İran’a doğru yola çıkmadan önceki 04 Mayıs Pazar günü, YALOVA-Termal-Gökçedere-Ferhat Su Yolu-Yatakkaya Şelalesi-GEMLİK Haydariye- Sudüşen Şelalesi Yürüyüşü. Koza Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü organizasyonu ile yapıldı.
Gezi hazırlıklarını hızla tamamlıyorum. Pazar günü doğa yürüyüşüne katılmak iyi olur. Acaba yer var mıdır?
Cuma günü şansımı deniyorum ve katılım onaylanıyor. Normalde pazartesi günü kontenjan dolardı.
Cumartesi günü bel fıtığı rahatsızlığım sinyal veriyor. Kayıt yaptırdım mutlaka gitmeliyim.
Pazar günü Atapark ve Kent meydanından üç otobüs, doksan beş kişi Yalova istikametine yola düşüyoruz.
Yıllardır bu şehirde yaşıyorum, bu kadar güzel bir doğa olmasına şaşırdım. İlk defa gittiğim parkuru ondört kilometre yürüdük. Yalova sırtlarından girdiğimiz ormandan Küçük Kumla sahilden çıktık. Orman içi patika yollardan baharın bütün renkleri içinde güzel bir yürüyüş oldu.
İki aya yakın ara vermiş olmam ve sakatlık durumum bana zor anlar yaşatsa da, grubu etkileyecek kopuş yaşamadım. Her zaman önlerde yürürken bu sefer nal topladım.
Pazartesi dinlenmeye çalışırken, komşum, yürüyüş arkadaşım Özcan Gümüş ‘ün ısrarı ile sağlık ocağına gittim. Merhem ve hap alarak, gezi ve yolculukta sıkıntı yaşamayalım istedik.
Uykusuz gecede yolculuk başlarken beş mayıs altı mayısa dönecek. Elli üç yıl önce yüreğimize düşen ateşin acısını bir kez daha hatırlayacağız.


Üç saatlik uçak yolculuğu sonrası Tahran Havaalanına indik.
Mahan hava yolları, uçakta doyurucu, güzel bir yemek ikram etti. Safran, pirinç pilavına yakışmış, yanında eti de var. Salataya dökmek için Nar ekşisi çok kullanıyorlar. Bizdeki gibi sıvı değil, marmelat kıvamında.
Misafirperverlikleri hosteslerin sıcak, sevecen yaklaşımlarından anlaşılıyor.
Sabah dörtte yola düştük. Uçağın kalkışını bile göremeden uyumuşum. Yemek dağıtım seslerine uyandım. Yemekte naneli ayran ikramları, sonrası çay kahve servisi yaptılar.
Havaalanından şehir merkezi bir saatten uzun sürüyor. Yol güzergahında imam Humeyni’nin mozole komplksini gördük. İçerisine girmedik, çevresini otobüs ile dolaştık. Büyük bir alan içerisinde dünyanın en büyük anıt binasını yapmışlar.
Humeyni öldüğünde cenazesine on milyon insan katılmış. Kargaşadan sekiz kişi ölmüş, beşyüz kişi yaralanmış.
Yol güzergahında, Selçuklu Devleti’nin Kurucusu Tuğrul bey’in yaptırdığı Güneş Saati kulesi’ni gezdik. Binadaki görevlinin anlatımları ile saatin kaç olduğu problemini ve işleyişini çözdük.
Tuğrul bey’in vasiyeti “bu bina bitmeden ölürsem, buraya gömün” yerine getirilmiş. Tuğrul beyin naaşı giriş kapısı üstündeki duvarın içine konmuş.

