Gözümden kaçmış…
Sevgili Engin Önen’in’ CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, tanımadığım bir tv (E TV) kanalında, Nagihan Alçı ile tartışırken, “Parlamento’da aslında bize en yakın parti MHP”dir” diyor ve gerekçelerini açıklıyor.’ paylaşımını yeni gördüm.
Okuduklarıma inanamadım.
Biliyorum, gerçek üstü bir dünyada yaşıyoruz.
Yalan, dolan,
Dalga dubara
Yaşamımıza öyle bir sindi ki.
Hiçbir şey şaşırtmaz hale geldi.
Hatta trajikomik bir eşyamız da oldukça popüler oldu son zamanlarda.
Kravat…
80’li yıllarda küfür yerine kullanılması çok yaygındı öğrenciler arasında. “Hadi oradan kravat”ı, “Ne dedin papyon?”u sıkça duyar ve kullanırdık.
Sadece o kadar mı?
Kravat’ı 12 Eylül Askeri Faşist Yönetimi’nin, üniversite öğrencilerini hizaya sokmak için kullanmaya çalıştığını da hatırlıyorum.
Kılık kıyafet kuralları düzenlemişti YÖK eliyle. Takım elbise, kravat zorunluydu.
Zamanın Tarih Bölüm Dekanı öyle ya da böyle kuralı uygulamayı başarmış ve Tarih Bölümü’nden arkadaşlarımız fakülteye, bir hafta boyunca damatlar gibi gelmeye başlamışlardı bile..
Sosyal Bilimler Fakültesi’nin ( Ege Üniversite’nde sonradan adı değiştirilip Edebiyat Fakültesi yapıldı) kurala uymayan diğer bölümlerin tüm öğrencileri topun ağzındaydık.
Yaptığımız görüşmelerde şu kararı almıştık;
“Papyon bir tür kravat mıydı?” Evet.
“O zaman hepimiz papyonla gelerek boykot edelim.”
Bir arkadaş işi daha ileri götürmüş;
“Cırcır Böceği Muhlis’in papyonundan takalım. Daha etkili olur.”
“O zaman sarı kumaş arayalım. Bir de papyon bağlamayı öğrenelim.”
Karar almıştık ve kesinlikle uygulayacaktık. Koskocaman, sapsarı papyonlarla çiçekler gibi açacaktık. Nasıl olsa yasalara da uygundu.
Utancı mı? O da bu yönetmeliğin sahiplerine ve uygulayıcılarına kalacaktı.
Diğer fakültelerdeki arkadaşlarla görüşüyor, onların da “bu aslında eylem bile olmayan” eyleme katılmalarını sağllıyorduk.
Bize verilen bir hafta sürede papyon işini halledebilirdik. Yapılan kumaş araştırmaları tamamlanıyor, adım adım hedefe yaklaşıyorduk.
Kesinlikle çok eğlenceli olacaktı.
Bizim gibi tüm üniversitelerde benzer tepkilerin düşünüldüğü kesindi. Ancak kulaklarına gitmiş olmalı ki yönetmelik iptal edildi.
Eğlenceyi kaçırmıştık.
Daha sonraları kravat adaleti hizaya soktu. Tabii adalet arayan mağdurlar olduğu için mağdurları hizalıyordu.
Çaldın, tak kravatı kurtul?
Çırptın, tak kravatı kurtul?
Dolandırdın, tak kravatı kurtul?
Tecavüz ettin. tak kravatı kurtul?
Öldürdün, tak kravatı kurtul?
“Kravat boyuna, suçlu sokağa” en geçerli slogan oldu.
Zamanla toplumda adaletin gerçekleşmeyeceği inancı hakim kılındı.
Hatta “terörist Colani” bile, kravatı takınca oldu “Sayın Colani”!
Şaşırıyor muyuz? Elbette hayır.
Yine de sözüne en güvenilir arkadaşlarımda biri olan Engin’in paylaşımına inanamadım.
Yanlış görmüştür dedim filan.
Gözümle ve kulağımla sağlamasını yaptım. Doğru hem de dosdoğru.
Yahu arkadaş, bu memlekette hiç mi dal yok? Neyi tutsak bir başka yılan…
Şimdi top Özgür Özel’de.
Sosyal demokratlar bir tekzip, bir özür bekliyor.
Bakalım sosyal demokrasi çemberinin içinde mi kalacak? Yoksa dışında mı?
Öyle Sosyalist Enternasyonal toplantılarına katılmakla olmaz.














