Almanya’da aşırı sağın yükselmesi, Eylül ayında Almanya için Alternatif’in (AfD) iki eyalette yapılan seçimlerinde yüzde otuz civarında oy alması ve göçmenlere karşı artan nefret, bana yıllar önce yaşadığım bir olayı hatırlattı.
2006 yılındaydık. Bir sabah, Dortmund/Grevel semtindeki terzi atölyemize gitmek için bindiğim tramvay genç öğrencilerle doluydu. Hepsi cıvıl cıvıl, sabah enerjisiyle doluydu. Yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuktan sonra Grevel semtine ulaştım. At kişnemeleri arasında asırlık çiftliklerin içinden yürüyerek atölyeye vardım. Gördüğüm Nationaldemokratische Partei Deutschlands’nin (NPD) seçim afişleriyle irkildim. Afişte yer alan görüntüler korkutucuydu. Bohçalarını sırtına yüklemiş, kara çarşaflı kadınlar ve minarelerin yer aldığı fotoğrafların altındaki mesaj oldukça netti: ‘Gute Heimreise – jetzt’, yani ‘İyi yolculuklar – şimdi’. Afişin biri kapının önüne bırakılmış, diğeri ise elektrik direğine asılmıştı.

NPD’nin bu mesajı, göçmenlere açık bir tehdit niteliğindeydi: ‘Ülkenize dönün.’ O gün bu afişin yalnızca bir propaganda aracı değil, bir uyarı, hatta bir gözdağı olduğunu hisettim. Yıllar geçtikçe bu olayın, yabancılara karşı derinleşen nefretin ve yükselen ırkçılığın gün yüzüne çıktığını daha iyi anladım.
Dönerci Cinayetleri ve Derin Travmalar
1993 Solingen katliamından sonra Almanya’da ırkçı şiddetin en çarpıcı örneklerinden biri, 2011 yılında açığa çıkan ‘Dönerci Cinayetleri’ydi. Nasyonal Sosyalistische Untergrund* (NSU) adlı aşırı sağcı yeraltı terör örgütünün işlediği cinayetlerde, dokuzu Türkiyeli esnaf ve bir Alman polis memuru yaşamını yitirdi. Bu olaylar, Almanya’da göçmenlere duyulan nefretin en somut yansıması olarak hafızalara kazındı.
NSU cinayetlerinin açığa çıkmasıyla birlikte, hükümet mağdur ailelerin yanında yer aldı ve özür diledi. Ancak bu kayıpların yarattığı derin acı, kolay kolay iyileşecek türden değildi. Cinayetlerin açığa çıkmasının ardından kurban aileleri, ‘Üzerimizden büyük bir yük kalktı, derin bir nefes aldık’ diyerek yaşadıkları vahşeti dile getirdiler. Ailelerin yaşadığı travma, göçmen toplumunun tümüne yayıldı ve toplumsal hafızada derin izler bıraktı.

NSU cinayetleriyle yüzleşmek için Dortmund Otogarı’nın arka cephesindeki Steinwache Müzesi’nin önünde yapılan anıt ve Dortmund’da öldürülen Mehmet Kubaşık’ın işyerinin bulunduğu caddeye mermere işlenmiş anı, Almanya’nın birçok kentinde kurbanların isminin cadde ve meydanlara verilmesi önemli bir semboldü. Ancak bu semboller, Almanya’da giderek artan yabancı düşmanlığı karşısında çok yetersiz kaldı. Irkçılık, anıtın ve onları anımsatan tüm değerlerin temsil ettiği dayanışma ruhunun çok ötesine geçti

