Ülkemizin önde gelen ressamlarından, aynı zamanda yürekli bir aydın Bedri Karayağmurlar da aramızdan ayrıldı.
Baharın yaza kavuştuğu 30 Mayıs, onun sonsuzluğa gittiği gün.
Sadece Bedri Hocam mı? Şöyle bir baktım; 2025’te Edip Akbayram, Volkan Konak, Filiz Akın, Ferdi Tayfur, Deniz Arman, Hasan Özkılıç ve benim çok sevdiğim Selim İleri bu kervana katılan isimlerden bazıları.
Behçet Necatigil boşuna mı serzenişte bulunmuş?
“Ölmeyin benden önce/ Bıkmışım ölümlerden…”
***
Oysa daha üç ay önceydi. Bedri Karayağmurlar’ı Gaziemir Beyazevler semtindeki atölyesinde ziyaret etmiştik.

Cevdet Yüceer, ben ve Oğuz Tümbaş…
Arabamız şehrin trafiğini yara yara önce Karabağlar’ı, sonra Gaziemir’in en kalabalık caddesini geçip Beyazevler’de birkaç sokağı döndükten sonra, önünde bir iki zeytin ağacı, iki katlı bir binanın kapısında durmuştu.
Bedri Hoca kapı önünde, kaldırımda bizi bekliyordu. Sevinçle indik.
Bedri Hoca’ya gelirken aklımın bir ucunda da başka bir ressamın, Van Gogh’un son günlerini geçirdiği yerleri anlatan Nedim Gürsel’in “Son Fasıl”1 kitabındaki yazısı vardı.
O yazıda Gürsel, Vincet Van Gogh’un son dönemlerini geçirdiği (1890) Paris’e yakın Auvers-sur Oise banliyösüne gitmişti. Onun derdi bir atölye ziyaretinden öte her gün Akdeniz güneşi altında ekin biçenleri, mor dağların üzerine çöken akça pakça bulutları, tarlalara inip kalkan kargaları tuvaline döken Van Gogh’un nasıl bir yaratıcı güçle buralarda çalıştığının izini sürmekti.
Biz Gürsel’i Van Gogh’la baş başa bırakıp atölyeye yöneldik.
Bahçesinde birkaç zeytin ağacının olduğu iki katlı eve girdik.
Alt katı boydan boya atölye içindi.
Bölmelere yerleştirilmiş yüzlerce tablo, boş tuval, fırça ve boyalar; raflarda kitap ve sergi katalogları. Salonun bir yanı da konuklar için ayrılmıştı.

Belli ki burası dinlenme değil, esas olarak çalışma yeriydi.
Sonra sohbet başladı.
***
Konu Bedri Hoca’nın uzun sanat geçmişiydi.
Öğreniyoruz ki öğretmeni Turgut Minez, onu daha ortaokuldayken keşfetmiş.
Yaptığı resimler için, “Çocuk, bu boyalarla bu renkleri nasıl buluyorsun?” demesi ondanmış.
Eh, Karayağmurlar da doğrusu bu iltifatı boşa çıkarmamış; ömrü boyunca tablolar, yeni düşünceler, yeni biçimler; yetmemiş öykü ve şiirler peşinde koşmuş.
***
1951’de Niğde’de doğan Hoca elli bir kişisel sergiye imza atmış. Onlarca yapıtı değişik müzelerde sergileniyor.
Karayağmurlar, bütün bu sanat geçmişini “Resim Serüvenim”2 dediği küçük kitapçıkta anlatıyor.
Oradan öğreniyoruz ki Hoca; önce öğretmen okulu, arkasından Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü ve sonra doktora çalışmaları, üniversitelerde hocalık… eğitim işini hiç aksatmamış.
Resim çalışmaları da bu işlerle at başı gitmiş.

Kendi üslubunu yaratmak için yeni biçimlere, temalara yönelmiş; renk ve desenleri denemiş, yapıtlarında bu yenilikleri dile getirmiş.
***
Sanatçılar elbette yaşadıklarından beslenir… İlk sergisinde çalıştığı köyü anlatırken daha sonra insanı sınırlayan her şey, bu arada yaşadığımız evlerimiz “eviçleri” adıyla resimlerine konu olmuş.
“Kent insanının evlere kapanarak bir tür savunma geliştirmesine karşı yapılmış eleştirel bir gönderme”dir bu aynı zamanda.
Tıpkı şair Behçet Necatigil’in “Sokaktan Gelmek”3 şiirinin son dizesinde, “Ev dar çünkü” belirttiği gibi.
Bedri Hoca, “Ben resimlerime katılmadığım bir hayatı laf olsun diye yansıtmadım. Ne yaşadıysam onu anlattım.” diye yazıyor.
Böyle olunca toplumsal sorunlar, insana ilişkin her şey Hoca’nın radarına girmiş.
***
Atölyede bir öğleden sonraya sığan sohbet Bedri Hoca’nın hem kendi sanat çizgisi hem ülkemizde olan biten üzerineydi.
O sohbetin bir yerinde yaz döneminde Hoca’nın Ayvalık’taki atölyesine gitmeyi de konuşmuştuk.
Aslında iki ayrı kent ve iki ayrı atölyeden saçılan yaratım kıvılcımları görülebilirdi bu geziden.
Ama olmadı.
***
Ben bir yazarın yazı odasını/ masasını, bir ressamın atölyesini merak eden biriyim. Cemal Süreya dememiş miydi, “Şairin hayatı şiire dahil…” diye?
Öğleye doğru girdiğimiz atölyeden çıktığımızda güneş ikindinin ölgün ışıklarını Beyazevler sokaklarına, o sokaktaki evlere düşürmüştü.
Bedri Hoca’yı atölyesiyle, tuvalleriyle baş başa bıraktık. Oğuz Tümbaş ve Cevdet Yüceer’le daldık sokaklara. Aklımızda onlarca tablonun öyküsü, renkler, desenler, çizgiler…
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/25182284/salim-cetin/bedri-hoca-da-gitti














