Çocuklar, gençler ve ebeveynler arasındaki çelişkilere karşı olumlu rolü
Çocuk ve gençlerle felsefe yapmak özellikle politik ve ekonomik krizlerin ortaya çıktığı dönemlerde çok daha büyük bir önem kazanmaktadır. Çünkü politik ve ekonomik krizlerin ortaya çıkmasıyla birlikte toplum içinde bölünmeler öncelikle farklı sosyal tabakalar, etnik ve inançlardan gelen gençler arasında boy gösterir. Bu kısa sürede sosyal çelişkiler, çatışmalar, birbirine karşı tahammülsüzlükler de ortaya çıkmaya başlar. Bu politik ve ekonomik kriz uluslararası düzeyde olunca bu çelişkiler daha da derinleşir. Felsefe gelişmeleri sorularla insanı düşünmeye yönlendirir yaşanan kargaşanın, çatışmaların ve çağımızda yaşanan savaşlara göz attığımızda bu gelişimi kolayca görür ve kavramış oluruz.
1) Aşırılık yanlılarının motivasyonları nelerdir?
- Kimlik ve aidiyet: Aşırılık yanlısı gruplar, özellikle belirsizlik veya kişisel çatışma dönemlerinde birçok insana güçlü bir aidiyet ve kimlik duygusu sunmaktadır.
- Mağduriyet duygusu: Aşırılık yanlıları genellikle kendilerini veya gruplarını algılanan bir adaletsizliğin veya tehdidin kurbanı olarak görürler, bu da şiddetin veya radikal ideolojilerin “haklı” görünmesine neden olur.
- Radikal dünya görüşü: Radikaller genellikle sadece kendi dünya görüşlerinin veya ideolojilerinin sosyal sorunlara “gerçek” çözümü temsil ettiğine ve hedeflerine ulaşmak için şiddet veya hoşgörüsüzlüğün gerekli olduğuna inanırlar.
- Anlam ve amaç: Radikal ideolojiler karmaşık sosyal ve siyasi meselelere basit ve net bir yanıt sunarak güçlü bir anlam ve amaç duygusu yaratır.
- Hayal kırıklığı ve yabancılaşma: Birçok aşırılık yanlısı kendilerini dışlanmış, dezavantajlı veya toplum tarafından duyulmamış hissetmekte, bu da onları yabancılaşmalarını ele alan radikal hareketlere karşı savunmasız hale getirmektedir.
Bu motivasyonlar genellikle birbiriyle bağlantılı olabilir ve çeşitli kişisel ve toplumsal faktörler tarafından güçlendirilebilir.
Bu motivasyonlar genellikle birbiriyle bağlantılı olabilir ve çeşitli kişisel ve sosyal faktörler tarafından güçlendirilebilir. Bu radikal gelişmeler toplumlardaki ekonomik ve politik krizi daha derinleştirmekle kalmaz; toplumların, ülkelerin, hatta bölgelerin çatışmalarına ortam hazırlar. Belki dağılmalarına, parçalanmalarına neden olurlar.
2) Hangi gruplar risk altındadır?
Elbette ekonomik krizler dönemlerinde en büyük acıyı sosyal tabakaların en alt kesimleri zarar görür.
Bunlar yoksullar, işsizler, işçiler, köylüler, küçük memurlar ve küçük işletme sahipleridir. Bunlar yoksullaştıkça bu ailelerden gelen gençlerde aşırıcılığa düşme riski de yükselir. Radikalleşme eğilimi en yüksek olan insan grubu gençlerdir.
Daha bağımsızdırlar, büyüdükçe yeni şeyler keşfetmek ya da sınırları zorlamak isterler ve kimliklerini, inançlarını ve aidiyet duygularını tecrübe ederler.
Günümüzde aşırılık yanlısı gruplar genellikle internet ve sosyal medya aracılığıyla gençleri hedef almaktadır. Medya vasıtasıyla onların aidiyet duygularını etkiliyorlar. Aidiyet duygusu büyük bir faktördür,
Dünyanın kendilerini reddettiğini düşünen yalnız insanlar, ezilen sosyal tabakalara ait insanlar, yabancılar ve göçmenler aşırılık yanlıları arasında bir yer buluyor ve kendilerine bir aidiyet duygusu sunuluyor.
