sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

AONDE

Engin Şirin Ekleyen Engin Şirin
Aralık 20, 2024
in YAZARLAR
0
AONDE
0
Paylaş
3
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Yeni mahallemize taşındığımızın üzerinden 57 yıl geçti. Kaldırım hizasındaki bodrumdan kurtulmuş, iki katlı evimizde yaşayacaktık artık.

Penceresinden baktığınızda deniz görülen evimizin arkasında bahçesi bile vardı. Bahçesinde bir yabani erik ve bir de taş ayvası ağaçları bulunuyordu. Üst kata ayva ağacının yanından başlayan bir dış merdivenle çıkılıyordu. Tuvaleti bahçedeydi ama ne gam, cennette gibiydik.

Sokağımız denize doğru hafif eğimliydi. Ancak bizim evden birkaç ev aşağıda yokuş birden dikleşiyor ve yol merdivene dönüşüyordu.

Bu dönüşümün başladığı köşede gördüm o anlamsız kelimeyi. Beton kaldırım henüz yaşken üzerine çiviyle yazılarak ölümsüzleştirilmişti. AONDE… Hiçbir anlamı yoktu. Yabancı bir dildeydi. Taşındığımızın birkaç gün sonrası yabancı plakalı bir araç gözyaşları içinde uğurlanmıştı evden. AONDE yabancı bir kelime olmalıydı ama hangi dildendi acaba?

Bizim evin sırasında, iki ev aşağımızda bir ev vardı ki dillere destan. Sinema olarak yapıldığı gibi laflar edildi ama Bülent abiler ve kız kardeşi Merih ablalar oturduğunda evin efsanesi bitmişti. O da bir evdi ama çok güzel bir ev…

Bu evin önünde birkaç çocuk, kendilerinden beş altı yaş büyük bir çocukla bir şeyler konuşuyordu. Büyük olana “Ahmet abi, Ahmet abi” diyorlardı. Ahmet abi, kaldırımında AONDE yazan evde oturuyordu. Yanlarına sokuldum, “Ahmet  abi bugün işe gitmedin mi?” diye sordum. “Ne işi be? Neler söylüyorsun? Deli mi ne? Kimsin sen?” “Ben Cemal’in kardeşiyim, hani Gülgeze Züccaciye’de beraber çalışıyorsunuz ya…”  diye cevapladım. “Git işine be, ben okuyorum. Her sakallı deden değildir. Kaç tane Ahmet var biliyor musun?” Dedi. Çok utanmış, kıpkızıl saçlarımın altında kıpkırmızı bir suratla kalakalmıştım.

Aslında ben de biliyordum bu Ahmet’in, o Ahmet olmadığını ama bir şekilde konuşmak, tanışmak istemiştim. Ve tam da gereksiz bir soruyla kendimi salak yerine koydurmuştum. Daha kötüsü AONDE’nin sırrını öğrenebilmem çok daha uzun zaman alacaktı.

Zaman ısıttı bizleri. Ben de o mahallenin çocuklarından biri oldum. Ahmet abi de abilerimden biriydi artık. Yabancı dili Almancaydı. Demek ki AONDE Almanca bir kelimeydi. Anlamı neydi acaba? İlle de öğrenecektim ama tekrar aptal durumuna düşmemek için kimselere soramıyordum.  Bu sırrı kendim çözmeliydim.

Önceleri yeğeni olan Serap’ı, Ahmet abinin kardeşi sanıyordum. Sonraları anladım ki  anne ve babası Hollanda’da çalışıyor,  Serap da burada  büyütülüyordu. O zaman AONDE Hollandaca da olabilirdi. Bir iki yoklamadan sonra Ahmet abiden Hollanda’da Flamanca konuşulduğunu öğrendim.

Kemalpaşa İlkokulu’nun bahçesinde çocuklarla Asterix okumaya gittiğimiz küçük bir kütüphane vardı. Burada Asterixler diğer kitaplara geçişin bir basamağını oluşturuyordu. Ancak bizler ikinci basamağı hiç göremeyenlerdendik. Görevli teyzeye Almanca bir sözlük istediğimi söylediğimde şaşkınlığı unutamam. Büyük bir hevesle aradı, buldu getirdi. A. Aa. Ab. Ac….Ao ara ki bulasın yok işte yok.

Flamanca da sözlük yok.

