Bu satırları bir gazeteci olarak değil, bu ülkenin sıradan bir yurttaşı olarak yazıyorum.
Bir siyasi kimliğe sığınarak değil, vicdanımın sesini dinleyerek…
Ben CHP’li değilim ama bugün mazlum olanın yanındayım.
Tıpkı kayyumlarla iradesi gasp edilen DEM’in yanında olduğum gibi.
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesinin ve gözaltına alınmasının ardından, ülkenin dört bir yanında olduğu gibi, Datça’da da CHP İlçe Yönetimi bir protesto toplantısı düzenledi. Siyatik ağrılarımı umursamadan yürüdüm oraya. Çünkü haklı mücadelerine destek vermem, bir şeyler söylemem gerekiyordu. Yalnız olmadıklarını, dik durmaları gerektiğini, haksızlığa karşı sessiz kalamayacağımızı ilettim.
Çünkü Sokrates’in dediği gibi; “Bu dünyada en büyük ceza, adaletsizliği yapan biri olmak değil, ona sessiz kalmaktır.”
Ve gördüm ki orada sadece CHP’liler yoktu. En az CHP’liler kadar, diğer partilerden insanlar, sivil insiyatifler, sendikalar da vardı. Çünkü mesele sadece bir partinin meselesi değildi. Mesele, ülkenin demokrasi sınavıydı.
O protestoyu sayfamda paylaştıktan sonra birçok dostumdan, takipcimden serzenişler geldi.
“Haberimiz yoktu. Olsaydı giderdik.”
Bunun üzerine, CHP İlçe Başkanlığı’nın ertesi gün düzenlediği gösterinin afişini bizzat kendi sayfamda paylaştım.
İnsanlar görsün, bir kişi, bir kişidir diye.
Çünkü beynim ve vicdanım, bugün bunu yapmam gerektiğini söylüyordu.
Ve şimdi yazacaklarımı CHP’li dostlar iyi okusun.
Bu bir dost eleştirisidir.
Ben, CHP’li olmadığım halde partinizin o duyuru afişini paylaştım.
Peki, ya siz?
Neden bildiğim birçok CHP’li, belediyedeki meclis üyeleri dahil, bu afişi paylaşmadı?
Neden?
Sizler duyurmazsanız, kim duyuracak?
Bugün, suskun kalma lüksünüz var mı arkadaşlar?
Bir düşünün bunu.

***
DİRENİŞİN, BARIŞIN VE KARDEŞLİĞİN ATEŞİ
Newroz, sadece bir mevsim eşiği değildir, zulmün karşısında dimdik duran bir zamanın adıdır.
Bir halkın tarih boyunca taşıdığı yükü, ateşe teslim edip yeniden doğduğu gündür.
Kawa’nın örsünden çıkan her kıvılcım, yalnızca demiri değil, boyunduruk altındaki iradeyi de eritmiştir. O günden bu yana Newroz, sadece baharın değil, adaletin, özgürlüğün ve direnişin simgesidir.
Ateş yakılır çünkü karanlık hala hüküm sürmektedir. Her yakılan ateş, “buradayız” diyen bir halkın, suskunluğa karşı yükselttiği bir kelimedir. Sessizliğe, inkara, unutuşa karşı bir isyandır.
Ama bu isyanın yüreğinde kin değil, barış vardır. Çünkü gerçek direniş, düşmanı yok etmek değil, düşmanlığı aşmaktır.
Newroz, yanan her ateşle birlikte halkları bir araya çağırır, ortak acılarda yoğrulan, ortak umutlarda buluşan bir kardeşlik düşü fısıldar.
Dağın taşın uyanışıyla birlikte, insanın vicdanı da uyanır. Newroz’un ateşi, sadece tek bir halkın değil, bütün halkların onurunu, umudunu ve özgürlük özlemini aydınlatır.
Çünkü Newroz, geçmişin acısını geleceğin umuduna taşıyan bir köprüdür. Ve her yıl aynı gün yeniden doğar: Çünkü direniş hatırladıkça, barış konuşuldukça, kardeşlik yaşandıkça anlam kazanır.
23 Mart Pazar günü saat 12.00’de Newroz ateşine bir kıvılcım da benden diyenler Eski Datça Giriş Otoparkı’nda buluşuyor.
Haberiniz ola.

***
MESELE MEMLEKET VİCDANI
Yolları kestiler, köprüleri tuttular. Tehdit ettiler, korkuyu saldılar dört bir yana, susturacaklarını sandılar. Ama Saraçhane’de yankılanan adımlar, 300 bin yüreğin suskunluğa cevabıydı.
Çünkü mesele bir isimden, bir partiden öte.
Mesele, memleketin vicdanı.
İnsan haklarının ayaklar altına alınmasına, hukukun örselenişine, onurun çiğnenişine, ekmeğin küçülmesine karşı bir haykırış bu.
Zira Aristoteles’in dediği gibi:
“Adalet, toplumun ruhudur.”
Ve bu ruhu savunmak, artık her birimizin boynunun borcudur.

***
Hale bakın. Ülkede ve mecliste kıyamet koparken, sözde milletvekili batak oynuyor.
Ve bu şahıs bizim vergilerden maaşını tıkır tıkır alıyor.















