti hem de değildi.” (1)
Sonra ben başka şehirlere gittim, benim güzel Yenimahalle’m orada kaldı.
1981’den sonra da görmek nasip olmadı Yenimahalle’yi.
***

TANPINAR’IN ANKARA’SI
Tabii Ankara, Cumhuriyet’in başkenti. Bozkırın ortasında kadim İstanbul’a karşı çeşitli nedenlerle başkent olmaya soyunmuş bir şehir. Cumhuriyet’in kurucu kadrosu da bu durumun farkında olarak şehri planlayarak modern bir kent haline getirmenin yollarını aramış, çoğunlukla da bunu başarmış.
Örneğin ünlü mimarlara (Jansen, Lörcher) buranın planlarının yaptırılması, bozkırdaki bu coğrafyayı yeşillendirip peyzajının sağlanması ve daha bunun gibi çabaları bu minvalde görmek gerekir.
***
Yenimahalle, anladığım; planlama şansını yakalamış semtlerden, o nedenle Şükran Yiğit anılarında burayı Ankara’nın diğer semtlerinden ayrı tutuyor.
O tarihte gökdelenlerin, plazaların, site tarzı evlerin yokluğunu semtin şansı olarak görüyor.
Keza Yenimahalle’nin kırdan kente göç olgusundan da etkilenmediğini bu anlatıdan çıkarabiliyoruz.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 1940’lardaki “Beş Şehir”de (2) anlattığı Ankara’sı ise, henüz bu kavramların dışında.
Dolayısıyla Tanpınar şehre başka bir açıdan bakıyor; Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış, uluslaşma çabasını sürdüren bir ülkenin başkentini anlatıyor bize “Beş Şehir”de.
Milli Mücadele’nin kalbinde yer almış, düşman ordularının top seslerini Millet Meclisi’nde duyacak kadar bu savaşı iliklerinde yaşamış, ‘muharip’ bir şehrin simgesi Ankara.
***
Tabii bir yerde savaş varsa savunma ve güvenlik arkasından geliyor, bu bağlamda savunmanın ana unsuru Ankara Kalesi öne geçiyor.
Tanpınar da böyle yapmış anlatısında, deyim yerindeyse ana karakter Ankara Kalesi olmuş. Çünkü Ankara Kalesi şehrin kalbi; o en tepede, diğer semtlere oradan bakıyor. Onun gölgesi hepsinin üstünde; Ulus, Kızılay, Etlik, Altındağ, Aydınlıkevler vb…
Bu semtler, Ankara Kalesi’nden ilhamlarını alıyor.
Hatta Ankara Kalesi, Tanpınar imgeleminde Dumlupınar ve Anafartalar kahramanı Atatürk’ün, ağzında sigarayla tırmandığı, bütün okul kitaplarında olan o bildiğimiz fotoğraftaki tepelerden biri gibidir. Âdeta şehrin en kutsal mabedidir.
Bu mabedin, yani Kale’nin hemen alt yamacında Ankara’nın çok katmanlı tarihsel geçmişinin simgesi Roma İmparatoru Augustus Tapınağı’yla Anadolu erenlerinden Hacı Bektaş Veli Camisi yer alır.
Ankara’nın tarihi geçmişinden kaynaklanan iki ayrı medeniyetin simgesidir bu yapılar.
Ne güzel ki ilk bakışta “zıtlar mecmuası”ı gibi görülen bu yapılar, Tanpınar nezdinde Ankara’nın “bir terkipler şehri” olarak görülmesine yol açar, bir zenginlik olarak kayda geçirilir. Bugün adına çoğulculuk dediğimiz kavramın en başına bizi götürür.
***
Ankara’nın tarihsel geçmişinde Etiler, Firikyalılar, Lidyalılar, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı yer alır.
Bu nedenledir ki bu müktesebat, şimdi Cumhuriyet Türkiye’sinin başkenti olan Ankara’nın şehir kimliğinin içine sinmiş olarak varlığını sürdürmeye devam etmektedir.
“Kale’de ve onun eteğine serpilmiş mahallelerde Türk velilerinin mezar taşları, Roma ve Bizans yapılarından sökülmüş taşlardır ve yüzyılların medeniyet dostluğu olsa gerek sarmaş dolaş yatarlar.”(3) diyerek Tanpınar da bu durumu bir kez daha teyit eder.
***
Tanpınar, “Beş Şehir”de Ankara Kalesi’nden Ankara’nın semtlerine geçmeye fırsat bulamaz ya da geçmez.
O, en başta Kale olmak üzere şehrin bütününden yola çıkarak hislerini dile getirir ve şehri dışardan bir göz olarak bize anlatır.
Bunu yaparken Kurtuluş Savaşı günlerine ve kentin tarihsel geçmişine başvurur, oradan güncele gelir.
***

Biliyorsunuz, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Ankara”sı da bu şehir üzerinedir. (4)
Savaştan yorulmuş bir askerin bu şehre gelişi ve burada yaşadığı aşktır romanın konusu.
Ancak kent, romanın ana karakterlerinden biridir.
Görüldüğü gibi Cumhuriyet’in ilk dönem edebiyatçıları aynı temanın etrafında eserlerini örerler. Bu tema öncelikle, “muasır medeniyet seviyesi”ne çıkma savaşıdır.
Yani Türk aydını, top yekün bu kalkınmışlık sevdasının içindedir.
Bunu yönetim modelinde de kentlerin gelişiminde, hatta demokratik hayatın iyileştirilmesinde de görmek isterler.
***
Tekrar “Beş Şehir”e gelecek olursak, Ahmet Hamdi kentlere kendi hisleriyle yaklaşıyor, başkent olma iradesini ortaya koyan Ankara’nın imar yönünden gelişimine vurgu yapıyor, yeni yapılan kamu binalarındaki mimari ekolleri dile getiriyor.
Peki bugünkü Ankara…
İsterseniz bu ‘giriş’ olsun başka bir yazıda şimdiki Ankara’yı inceleyelim.
…………………………..
1 İcad Edilmiş Şehir Ankara, Derleyen: Funda Şenol Cantek, İletişim Yayınları, 2017 İstanbul, s.241 (Orada Bir Sokak Vardır Uzakta…/ Bir Zamanlar Yenimahalle’de, Şükran Yiğit)
2 Beş Şehir, Ahmet Hamdi Tanpınar, Milli Eğitim Yayınları, 1960 Ankara
3 agy, s.8
4 Ankara, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, roman, 1934 (İletişim Yayınları, 1983)
KAYNAK: https://yenigun.com/makale/20867786/salim-cetin/ankara-ankara