Ülkenin pastasının yüzde doksanına yakınını alan bir azınlık, kendileri dışındaki çalışan, üreten ancak sürekli yoksullaşan aile çocuk ve gençlerini milliyet, inanç aidiyeti ile etkileyerek işçi ve emekçi gibi sosyal tabakalara karşı kullanmaktadır. Oysaki dünya barış ve dostluk içinde yaşamak için hepimize yeter. Dünyada var olan pasta eşitçe, kardeşçe dağıtılsa dünyada yaşam, insanın birbirine bakışı daha güzel olmaz mı?
3) Ebeveynler çocuklarını radikalleşmekten korumak için ne yapabilir?
Ebeveynler çocuklarını aşırıcılıktan korumak istiyorlarsa önce onlara emir etmekten vazgeçmeli; arkadaş olmaları gerekir. Halkımızın güzel bir sözü var: “Tatlı söz yılanı bile deliğinden çıkarır.” Bu güzel söz yaşamın her alanında geçerlidir. Güler yüz, güzel sohbet dostluğu ve güveni büyütür.
- Açık iletişimi sürdürmek: Güvene dayalı bir ilişki ve düzenli konuşmalar çocukların düşüncelerini ve endişelerini anlamaya yardımcı olur.
- Eleştirel düşünmeyi teşvik etmek: Çocuklara bilgiyi sorgulamayı ve radikal ideolojileri tanımayı öğretmek.
- Olumlu benlik imajını güçlendirmek: Güçlü özgüven aşırıcı etkilere karşı korur.
- Hoşgörü ve çeşitliliği öğretmek: Ebeveynler çocuklarına farklı kültürlere ve görüşlere saygı duymayı öğretmelidir.
- Dijital medya kullanımını desteklemek: Ebeveynler çocuklarını internet davranışlarında desteklemeli ve tehlikelere karşı duyarlı olmalıdır.
Bunları ebeveynler için öneriyoruz, ancak çocuklar ve gençler aileden çok kreş, okul gibi eğitim kurumlarından ve çevreden öğrenirler ve etkilenirler.
4) Aşırıcılığı önlemek için okullarda ne öğretilebilir?
Kreş, okul, çocuk ve gençlik kurumları özellikle çalışan ve yönetici seçerken seçici olmalı; gerçekten çocuklara ve gençlere kendi yaşam ve siyasi tercihlerini değil, bilimsel verilere uygun davranmasını ve ilişkileri sürdürmesini sağlamalıdır. Çalıştığı kurumda sevgi, saygı, güler yüzlülüğü çocuk, genç ve iş arkadaşları arasında ayrım yapmadan sürdürmelidir. Aşırıcılığı önlemek için aşağıdaki yaklaşımlar izleme becerisine sahip olmalıdır:
- Demokratik değerlerin güçlendirilmesi: Öğrenciler demokrasinin ne olduğunu (hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü) ve topluma nasıl aktif olarak katılabileceklerini öğretebilme.
- Aşırıcılık hakkında eğitim: Öğrenciler radikalleşme mekanizmalarını ve aşırıcı ideolojilerin tehlikelerini, örneğin tarih ve aşırıcılığın mevcut biçimlerini inceleyerek anlamalarını sağlamak.
- Medya okuryazarlığının teşvik edilmesi: Öğrenciler yanlış bilgileri tanımayı ve medya ve sosyal ağlarla eleştirel bir şekilde ilgilenmeyi öğretebilme becerisine sahip olmak.
- Kültürlerarası eğitim: Kültürlerarası projeler ve farklı kültürler ve dinlerle değişimler yoluyla hoşgörü ve çeşitliliğe saygı teşvik edici olabilmek.
- Sosyal ve duygusal beceriler: Öğrencilere çatışmaları şiddet kullanmadan çözmeyi öğretebilmek ve diğer bakış açıları için empati geliştirebilmelerini sağlamak.
- Erken uyarı sistemleri ve irtibat kişileri: Öğretmenler ve okul sosyal görevlileri radikalleşmenin erken belirtilerini fark edebilme ve destek sunma bilincinde olmalıdırlar.
- Eleştirel düşünme: Öğrenciler ideolojileri incelemeye ve bunlar üzerinde bağımsız olarak düşünmeye teşvik edebilme birikimine sahip olması gerekir.
Ebeveynlerle birlikte kreş, okul, çocuk ve gençlik kurum yetkilileri ve çalışanlar, yaşadığımız bu yüz yılda medyanın çocuk ve gençlerin eğitimdeki sosyal medyanın aşırıcılıkta kilit bir rol oynadığını ve etkileme gücünü göz ardı etmemesi gerektiğini unutmamalıdır; el ele vermeleri gerekiyor.
