“..şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı, boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik, bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam, elimde değil.”ONUR ŞENLİ (Agora Meyhanesi’nden)Onur abi özlemle.
***
Selma Artar arkadaşımız yine iyi iş çıkarmış, yerel basın adına. Keyifle okudum. Remzi beyin her yaklaşımını benimsemiyorum tabi. Bu görüşmeyi 6-7 yıl önce ben daha detayları ile yaptım ve Alaçatı kitabında yer verdim. Ama güncel bazı sorunlar konusunda bu özellikteki kişilerin konuşması önemli.

***
“Bu arada şunu belirtmek gerekir ki, son yıllarda bol bol “dirençli kent” edebiyatının yapıldığı İzmir ve ilçelerindeki içme suyu ile ilgili kayıp-kaçak oranları %30’lar düzeyinde seyrederken bu oran 2024 yılı itibariyle İstanbul‘da %18,63, Bursa‘da %19, Fransa‘da % 21, Büyük Britanya topraklarında da %3,1 düzeyinde seyretmektedir.”Ali Rıza Avcan
***
Yangınlar ve su krizi konusunda, bakanlıklar ile belediyeler birbirini suçluyor. İki taraf da buna ülke meselesi, kamu görevi olarak bakmıyor adeta. Kent ve ülkeyle ilgili bazı sorunlar demokrasinin konusu olduğu halde bazıları uzmanlık gerektirir. Ne yazık ki, nepotizm bu ülkede o kadar güçlendi ki, liyakat ve uzmanlık çok demode hale geldi.
***
Aynen Bakanlıklar ve Saraya bağlı kurumlar gibi, Belediyeler de liyakatsiz kadrolar ile çalışıyor. İZSU yönetimi hangi uzmanlarla çalışıyor sizce? İzmir ve Çeşme’deki su krizini hangi uzmanlar ile yönetiyorlar? Daha somut örnek vereyim. Bir süre önce tutuklanan İZBETON yönetim kurulu üyeleri arasında tiyatro sanatçısı da vardı, Eşrefpaşa Hastanesi başhekim yardımcısı da. Başkan’ın şoförü başka bir şirkette. Bizim mahalle nasıl tepki gösterdi? “Ya Yücel Erten’in ve hekimin yolsuzluk ile ne ilişkisi olabilir?”Ama şu soru daha anlamlıydı: Yahu İZBETON yönetim kurulunda tiyatro sanatçısı ve hekimin ne işi var? Başhekim yardımcısı kendini şöyle savundu: Ek gelir için bizi yönetim kurulu üyesi yaptılar.
Uzatmayayım konuyu. Çünkü tadı kaçıyor.
***
ÇEŞME’DE SU SAVAŞLARI ve VAHŞİ ŞEHİRCİLİK
(…) Sorunun nedeni ve çözüm yollarının sakin ve sağduyu ile tartışılmasına henüz rastlamadık. Bu kriz, sudan sorumlu olan iki kurumu karşı karşıya getirmiş durumda. İZSU ve DSİ ayrı ayrı açıklamalarda bulunuyor. Daha doğrusu İZSU’yu yöneten siyasi irade ile DSİ’yi yöneten irade, birlikte bu sorunu çözmek yerine, birbirlerini suçluyorlar.Bir şehrin su, yol ve kanalizasyon gibi temel ihtiyaçları üç beş yıllık planlanmaz. Yüz yıllık planlanır. (…)
***
Bahçeli, ABD’nin önerdiği Osmanlı Millet sistemi için yine ilk adımı atan kişi oldu. Cumhurbaşkanı Sünni Türk ama bir yardımcısı Alevi, biri de Kürt olacak. Ne güzel değil mi? Kardeş kardeşe. Arap ne olacak, bakan mı, Laz, Arnavut, Boşnak Vali mi olsun. Bir de hangi Kürt ve hangi Alevi sorunu da var. Öcalan veya önerdiği Kürt mü, HÜDA-PAR ın önerdiği şeriatçı Kürt mü? Diğeri Kürt Alevi mi, Türkmen Alevi mi, Arap Alevisi mi? Bu saçma sapan öneriler, mezhep ve etnik milliyetçiliği körükler o kadar. Kimlikler ile konumun paylaşıldığı yönetim Cumhuriyet değildir. Cumhuriyet, yurttaşlar topluluğudur ve kimlikere karşı kör ve sağırdır. Ayrımcılık ve ayrıcalık olmaz. Hukuksal eşitliktir esas olan. O alandaki sorunlar da ümmet ve saltanat ile çözülemez.














