CHP’li dostlarım beni bağışlasın ama yıllar önce askeriyede sık duyduğumuz, pek de eskimeyen bir söz geldi aklıma:
“Alavere dalavere, Kürt Mehmet nöbete.”
Yani ortalıkta bir oyun döner, işler çevrilir, sonunda nöbet hep garibana kalır.
İşte bugünlerde CHP’de oynanan oyun tam da bu.
Şimdi herkesin dilinde bir kayyum meselesi. Kulislerde dönen laflara göre, partinin başına kayyum atanacakmış.
Ama kimmiş o kayyum?
Kemal Bey’miş.
Evet, yanlış duymadınız: Kemal Kılıçdaroğlu.
Sanki partiden ayrılmış gibi yapıldı ama şimdi yeniden “emanetçi” olarak gündemde.
Yani Mehmet nöbetten alınmıştı, ama sadece kısa moladaymış.
Bir çay içip dönecekmiş meğer.
Ama gözden kaçan başka bir durum daha var. Onun adı da şu eski deyimle açıklanır:
“Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek.”
Dün ne oldu?
Muharrem İnce, evet o meşhur gecenin adamı, sessizliğe gömüldüğü seçim gecesiyle hafızalara kazınan o kişi,
CHP’ye geri döndü.
Bir yere not edin bunu.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi, sanki o gece yaşanmamış gibi…
Hani ortadan kaybolduğu, tweet atmadığı, canlı yayına çıkmadığı gece var ya…
İşte o geceyi unutun, çünkü sahneye tekrar çıkıyor.
Şimdi CHP seçmeni bir tercihle karşı karşıya:
Ya kayyum olarak Kemal Bey gelecek,
Ya da “mecbur kalıp” Muharrem İnce’yi kabul edecek.
Hangisini istersin?
Ölüm mü, sıtma mı?
CHP’li dostlar kusura bakmasın ama bana göre son 15-20 yılın, Recep Tayyip Erdoğan’dan sonraki en iyi AKP’yi okuyan iktidarda nasıl ne şekil kalacağını bilen Kemal Bey’di.
Tavrıyla, duruşuyla, mücadele biçimiyle AKP’nin muhalefet içindeki gönüllü temsilcisi gibiydi.
Şimdi de onun yerine getirilmesi düşünülen Muharrem İnce için uzun uzun anlatmaya gerek var mı bilmem…
Yine de “var” diyenler için bir tavsiye:
Cumhurbaşkanlığı seçim gecesini hatırlasınlar.
O gece olanlar, olmayanlar, kayıplar, suskunluklar…
Hatırladınız mı?
Tamam işte, başka söze gerek yok.
Gelelim asıl meseleye.
CHP’ye gerçekten kayyum atanacak mı?
Evet, bu yönde güçlü bir hava var.
Ama seçmene bunu doğrudan yaparsan tepki büyük olur.
O yüzden ince bir siyasetle, “mecbur kalma” hissi yaratılarak iş kotarılıyor.
Kemal’den korkan CHP seçmeni, bir anda “Muharrem de fena değilmiş” diye ikna edilecek.
Yani halkın diliyle söyleyelim:
Ölüm gösterildi, sıtmaya razı edildi.
Üstelik yine aynı cümleleri duymaya hazır olun:
“Bu sefer kazanıyoruz!”
“22 yıllık iktidarı deviriyoruz!”
“Yeni bir dönem başlıyor!”
Ama bu hikâyeyi kaç kere izledik?
Her seferinde farklı oyuncular, ama aynı senaryo.
Sonuç?
Aynı tas, aynı hamam.
Kazan değişmiyor, su biraz daha ılıklaşıyor o kadar.
Sadece hamamda türkü değişiyor.
CHP seçmeni için büyük umutlar, büyük hayal kırıklıklarına dönüşüyor.
Ama umut etmeyi bırakmak da kolay değil.
Birileri çıkıp “Bu sefer olacak” diyor.
Evet, olacak ama ne olacak?
Bunca yıldır nöbeti bekleyen Mehmet yine kandırılıyor.
Bu kez “Kemal gitti” diye sevinirken, “Muharrem geldi” deniyor.
O da olmazsa, bir başka nöbetçi çağrılır.
Ama nöbet hiç bitmez.
Çünkü bu bir sistem meselesidir.
Yönetim değişir, alışkanlıklar kalır.
İşte bu yüzden, değişim sandıkta değil, kafada başlar.
Ama görünen o ki, CHP’de kafalar hâlâ eski hamamda, tası elden bırakmamış durumda.














