Bazı kokular vardır, üzerimize siner ve ne kadar yıkanırsak yıkanalım, ne kadar temizlenmeye çalışırsak çalışalım, bir türlü üstümüzden çıkmaz. Çünkü bu koku, fiziksel bir koku değil; yaşadığımız toplumun yozlaşmış düzeninin ruhumuza ve bedenimize işlediği bir kokudur. Görmüyoruz belki ama bariz şekilde hissediyoruz. Hepimiz onu koklarız, iliklerimize kadar duyar, hissederiz fakat hep bir başkasından geldiğini sanarak dudak büker, burun deliklerimizi kapatır ve susarız.
Herkesin cehennemini kendi içinde taşıdığı gibi.
Üzerimize sinmiş kirliliğin kokusunu da hepimiz ruhumuzda ve bedenimizde taşırız.
Aslında yozlaşmış bir toplumda yaşamak, suya düşmeden ıslanmaya çalışmak gibidir. Ahlaki çöküşün, sahtekârlığın, adaletsizliğin ve liyakatsizliğin hüküm sürdüğü bir düzende birey olarak temiz kalmaya çalışmak çoğu zaman nafile bir çaba olur. Çünkü bir lâğım çukuruna düşmüşüz bir kere; üstümüze tek damla bile sıçramasa dahi, kokusu üzerimize sinmiştir ve onu atmak kolay değildir.
Yozlaşmış bir toplumda yaşamak, insanın ruhuna, zihnine ve gündelik hayatına sinen bir kirlilik hissi yaratır.
Peki, bu kokudan kurtulmak mümkün mü?
Birey olarak yozlaşmış bir düzenin içinde dürüst, ahlaklı ve adaletli kalmaya çalışmak elbette mümkündür.
Ancak bunun bedeli her zaman ağır olmuştur.
Çünkü yozlaşma, yalnızca bireylerin ahlaksızlıklarıyla ilgili değildir; sistemin kendisiyle de ilgilidir. Çarpık düzenin kuralları yozlaşmayı besler ve çarkları döndüren mekanizma yine yozlaşmanın ta kendisidir.
Hal böyle olunca, bireyin temiz kalma mücadelesi rüzgâra karşı yürümekten ibaret olur.
Ne yaparsanız yapın, çevrenizdeki kötülüğe maruz kalır, adaletsizlikten payınıza düşeni alırsınız. Tersini düşünenler ise kendi değerlerini korumak uğruna yalnız bırakılır.
Çünkü yozlaşma, yalnızca suça bulaşanları değil, suçun karşısında duranları da cezalandırır.
Peki, çözüm nedir?
Gerçekçi olmak gerekirse, bireysel temiz kalma çabası ne kadar kıymetli olursa olsun, eğer toplumun tamamı çürümüşse tek başına yeterli olmaz. Olmuyor da. Yozlaşmayı yalnızca bireysel olarak reddetmek yetmez, ona karşı kolektif bir bilinç geliştirmek gerekir. Çünkü ahlaki çöküş, ancak toplumsal düzeyde bir değişimle ortadan kaldırılabilir.
Kendi değerlerimize sıkı sıkıya sarılmak, yozlaşmaya karşı sesimizi çıkarmak, hakikati savunmak ve bunu yaparken yalnız kalmaktan korkmamak belki de en önemli adımdır. Ancak esas mesele, bu çabaların bireysel düzeyde kalmayıp topluma yayılmasını sağlamaktır. Yoksa hepimiz, düşmesek bile kokusundan kurtulamayacağımız bir lâğım çukurunun içinde yaşamaya devam edeceğiz.
Siz ne dersiniz, bu üzerimize sinen kokudan gerçekten kurtulmak mümkün mü?














