Ne zaman bu ülkede “barış”tan söz edilse, bir bakıyorsunuz ki ortalık bir anda şenlik yerine dönüyor. Sanırsınız kene festivali var! Ellerinde sopadan beter sözler, ağızlarında insanın midesini kaldıran faşizan naralar… Ve işte o anda memleketin tüm gündemi ters yüz oluveriyor.
Kim bunlar diye dönüp bakıyorsunuz. Karşınıza çıkan manzara trajikomik: Bu ülkenin öz suyuyla beslenmemiş, kökünden kopuk devşirmeler! Kimi Nazi artığı, kimi mason; yani yabancı mutfağından ithal edilmiş beslemeler… Bildiğiniz “dağdan gelip bağdakini kovma” hikâyesinin güncel versiyonu.
Üstelik soy kütüğünü kazıdığınızda, bir iki baba sonrası kökler dışarıda! Hani öyle köklü ağaç falan değiller; olsa olsa saksıda ithal kaktüs! İsimlerine bakıyorsunuz, maşallah süslü püslü: Prof., Doç., Dr.… Cebinde diploma, dilinde edebiyat! Ama diplomalar da kâğıttan çok pazarlarda son zamanlarda satılan. Hani yaksan sobada bile yanmaz !
Bu milletin sırtına yapışmış keneler gibiler; halkın kanıyla besleniyorlar. Biri çıkıyor, sanki babasından kalma Nazi topraklarını Afganlara, Kırımlılara pay ediyor . Diğeri sözde hayvan haklarını savunuyor ama keşke hayvanlar için sesin çıkarsa ; mahsum patili dostlarımızı alet edip. Ülkenin kuruluşunu kanıyla süsleyenleri gaz odalarında zehirleyelim diyor! Ve bunların isimleri profesör, doçent! Hatta yemin de etmişler; ama insanlık yemini değil, olsa olsa hipopotam yemini! Gerisini siz düşünün: Tedavi adı altında “barış” kelimesinden huysuzlananların neler yapabileceğini…
Hepsinde aynı makine kalıbı: Milliyetçilik edebiyatı, bayrak edebiyatı… Ama iş icraata gelince en büyük ihanetçiler yine onlar. Sosyal medya profillerine bakıyorsunuz; siyasilerle kol kola, kah bir açılışta, kah bir düğünde… Televizyon ekranları deseniz, babalarını çiftliği diyecektim değil ahırı; istediği gibi girip çıkıyorlar.
Şimdi bize bir Atatürk lazım. Ama onların resmini vitrine koyduğu, duvarlara süs yaptığı Atatürk değil. “Köylü milletin efendisidir” diyen, halkın iradesine yaslanan Atatürk lazım. Hani çıkıp da gür sesiyle, “Cumhuriyet’in kuruluşunda atası, dedesi, kökü bu topraklarda olmayanlar, bu ülkenin istismarını bıraksın ve defolsun!” diyebilecek biri…
İşte o zaman, emin olun, bu ülke gerçekten huzura kavuşacak. Keneler de sahneden çekilecek… Tabii gönüllü mü giderler, yoksa üzerlerine kireç mi dökülür, bilmem sanırım orasını tarih yazar! Ama bu ülkenin tarihçileri olsun.