Metin Tomaş-Ahmet Önde-Türker Fidan

Yıllar içimdeki AONDE yarasını iyice küllemişti. Tom Miks Erdal’ı da döve döve bayılttıktan sonra çocuklar grubunun lideri de artık bendim. Ahmet abi, abilerimle çok iyi arkadaş olmuştu. Biz de abi kardeş büyüyüp gidiyorduk. Öyle ki hayatımda ilk ve tek kere ödevim için yalnız Ahmet abiden yardım istemiştim. Zaten sonra da hiç ödev yapmadım…

Birgün Ahmet abilerin köşede birlikte çene çalıyorduk ki … AONDE yazısı yine gözüme çarptı. Hem de nasıl? Muhammet Ali’nin yumruğu gibi. “Rezillikse rezillik, hazır kimse yokken sorup öğreneceğim. İster salak desin ister aptal” diye düşünüp, hamleyi yaptım. “Ahmet abi” dedim, en uysal bir ses tonuyla, “Bu AONDE ne demek?”

Bir cevap veremiyordu. Kızarıyor, bozarıyor; hık diyor, cık diyor ama bir şey söylemiyordu. Sonra eline aldığı ince bir dal parçası ile göstererek ve “Bak dedi bu A” Sustu. Biraz sonra devam etti, “Bu da ÖNDE” olacakmış. İki nokta koymayı unutmuşum. Sonra başladı gülmeye. “Abi dedim  üç nokta unutmuşsun, bir de A’dan sonra olmalıydı.”

Eni, boyu ve yüksekliği olmayan hacimsiz üç varlık beni yıllarca meraktan kudurtmuştu.

Sonra neler oldu, neler…. Her biri farklı bir yazıya konu olacak yaşanmışlıklar.

Almanca öğretmeni oldu Ahmet abi Afyonkarahisar’ın Sülümenli Beldesi’ne atandı. Gericiler oturduğu evi taşladılar. Sadece İzmirli diye O’nu komünist diyerek hedef gösterdiler. Yoğun baskıya dayanamadı ve öğretmenliği bırakarak İzmir’e geri döndü. Turistik piyasasında Orhan (Nazet) amcanın yanında Abimle birlikte çalışmaya başladı.

Kaderin cilvesine bak; Gülgeze Züccaciye’de birbirlerini tanımıyorlardı ama Erhan Ticaret, Gülistan Hediyelik Eşya’da Cemal abimle birlikte çalışıyorlardı. İlk gördüğümde sorduğum aptalca sorunun olumlu yanıtı yıllar sonra gerçekleşmişti.

Sonra Merih ablayla evlendi. Evlilik Allah’ın emriyle olamadı, bıçağın demiriyle de olmadı: sevginin gücüyle oldu. Kaçtılar. Nikah davetiyelerini gelin tarafına dağıtmak da bana düştü ki vay anam vay.  Yine de bir sorun çıkmadı.

1979 da yanında çalışmaya başladım. Önde Turistik bana çok büyük iki dost kazandırdı; Zafer Karadut ve Hicri Camcı. İkisi de Buca Eğitim’de okuyorlardı çok iyi anlaşıyorduk. Okulu açıldığı için Karadut işi bırakmış, O’nun yerine ben başlamıştım . Ama dükkandan elini ayağını çekmemişti. Ahmet abi benim dernek faaliyetlerime hiçbir kısıtlama getirmiyordu. Çoğu kez izin alıp işe gitmiyor gazete satışı, bildiri dağıtımı ve benzeri dernek görevlerine gidiyordum. Dükkanda neredeyse nöbetleşe çalışıyorduk.

Sermayesiz iş ne kadar olur ki… Merih ablanın evde, Ahmet abiyle benim dükkanda ördüğümüz makromeler ana geçim kaynağıydı. Ama Ahmet abi makrome örmekte bir efsane gibiydi. Bir pipolu örerdi, duvar kilimi diye kullanılsa yeridir. Bir de kahve değirmenleri vardı sattığımız. Kasası çok ağır olurdu ama ne çare? Taşınacak, eve ekmek gidecek.

Bir iki tökezlemeden sonra işler büyüdü, büyüdü… Artık İzmir bölgesi turistik piyasasında Orhan amcanın yanı sıra ikinci bir zirve olmuştu. Dükkan; Antep işi, Maraş işi, Erzincan işi bakırlar ve pirinçlerle dolup taşıyordu ki mermer hediyelikler ve dahi ahşap oyma ve kakma işleri cabası.

Ahmet Önde’nin eli çok açıktı. Örneğin; gezdirecek turist bulamadığı için kış aylarında sefalet içine düşen “anutçular”ı hiçbir zaman geri çevirmezdi. Onlar da bunu bilir kış boyu geçimlerini Ahmet Önde’den temin ederlerdi. Örneğin; ısmarlamayı çok severdi bu konuda sınırı yoktu. Bu yüzden çok kavga ederdik. Ne yapar eder söğüşlenmesini engellerdim.

