CHP’nin bu akşamki Filistin’e destek yürüyüşünde İstiklal’de bir ses yankılanıyor.
“Özgür Filistin! Tam Bağımsız Türkiye!” Halkın haykırışı daha semaya varmadan, megafondan bir emir iniyor.
“Dikkat dikkat! Polis konuşuyor. Attığınız sloganlar kanunsuzdur!” Halk, kelimeleri tek tek tartıyor.
“Hangisi kanunsuz? Özgür mü rahatsız etti, yoksa bağımsız mı?
”Kafalar karışık, ama vicdanlar net. Ve megafon bir kez daha konuşuyor. Bu kez el değiştirmiş.
“Dikkat dikkat! Halk konuşuyor! Yaptığınız anayasal bir suçtur. Anayasaya aykırıdır!”
Bir yürüyüş değil bu, anayasa ile megafon arasında geçen bir hakikat mücadelesi. Ülkenin trajikomik gerçeği.

https://www.facebook.com/Pushmataha/videos/1355541112235093
***
TURPUN ANATOMİSİ ÜZERİNDEN DEVLET TEORİSİ
Devlet, Platon’un “bilge kral” arayışıyla yola çıkan bir fikirdi. Ama ne zaman ki adaletin yerini turp, hukukun yerini şalgam aldı, işte o vakit çürüme başladı..
Bir halk adamı çıktı ve şunu söyledi.“Turpunan, şalgamınan devlet idare edilmez!”
Belki bu söz, bir anayasa profesörünün cümleleri kadar akademik değildi ama sokakta yanan canın, adliyede sürünen hakikatin, cezaevinde çürüyen masumiyetin sesi kadar gerçekti. Çünkü turp dediğiniz şey, topraktan gelir ama toprağı temsil etmez. Temsil görevini hakkaniyet alır. Çünkü şalgamla damak serinler ama halkın yüreği soğumaz.
Devlet dediğiniz, sadece bina değildir. Saraylarla, korumalarla, protokollerle dolu bir dekor değildir. Devlet, yurttaşın adalete olan güvenidir. Gecenin üçünde kapısı çalındığında polisin mi geldiğini, eşkıyanın mı ayırt edemeyen bir toplumda “devlet” yoktur, sadece korku vardır.
Bugün mahkeme kararları çiğneniyor. Anayasa Mahkemesi kararları “tanımıyoruz” diye yırtılıp atılıyor. Mahkemeler sarayların uzantısı, savcılar parmak şıklatılınca harekete geçen memurlar haline getirilmiş. Ve sonra da soruyorlar. “Neden insanlar devlete güvenmiyor?” Cevabı bugün Yozgat’ta o kasketli halk adamı verdi işte.
Çünkü turpla, şalgamla devlet olmaz, adaletle olur.

***
ELLER YUKARI
Ankara Atatürk Lisesi Müdür yardımcısı, son günlerde sokağa çıkan liselilere yeni bir mesaj mı vermek istedi bilinmez ama bu pozu pek çok şeyi anlatıyor. Elinde silah, gülümseyen bir yüz.
Yeni nesil eğitimci profili. Müdür mü, kovboy mu, özel harekât gönüllüsü mü, henüz çözülemedi.
Tam da gençler “geleceğimiz çalınıyor” diyerek meydanlara inmeye başlamışken, bu silahlı poz “tesadüfen” servis ediliyor. Ne manidar değil mi?
Demek ki artık öğrenciler sadece sınav stresiyle değil, “müdür portresi” travmasıyla da mücadele edecek.
Müdür Bey açıklamasında, “silah ruhsatlı” diyor. Hani bir de “güvenliğim için taşıyorum” dese, tüm lise bahçesi karakola dönerdi. Zaten bizim okullarımız güvenli değil, malum, bilgi patlaması yaşanıyor!
Ama neyse ki fotoğraf “sohbet esnasında çekilmiş”. Kaldı ki bizim eğitim sistemimiz zaten yıllardır “kuru sıkı” çalışıyor.
Velhasıl, bu ülkede bir öğrenci pankart açınca “terörist” ilan ediliyor; bir müdür silahla poz verince “mecburen!” deniyor.
Çok net… Bu düzende silah meşru, söz değil.