.
AfD’nin Yükselişi ve Irkçı Siyaset
25 Kasım 2023’te, AfD partisinin liderleri, Neonazilerle birlikte Berlin yakınlarındaki Postdam kentinde gizli bir toplantı gerçekleştirdiler.Toplantıda ortaya çıkan bilgiler şok ediciydi: AfD’nin iktidara gelmesi durumunda, 20 milyona yakın göçmeni ülkeden sınır dışı etmeyi planladıkları ortaya çıktı. Bu planların basına sızmasıyla milyonlarca insan sokaklara döküldü. Meydanlarda “Faşizm bir daha asla!” sloganları yankılandı.
Almanya, Hitler döneminin karanlık günlerinde milyonlarca insanını kaybetmiş, bu acı tecrübenin üzerine bir demokrasi inşa etmiş bir ülke. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya konulan politikalar, bu karanlık geçmişle yüzleşmeyi ve hesaplaşmayı hedefliyordu. Ancak AfD gibi aşırı sağ partilerin güçlenmesi, bu hesaplaşmanın henüz tamamlanmadığını ve ırkçılığın köklerinin hâlâ diri olduğunu gösteriyor.
Göçmenlerin Almanya’daki Yeri
Bu acılar henüz tazeyken, aşırı sağcı söylemler hız kesmedi ve AfD gibi bir partinin yükselişiyle Almanya’daki göçmenler üzerindeki tehdit yeniden büyümeye başladı. Türingen ve Saksonya eyaletlerinde hükümeti kurma ve hükümette yer alma konumuna yükseldi. Bu durum, Almanya’daki toplumsal yapının ne kadar kırılgan olduğunu açıkça gözler önüne seriyor. Ancak bu yabancı düşmanlığı söylemleri, ülkenin gerçekleriyle taban tabana zıt.
Almanya’nın sağlık,eğitim, inşaat, gıda vb. hizmet sektörlerinde göçmenler vazgeçilmez bir rol oynuyor. Vurgulamadan geçemeyeceğim bir diğer şey; göçmenler bilim, siyaset, kültür ve sanat alanında da önemli roller üstleniyorlar. Irkçı söylemlerin aksine göçmenler, peteklerini inşa eden arılar gibi çalışıyorlar. Göçmenler olmadan Almanya’nın sadece bir yıl değil, bir hafta içinde büyük bir krizin içine düşebileceğini sadece siyasetçiler değil, sıradan her vatandaş bilir.
Büyük Sınav
Şu an Almanya bir dönüm noktasında. Hitler’in yenilgiye uğratıldığı o karanlık günlerden beri, faşizmin bir daha bu topraklarda hayat bulamayacağı konusunda güçlü bir bilinç var. Ancak AfD’nin yükselişi ve diğer sağcı partilerin göçmen karşıtı siyasette karşılık bulması, bu bilincin sınanmanın ötesinde büyük bir tehlikeye işaret ettiğini söyleyebiliriz.
Alman toplumu büyük bir sınavla karşı karşıya: Ya aşırı sağa teslim olacak ya da bu tehlikeli gidişata karşı direnip, toplumda yaratılan kırılma noktasına dur diyecek. Almanya’da yaşayan her birey, yerlisiyle göçmeniyle bu sınavın bir parçası.
“Faşizm bir daha asla” diyen halkın sağduyusu çok güçlü; geçmişte yaşadığı büyük acılar ve alınan dersler, bu tehlikeli gidişatın öngörüsüne sahip.
Geçmişin hayaletleri peşimizi bırakmasa da, Almanya’nın faşizme bir daha asla yol vermeyecek kadar olgunlaştığını, deneyim, tecrübe ve birikime sahip olduğunu düşündüğümüzde, aşırı sağın ülkenin kaderini eline almasına izin vermez.
Asaf Demirhan / Ekim 2024 – Dortmund
*NSU Kurbanları:
• 9 Eylül 2000: Enver Şimşek (Nürnberg)
• 13 Haziran 2001: Abdürahim Özüdoğru (Nürnberg)
• 27 Haziran 2001: Süleyman Taşköprü (Hamburg)
• 29 Ağustos 2001: Habil Kılıç (Münih)
• 25 Şubat 2004: Mehmet Turgut (Rostock)
• 9 Haziran 2005: İsmail Yaşar (Nürnberg)
• 15 Haziran 2005: Theodoros Boulgarides (Münih)
• 4 Nisan 2006: Mehmet Kubaşık (Dortmund)
• 6 Nisan 2006: Halit Yozgat (Kassel)
• 27 Nisan 2007: Michèle Kiesewetter (Heilbronn)