Burada önemli bir şeyi belirtmem gerek. Benim gücüm öyle çok ahım şahım olduğumdan değildi. Paylaştığımız önemli bir anı vardı. Çok kötü ve zor bir gün geçirmiş, dibin de dibini görmüştü ve yanında sadece ben vardım. “Eğer bir gün geldiğim yeri unutursam bugünü hatırlat.” Demişti. İşte benim gücüm buydu ve Demoklesin Kılıcı  gibi başının üzerinde dolanıp duruyordum.

Kendi işyerimizi açtığımızda Önde Turistik’ten ayrılmak zorunda kaldım. Ama yine de çok değişen bir şey olmadı. Zaten işyerlerimiz aynı kattaydı ve hep iç içeydik. Benim etkim eskisi kadar sürüyordu.

Ahmet abinin eli açık olduğu kadar, gönlü de zengindi: İrfan (İnan) cezaevinden çıkmış İzmir’e dönmüştü. Harıl harıl iş bulması gerekiyordu. Ama durum malum. Korkunun dağları sardığı bir dönem. Kimse işe almıyor. Artık son çare bizim dükkanda çalışmasıydı ama benim durumum bile abilerimi tedirgin ediyordu. Her şeyi göze alıp abilerimi ikna etmeye çalışıyorum ama nafile. Nuh diyor peygamber demiyor, türlü bahaneler ileri sürüyorlardı. Aslında haklılık payları da yok değildi Bense İrfan’ı ortada bırakmak istemiyordum. Çırpınışlarımı gören Ahmet abi, ”Gelsin bende başlasın. Ne diye bu kadar sorun ediyorsunuz?” demişti ve İrfan için çok önemli bir sorunun çözümlenmesini sağlamıştı.

Önde Turistik gittikçe büyüyordu. Dükkanlar, şubeler birbirini izledi. Bu durum asalakların, çakalların ve sırtlanların Ahmet abini çevresini sarmalarını beraberinde getirmişti. Ama bir iki atışmadan sonra onları da temizledim. Son atışmamızda” Madem böyle düşünüyorsun, tamam bundan sonra yanımdan ayrılma, bunları yanıma yaklaştırma.” Demişti.

Biz işyerini Pınarbaşı’na taşıyıncaya kadar her şey çok güzel gitmişti. Ama artık fiziken bir arada olma olanağımız da kalmamıştı. Bu durumda, çakallar, asalaklar, sırtlanlar eski yerlerini daha da güçlü bir şekilde aldılar. Ve Önde Turistik için iniş süreci başladı.

Ve bilinen son.

Ancak Ahmet abi, Önde Turistikle sınırlı değildi. Çok iyi Almancasının yanına İtalyancayı, biraz da İspanyolcayı, Rumcayı ve İngilizceyi ekleyince O’na her zaman iş ve ekmek vardı. Hem dükkan sahipleri hem de turistler için aranan bir kişiydi. Çünkü bu piyasada dürüst, kültürlü ve yabancı dile hakim insan bulabilmek oldukça zordu.

“Şu anda yaşamımın en güzel dönemini yaşıyorum. Müşterilerim beni İtalya’dan arıyor, randevulaşıyoruz. Geldiklerinde de feribottan alıp gezdiriyorum.” Demişti. Yani VİP bir hizmet veriyordu. Özel müşterileri olmadığı zamanlar da Kuşadası’nda bir turistik mağazasında yöneticilik yapıyordu. O’nu çok mutlu eden bir işi yapmanın huzuru içindeydi.

Ekonomik olarak en dibi de en zirveyi de yaşamıştı. Ama hepsinde de tırnaklarıyla kazımak kaderi olmuştu. En sevdiği şekliyle yaşamaya başlamıştı ve artık tırnakları kanamıyordu.

Şimdi karşımda, musalla taşının üzerinde hastalık derecesinde çok sevdiği Altay bayrağına sarılı tabutun içindeydi.

Orada yatan O’nun cansız bedeni miydi? Yoksa çocukluğumun, gençliğimin ve olgunluğumun en önemli parçaları mıydı?

Caminin bahçesini dolduran kalabalığa baktım. Acaba kimlerin nelerini götürmüştü beraberinde.

Yaşlandıkça daha çok eksiliyoruz.

Post Views: 190
Önceki yazı

HASAN ALİ YÜCEL 127 YAŞINDA

Sonraki Gönderi

Halil Hoca’dan…

Engin Şirin

Engin Şirin

Sonraki Gönderi
Halil Hoca’dan…

Halil Hoca'dan...

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.