—————
Yazmak…
Bir yazarın en vazgeçilmez duygusudur!…
Yalnızlık yüreğinde karabasandır yazarın…
Çoğu zaman…
İçinden…
Bir yerlerinden kopup gelen o sözcüklerin zalim baskısıdır!
Bilinmez…
Kim özgürdür….
Kim Tutsak?
Yazan mı?
Okuyan mı?
Kim yaşamını, umutlarını, ideallerini yitirmış, hayalleriyle harman olmuş bir hüsrandır!
Kim dürüsttür…
Okuyan mı?
Yazan mı?
Her ne kadar yazar kelimelerin efendisi gibi görünse de…
Kendi duygularını açık etmekten korkan bir paragraf zavallısı değil midir yazar?
Yazar…
Kitapları ile…
Gazetedeki makaleleri ile…
İmza günlerindeki ilgi odağı olduğu entel kimliği ile..
Hep yanağı okşanandır..
Ama hep mutsuz…
Duygusal açlıktan kıvranırken gece gündüz…
Hep doyumsuzdur yazar…
Biçare bir kimliktir Aslında…
Adam ya da Kadın farketmez…
Bir vaz geçişin adıdır, yazar…
Derin bir kaybolmuşluktur, kendi bataklığında…
Yazar…
Bir sevgide, bir güvende, bir bütünleşmede…
Bir de yaratıda…
Görünmeyenin görünüdür..
Yazar…
Herkesin içindekini dışarıya çıkarıp, sergileyendir!
Bir siyah- beyaz fotografın arabıdır!
Ne garip Aslında…
Gerçekte ben duygularımı yazmak, paylaşmak istemiştim, okurum, dostlarımla, kardeşlerimle…
Nereden bilmem iş yazarın zavallı çaresîzliğine geldi…
Çünkü…
Yazar…
Yaralarını, iyileştirecek bir merhem bulamadığında…
Orta oyununda ki pişekar rolünü gönüllü üstlenen bir kalem muhafızıdır!…














