Toplumlarda çocuk ve gençlerin yeri üzerinde sohbet ederken elbette içinde doğduğumuz, büyüdüğümüz toplumu ve ülkedeki çocuk ve gençlere sosyolojik, psikolojik, eğitim ve hukuksal hakları alanlarındaki durumu da konuşmak zorundayız. Felsefenin görevi toplum sorunlarını sorularla irdelemektir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2008 ila 2016 yılları arasında tam 104 bin 531 çocuk kaybolmuşsa ve TÜİK 2016’dan itibaren kayıp çocuklara ilişkin verileri açıklamıyorsa, elbette ki sıradan vatandaşlardan önce hukukçuların ve felsefecilerin, sosyal pedagogların ve psikologların bunun nedenini irdelemek, sorular sorması asıl görevidir.
Ayrıca Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı avukat Müjde Tozbey,
“yaşanan hiçbir örneğin bireysel bir trajedi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ve Türkiye’deki çocukların sistematik olarak ihmal ve istismara maruz kaldığını” belirtiyor. Tozbey, kayıp çocukların iktidarın konuya dair politik faaliyetlerinin bir yansıması olduğunu da ifade ediyor.
Avukat Müjde Tozbey, sadece “16 Şubat depremleri sürecinde kayıp olarak bilinen binden fazla çocuk hakkında açılan suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandığını” hatırlattı ve 2016’dan bu yana açıklanmayan verilerin endişe verici boyutlarda olabileceğine dikkat çekti. O zaman biz sosyal pedagog, felsefeci, eğitimci ve insan hakları savunucusu olarak şu soruyu soracağız:
Neden bu kayıplar konusunda kayıtlar yok ve kayıp çocuk verileri açıklanmıyor?
TÜİK 2016 yılından bu yana kayıp çocuk verilerini açıklamıyorsa bu durum yaklaşık 8 yıldan bu yana kayıp çocuklarla ilgili resmi veri ve bilgilerin kamuoyuyla paylaşılmadığı anlamına geliyor. Oysa sadece “Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri” verilerine göre 2022 yılında emniyete iletilen kayıp çocuk sayısının 16 bin 499 olduğunu biliyoruz.
Öte yandan yine Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri verilerine göre, verilerin yaklaşık yüzde 15’ini cinsel suçlar oluşturuyor.
Bu rakamlardan sadece adliyeye sevk edilenlerin sayısı 66 bin 138. 2023 yılında ise çocukların cinsel istismarı nedeniyle yargıya taşınan dosya sayısı 66 bin. Özkan Öztaş bir yazısında, “Kayıp çocuklar ülkesinde, kayıp çocukların verileri de kayıp ” dedikten sonra şunu ekliyor: „TÜİK 2016 dan bu yana kayıp çocuk sayısını açıklamıyor. Oysa kayıp başvuruları ve ihbarlar her gün yaklaşık 30 çocuğun kaybolduğunu gösteriyor “.
Bu rakamlar bize korkunç bir gerçeği gösteriyor. Çocuklarına sahip çıkamayan ve yaşanan sorunların verilerini dahi takip edemeyen bir yüz yılda, bir dünyada yaşıyoruz.
Bu sadece Türkiye’de mi yaşanıyor? Hayır, Dünya böyle olumsuzlukları yaşıyor günümüzde.
Şimdi Ukrayna, Rusya, İsrail, Filistin, Ürdün, Suriye, Irak, Yemen başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde alanında her gün on binlerce çocuk kayboluyor, öldürülüyor, tecavüze uğruyor, yaşamını yitiriyor. Sadece savaş aşanlarında mı? Hayır, her gün medya sayfalarında okuyor, haberlerde dinliyor ve mahkeme salonlarında takip ediyoruz. Ne yazık ki bu olumsuzluklar kiliselerde, kuran kurslarında, vakıfların çocuk ve gençlik yurtlarında ayni dram varlığını sürdürüyor. Bütün bu yaşananları biz bir baba, anne, eğitimci, felsefeci olarak çocuklarımızla, öğrencilerimizle nasıl konuşacağız?
Genel olarak hemen hemen dünyanın her yerinde hükümetler bu konuları konuşmamakta ısrarcı. Çocukların korunması ve eğitimini daha bilimsel hale getirilmesi yerine savaş sanayine, askeriye ve ülke bütçesinden en büyük pay yatırılıyor. Her yıl eğitim ve kültüre ayrılan pasta küçültülüyor.
Başta doğduğumuz Türkiye’de olmak üzere bu batı gelişmiş ülkelerde de okullaşma oranı ve eğitim gören öğrencilerin sayısında azalma var. Özellikle son iki yılda kapanan liselerin sayısında artış var. Bu okullar kapanınca ne oluyor? Bu çocuklar kayıt dışı çalışıyor ya da evlere hapsoluyor adeta. Psikolojik sorunlar yaşamaya başlıyorlar. Zaten çocuklar bu tür örneklerde istismara daha çok kolayca maruz kalıyor. Böylesi durumlar istismar örneklerini artırıyor. Yetkililerin bir tek amacı var. O da sorumluluklardan kaçmak. Bu yüzden bu tür örnekler kamuoyuna yansıdığında yayın yasakları getiriliyor ya da soruşturmalara gizlilik kararı veriliyor.
Bütün bunlar devlet iktidarlarının bir politik yansıması olduğunu söylemek durumundayız. Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Siyasi iktidarı çürümüş devletlerin toplumunda ailelerde hızla çürüyor. Felsefenin okutulmadığı, pozitif eğitime önem verilmediği ülkelerde bilim insanı da zor çıkar. Buda çağımızda çocukların kötü kaderi diye noktalayalım…
Benim çocuklarla felsefe görüşlerimi Antalya’daki ZUZU Yayın Evi bir kitap halinde yayınladı. İsteyenler orada ulaşabilirler.
24.09.2024
Molla Demirel