Otelde kısa bir dinlenme ve yerleşme sonrası otobüs ile bir saatlik yolculuk sonrası akşam yemeği alacağımız lokantaya ulaştık. Yemek lezzetleri açısından yabancılık çekmedik. Yeni çıkan karpuzlar en çok ilgimizi çekenler oldu.
Tahran on milyonluk nüfusu ile bölgenin en kalabalık şehirlerinden. Trafik yoğun, motor kalabalığı Vietnam kadar olmasa da yolları tıkamaya yetiyor.
Resmi dili Farsça olmasına rağmen bir çok dil konuşuluyor. Milletler mozaiği. Türkler yüzde otuz beşle önemli güce sahipler. Ticareti ellerinde tutuyorlar, para onlardan soruluyor.
Dinler içinde aynı çeşitlilik mevcut. Uzaktan göründüğü gibi değil.
Batının ambargosu hissediliyor. Zengin petrol ve doğalgaz gelirleri sayesinde zorlukları aşarak yaşıyorlar.
Tahran, Ağa Muhammet Han döneminde başkent yapılmış. Pehlevi, “Kaçar”lar döneminde orduda onbaşı imiş. Darbe yapıyor. Pehlevi’ler dönemi başlıyor. Buraya Saray yaptırıyor, yazları kalıyor. Sarayın önünde devasa heykeli varmış. İslam Devrimi ile Şah yıkılınca heykeli parçalamışlar. Sadece Çizmeler kalmış. Fotoğraflarda görüldüğü gibi çizmelerin boyu beni geçiyor.
Dünya’da Roma’dan önce kurulan uygarlık Pers İmparatorluğu. Büyük İskender’in doğuya seferinde zorlandığı yer. Persleri geçtikten sonra o gün için bilinen dünyaya Egemen olmuş.
Çok fazla etnik ve dini grup var. Birbirlerini kabul etmişler. İran Azerbaycanı, İran Kürdistan’ı diye söylüyorlar. Resmi dili, eğitim dili Farsça. Azınlık milliyetlerin gazete, televizyon gibi yayınları varmış.
Kılık kıyafet dışarıdan gördüğünüz kadar sert kurallar içermiyor. Ya da bu alandaki mücadele sonuç vermeye başlamış. Kadınların örtünmesi kültürel miras olarak yerleşmiş olsa da örtünmeyen çok kadın var. Örtünenler de ülkemizdeki kadar bağnaz değil. Sembol olarak kafalarından uçacak gibi eşarp var. Hepsinin kakülleri ve yüzleri açık.
İnsanların yüzleri gülüyor. Gençler mutlu görünüyor. Öğrenciler hoş geldiniz yarışına girdiler. Fotoğraf çektirmek için uğraşıyorlar. Küba’dan sonra gülen çocuk ve gençleri burada gördüm.
Tahran’da bir yere ulaşmak zaman alıyor. Gülistan Sarayına doğru otobüste gidiyoruz.

Gülistan Sarayının yapımında katkı sunanlar, Safeviler, Nadir Han, Kerimhan, Kaçarlar. .
Safevi Devletinin kurucusu Şah İsmail, Anadolu Alevilerinin Şah Hatayi ismiyle anılan Ulu ozanlarından biridir.
Kaçarlar, Türk ve Kızılbaş’lardır.
Kerim Han, Ağa Muhammet Hanı hadım ettirmiş. Hızını alamamış, öldürtmüş, kemiklerini Sarayın merdivenlerine koydurmuş. Gelip geçerken üstünden geçerek rahatlamış. Kralların dinmeyen öfkesini ve güç zehirlenmesini açıklayan yaşanmışlık.


Bir gece konaklamanın ardından şehri terk edeceğiz.
Gülistan sarayını gezdikten sonra Tahran çarşına geldik. Mahmut paşa, kapalı çarşı benzeri bir yer. Alışveriş yapmıyoruz. Çarşıda yemek yiyeceğimiz lokantanın önüne geldiğimizde, uzun bir kuyrukla karşılaştık. Rehberimiz hepimiz adına sıraya girdi. On beş yirmi dakikada sıra geleceği söylendi. Curcuna içinde içeri girdik. Kuyruğun sırrının güzel yemekler olduğunu anladık. Bursa’daki İskender’cilerden aşinayız bu duruma.
Zor bela Tahran trafiğinden kurtulduk. Yol üzerinde Azadi heykeline uğrayıp fotoğraf molası verdik. Rehberimiz, “Özgürlük Meydanı’ndaki bu anıtın yapım hikayesini anlattı.
Tahran’da ikinci gün saat 21 treni ile on saat sürecek yola çıktık.
Trende dört kişi, iki aile bir odada kalıyoruz.
Çay, kahve, kek tepsiye dizilmiş. Sıcak su termosu da getirdiler. Sonra yemek dağıttılar.
Her yer tertemiz. İran halıları serili. İki tuvalet var. Biri klozetli, diğeri eski tip. Çok temizler, gece boyunca sabun, kağıt eksik olmadı. Gece, trenin tangur, tungur sesleri içerisinde uyuduk.
Devam edecek…














