Hekimler, yalnız bedenin değil, toplumun da yarasını görür. Nabzını yalnız hastaya değil, ülkeye de tutar. Bu yüzden onların olası suskunluğu ya da örgütlü yapılarının gündemi yalnızca bir örgüt içi mesele değil, bir dönemin aynasıdır.
Bu gözle hekim meslek örgütü TTB’nin hafta sonu yapılan 77 Büyük Kongresini izledim.
Bir yıl önceki seçimli genel kurulda, sağ-muhafazakar kent delegelerinin uzun yıllar sonra ilk kez yönetimi alma motivasyonuna tanık olunmuştu. Nihayetinde on yıllardır bir arada yer alan, son seçimde yol ayrımına meyleden iki farklılığın yeniden ortak liste çıkarması ile bu hayalleri gerçekleşmemişti.
Cebimde sorularla gittim kongreye. Öyle ya, hekim örgütleri sadece mesleki değil, aynı zamanda toplumsal bir barometre olup, aldığım cevaplar ülkenin aynası olacaktı.
Yeniden birlikte sorumluluk alıp, birlikte yönetmek bir uzlaşmanın ya da toplumsal sorumluluğun mu, yoksa boşlukta büyüyen bir taktikçiliğin mi ürünüydü?
Sosyolojik düzlemde son bir yıl, hekimlerin kamu entelektüeli olma misyonununu geliştirmiş miydi yoksa uzaklaşma emareleri mi görünür olmuştu?
Diyalog ve konuşma, müzakere ve mücadele mi yoksa konumlanma mı? Konumlanırken herkesin kendince bir öbekte durduğu ama kimsenin bir yere seslenmediği bir ahval mi, dinamik ve dönüştürücü bir hal mi? Cebimdeki bu soruda Arent’in olası bir temsil krizi, eylem ve söz ilişkisine dair hatırlattıkları yer aldı. Öyle ya, insan ancak başkalarıyla konuştuğunda, dünyaya dair ortak bir anlam kurabilir.
Toplumsal barışın kültürel taşıyıcısı olmak, yalnızca bildiriler yazmak değil; örgüt içinde çoğulculuğu kurmak, ötekiyle aynı masaya oturmak, ideolojik değil ontolojik eşitlikte buluşmak demektir. Akşam geleneksel yemeği hep birlikte mi yoksa ayrı mı olacaktı, ya da birlikte çağrısı yapılıp ayrı mı devam edecekti?

Fotoğraf :Zeki Gül
Hekimler için tarihsel olarak iki etik görev daima iç içe geçmiştir: Yarayı iyileştirmek ve barışı dillendirmek. Hipokrat yemininde savaş yoktur. Ama savaşın sonuçları vardır: travma, yoksulluk, yas, sakatlık. Hekim bu nedenle yalnızca tedavi eden değil, tanıklık eden, bazen de ses yükselten kişidir. Bir başka ifade ile hekim savaşın ve insandaki izlerinin tanığı, ama barışın failidir.
Bu ülkede barış, birçok kez tıp koridorlarında aranmıştır. ’90’larda kayıpların otopsi raporlarında, 2000’lerde işkence belgelerinde, son yıllarda ise cezaevlerindeki hasta mahkum dosyalarında yankılanan bir adalet çağrısıdır bu. Bu tarihsellikte, ülkede pozitif barış uğraşındaki adres TTB olagelmiştir.
Kongrede, toplumsal algıda on yıllardır barışın öznesi olan TTB barışa dair yeni bir takvime sahip miydi, yoksa “öbeklenme” barışın ve insan haklarının kolektif dilini gölgeleyecek miydi?
Bilinir bir doğrudur barışa dair; kurumlar konuşmadığında yalnızca mesleki değil, etik bir kayba da uğruyor. Çünkü barış, sadece bir siyasal talep değil, aynı zamanda bir tıbbi sorumluluktur.
Otuz yıl öncesinden delege, tabip odası başkanı Merkez Konseyi üyesi, son yıllarda konuk olarak izlediğim, üyesi olmaktan onur duyduğum bir kurum TTB.
Cebimde sorularla gittiğim kongreden çıkarken umudum baki idi. Çünkü hekimlik, kendi kendini hatırlayabilen bir meslektir. Bazen bir çocuğun çizdiği savaşsız bir resimde, bazen bir yaşlının “Barış gelsin yeter” diyen gözlerinde, bazen bir kanser hastasının online randevu sırasında ve gözlerden ırak, kendi evinde ölüm uykusunda…
TTB insanlık için bir umut vahası. Ateş çemberine dönmenin ötesinde, nükleer çatışmaya ramak kalmış bir yakın coğrafyada, içe dönme lüksü olamayacak bir hafıza kurum.
Cebimdeki sorular ülkeye dair barometre kurumlardan TTB kongresinde elbette yanıtları ile buluştu. İleriki yazılarda yeri geldiğince paylaşmak, dayanışma ile yol alınası süreçler için tüm kurumlara ipuçları sunabilir.
Sağlıcakla kalın.
https://www.evrensel.net/yazi/97223/yara-ve-soz-arasinda-ulkeye-dair-bir-barometre-olarak-ttb