5) Sosyal Medya’nın aşırıcılıkta nasıl bir rol oynuyor?
Sosyal Medya’nın aşırıcılıkta oynadığı kilit bir rolleri küçümsemek ve göz ardı etmemek gerekiyor.
- İdeolojilerin yayılması: Aşırılık yanlısı gruplar fikirlerini yaymak ve takipçilerini hedeflemek için sosyal medyayı kullanmaktadır.
- Üye kazanımını kolaylaştırmak: Genellikle kişiselleştirilmiş hedefleme yoluyla yeni üyeler kazanmak için bir platform görevi görürler.
- Yankı odaları oluşturmak: Sosyal medya, radikal görüşlerin pekiştirildiği ve diğer bakış açıların marjinalleştirildiği “yankı odalarının” oluşumunu teşvik eder.
- Anonimlik sunar: Radikal grupların harekete geçmek ve örgütlenmek için kullanabilecekleri anonim iletişimi mümkün kılar.
Sosyal medya radikal fikirleri yayarak ve sosyal izolasyonu artırarak radikalleşmeyi hızlandırabilir.
Dünyanın her yerinde aşırı milliyetçi, dinci birey, grup ve kurumlar TikTok, Messenger, Instagram ve Facebook’ta gençlere hitap etmeye ve kısa videolarıyla onları cezbetmeye çalışmaktadır. Bu videolarda, dinleyicinin dikkatini çekmek için önemli noktalardan ve toplumsal şikayetlerden bahsediliyor ve ardından aşırı sağcı veya aşırı kökten dinci sloganlarla devam ediliyor. Ülkelerde ve dünyada yaşanan kaos, savaş ve siyasi seçim sonuçlarından da görebileceğiniz gibi bu çok iyi işliyor. Bu alanda çocuk ve gençlerin bilimsel bilgiyle, gerçekle ve insanı insana karşı kışkırtan, çelişkileri derinleştiren söylem, yazı ve gösterileri birbirinden ayırabilme bilincine varmaları için çalışmak, el ele vermek ve teşvik edici olmak gerekiyor.
Bence sosyal medyada da önleme çalışmaları yapılması gerekiyor. Ancak çocuklar ve gençlerle yeni medya konusunda felsefe yapılırken unutmamak gerekir ki onlar yapay zeka konusunda ve yeni medyanın yazılım konusunda ebeveynleri, eğitimcileri ve sosyal danışman, sosyal pedagog ve psikologların daha çabuk haberdar oluyor, öğreniyorlar.
Çok sayıda ebeveyn, eğitici, öğretmen, sosyal danışman ve sosyal pedagog çocukların ve gençlerin zamanının büyük kısmını sosyal medyayla geçirdiklerinden ve ellerinden akıllı cep telefonlarını bırakmadıklarından şikayetçi oluyorlar.
Bu durum bana sigara veya içki içen ebeveynlerin çocuklarına sigarayı yasaklamasını hatırlatıyor. Ben onlara şu öz deyişimizi hatırlatıyorum: “Üzüm üzüme bakarak kararır.”
Elbette ki önce ebeveynler ile eğiticiler kendileri zamanlarını televizyon karşısında veya sahip oldukları akıllı telefonlardaki oyun veya dizilerle geçirmemeleri gerekir. Özellikle yasak olan her şeye ilgi daha büyüktür bu nedenle yasakçı olmamak gerekir. Ancak mutlaka dostça arkadaşça sosyal medyanın önemli bilgiler ve ilişki kurmak için sınırlarını bilerek kullanılacak bir araç olduğunda dostça arkadaşça çocuk ve gençlere anlatmamız ve ikna etmemiz, eğitmemiz gerekir. Cep telefonları ve kulaklara takılan ses cihazlarının yansıttığı ışınların en az sigara ve içki gibi alışkanlıklar kadar zararlı olduğunu kavratılmalıdır. Kağıt, kalem ve kitap ile eğitimde öğrenmenin beyin, göz ve vücut sağlığı ve becerileri için yararlı olduğu hatırlatılmalıdır.
Bilimin ışığında gelişen tekniğin yararları ve zararları elbette ki konuşmak, sorgulamak felsefenin konularıdır.
18.12. 2024
Molla Demirel














